|
Çocuklarda
Diş Çürümesini Engelleyen Fissür
Örtücüler
Çocukların
dişleri erişkinlere göre daha çabuk çürüyor.
Şeker, çikolata gibi ürünleri daha
fazla tüketiyorlar ve dişlerinin bakımın
da yetişkinler kadar dikkatli olamıyorlar. Çocukların
süt dişlerinin yerine yenileri gelse bile bu durum
onların diş sağlığı açısından
önemli bir konu. Çağdaş Kışlaoğlu
çocukların süt dişlerini ve diş çürümelerini
yavaşlatmak adına yapılan Fissür Örtücü
(Fissür sealant) tedavi yöntemini ve uygulama
aşamalarını anlatıyor.
Süt dişleri ilk ne zaman görülür?
Süt dişleri değişken olabilmekle
beraber ortalama 6 aydan sonra genel olarak alt ön bölgeden
başlayarak çıkar ve yine değişebilmekle
beraber yaklaşık olarak 3 yaşında tamamlanır.
Bu dönemde çocuğunuzun ağzında toplam
20 adet süt dişi alt ve üst çenede simetrik
olarak yerleşir.
Süt dişlerinin ağız sağlığı
açısından önemi nedir?
Çocuklarda ağız ve diş hastalıkları
tedavisinin koruyucu diş hekimliğinin temelini oluşturduğunu
belirten Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu,
toplumumuzda yer edinen 'süt dişleri zaten değişecek
o yüzden çürümesi ve çekilmesi önemli
değildir' inancının aslında tamamen
yanlış olduğunu vurguladı.
Süt dişleri doğumu takiben süren
ve buluğ çağına kadar uzanan süreçte
görev gören dişlerdir. Yapıları kalıcı
dişlere göre biraz daha farklıdır. Çünkü
vücudumuzda olan her şeyin bir görevi ve sistematiği
olduğu gibi süt dişlerinin de vardır.
Eğer süt dişleri zamanından erken çürür
ve çekilirse yan dişler kayacak ve alttan gelen
kalıcı dişlere yer olmayacağı için
kalıcı dişler çapraşıklık
oluşturarak ortodontik tedaviye ihtiyaç olacaktır.
Eğer çekilmeyip kronik bir iltihap oluştururlarsa
da hem alttan gelen kalıcı dişin kalsifikasyonu
hem de çocuğun genel sağlığı
etkilenecektir. Ayrıca süt dişlerinin alttan
gelen kalıcı dişlere rehberliği söz
konusudur.
Çocukların dişleri neden çürüyor?
Süt dişleri daimi dişlere oranla daha
çok organik madde içerirler, bu nedenle çürüğe
daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı
çürürler.
Çocuklar, çürüğün
erken döneminde görülebilen soğuk sıcak
hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında
yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar
ağrı olduğunda fark ederler ki bu durumda çok
geç kalınmış olabilir.
Çocuklar ağız bakımına yetişkinler
kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi,
merakı ve ebeveynlerinin tutumu diş fırçalama
alışkanlığını belirler.
Beslenme düzensizliğinden dolayı dişler
çürümeye yatkın hale gelir.
Çürük oluşumu tamamen engellenebilir
mi?
Çürüğü tamamen engelleyebilecek
bir aşı ya da ilaç henüz geliştirilemedi,
Ancak çürük sayısını azaltmaya
yönelik malzemeler günümüzde kullanılmaktadır.
Fissur örtücüler olarak adlandırılan
tedavi yöntemi hastalara uygulanmaktadır.
Fissür
Örtücü (Fissür sealant) Nedir?
Azı dişlerinin çiğneme yüzeyinde
Fissür denilen küçük çukurcuklar
vardır. Fissür örtücüler, arka
dişler üzerindeki bu oluklara uygulanır. Beyaz
ve şeffaf renkte olup sıvı şeklinde plastik
esaslı maddelerdir. Diş minesine yapışarak
çürük oluşumunu engeller ve akışkan
bir kıvamı olduğu için diş oluklarına
tamamen tutunur. Bu şekilde işlem diş yüzeyinde
herhangi bir aşınma yapılmadan uygulanır.
Kaç Yaş Grubundaki çocuklarda
bu işlem uygulanabilir?
Fissür Örtücü tedavi yöntemi
6 yaşından itibaren kalıcı azı ve
küçük azı dişlerinde kullanılabilir.
Özellikle daimi dişleri yeni çıkmış
çocuklarda uygulanabilir.
Fissür Örtücülerin çocukların
ağız sağlığı açısından
önemi nedir?
Çocuklar erişkinlere göre diş sağlığı
konusunda daha korumasızdırlar. Dişlerinde
yemek yeme sonrasında oluşan artıklar çürük
oluşumunda büyük etkendir. Dolayısıyla
çocuklarda ve gençlerde çürük oluşumu
daha sık görülür. Diş üzerinde
herhangi bir aşındırma işlemi yapılmadığından
ağrısız bir işlemdir ve çocuklarda
bu tedavi yöntemi ile çürük oluşumu
daha rahat yavaşlatılabilir. Daha sonraki kalıcı
dişlerin sağlıklı oluşması içinde
önemli bir tedavi yöntemidir.
Fissür Örtücüler (Sealantlar)
Çürüğü Nasıl Önler?
Çocuklar dişlerin üzerindeki girinti
ve çıkıntıları rahatlıkla temizleyemez.
Yiyecek artıkları ve bakteriler de bu girintilere
yerleşip dişlerin çürümesine sebep
verir. Fissür örtücüler sıvı
ve akışkan bir kıvamda oldukları için
azı dişlerinin çiğneme yüzeyinde
bulunan Fissür denilen küçük çukurların
en derin noktasına kadar ulaşabilirler ve bu bölgeleri
tıkayarak yiyecek artıkları ve bakterilerin
yapışmasını engellemiş olurlar.
Fissür Örtücüler zamanla
aşınır mı? Korumak için neler
yapılabilir?
Fissür Örtücüler zaman içerisinde
aşınabilir. Fakat yapılan araştırmalar
uzun süreli diş yüzeyinde kalabildiğini
ispatlamıştır. Sert gıdaların sıkça
tüketilmesi(ceviz, fındık vb gibi ürünlerin
dişle kırılması) diş gıcırdatması,
sert malzemenden yapılmış oyuncak vb objelerin
çocuklar tarafından ağza alınarak dişler
ile sıkılması ya da ısırılması
Fissür Örtücülerin daha çabuk kırılmasına
ve dişler üzerinden düşmesine sebep olur.
Fissür Örtücüler uygulama aşamasında
diş minesine ne kadar kuvvetli bağlanırsa diş
üzerindeki ömrü de o kadar uzun olur. Sealantlar
uygulanırken çocuğun tedaviye olan uyumu da
önemli bir faktördür. Fissür Örtücüler
düştükten sonra bile uygulama yapılan
dişler çürümeye karşı diğer
dişlerden daha dirençlidirler. Eğer düştükten
sonra 6 ay içerisinde tekrar uygulanırsa çürüğe
karşı koruma da devam eder. Fissür örtücülerin
diş sağlığı açısından
çok büyük önem taşır. Fakat
Bu uygulama yapıldıktan sonra da dişler düzenli
fırçalanmalı ve rutin olarak çocuklar
diş hekimi kontrollerine götürülmelidir.
Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu
Apgar Skoru
Her
anne ve baba adayının ilk isteği,sağlıklı
bir bebektir. Hamilelik döneminde bebeğin sağlığı
için her türlü fedakarlık yapılır.
Gerekiyorsa zorla yemek yenir,gerekiyorsa dinlenilir...ve
o mucizevi an gelir. Bebeğin ilk çığlığı
duyulur ardından doğumu yaptıran uzmanlara
ilk sorular yöneltilir. Kaç kilo, boyu kaç
santim? Oysa bebeğin sağlıklı olup olmadığını
anlamak için uzmanlar, doğar doğmaz kilo ve
boy ölçümünden daha önemli bir değerlendirme
yaparlar. Apgar skorlaması adı verilen bu değerlendirme
her yeni doğan bebeğe doğumun
1. ve 5.dakikalarında uygulanır. Doğumda bebeğin
yeniden canlandırılmaya ne kadar gereksinimi olduğu
ve yeniden canlandırma çabalarına nasıl
cevap verdiği hakkında oldukça fikir verir.
Doğumdan sonraki 1.ve 5.dakikalarda ve nadiren de 10.dakikada
yapılır.
Apgar skoru ismini Amerikalı anestezi uzmanı Dr.
Virginia Apgar’dan almış. Dr Apgar doğumlarına
katıldığı binlerce bebeğin doğumdan
hemen sonra incelenmesi gerektiğini ileri sürmüş.
Çünkü deneyimlerine göre, yeni doğanın
ilk dakikaları oldukça önemli olduğundan
belirli bir sistem içinde değerlendirilmeli ve bu
sistem standart olmalıydı. Bu nedenle ortaya attığı
Apgar skoru’nu 1952 yılında dünyaya tanıttı.
O tarihten bu yana,bütün yeni doğanlara uzmanlar
tarafından bu standart skor uygulanıyor.
1.dakika Apgar skoru,genellikle doğum esnasında
oksijensizliği ve buna karşılık solunum
desteği gerekip gerekmediğini gösterir. dakikada
skorlamasına göre 0-3 puan=şiddetli oksijensizlik,7-8
Puan=hafif oksijensizlik olarak tanımlanır.
5.dakika Apgar skoru ise yeni doğan dönemindeki
ölümlerin ve ilerideki sinir sisteminin gelişiminin
değerlendirilmesi açısından, 1. dakika
Apgar skoruna göre daha doğru fikir verir.
1.dakikada Apgar skoru ve 3 ve 3’ün altında ise,bebek
canlı değildir ve kalp hızı 80/dk’nın
altındadır. Bu bebeğe yeniden canlandırma
işlemi yapılmalıdır. Apgar skoru 4-6 arasında
ise kalp hızı 80/dk’nın üzerindedir.
Bebek doğar doğmaz bir ısıtıcı
altına alınır, cildine uyarıda bulunulur,
sırtı okşanır, ayakları hafifçe
tokatlanır, ağzının içi aspire edilir.Bu
işlemlere yeterli cevap alınmazsa solunum desteği
sağlanır.Apgar skoru 7 ve üzeri olan bebekler
ısıtıcı altına alınır,
hava yolu aspire edilir, başı, vücuda kurulanır
ve ayak tabanlarına uyarı yapılır. Bu
skorlama 5. ve 10. dakikalarda tekrar değerlendirilir.
Apgar skorlarını etkileyen nedenler Apgar skorlamasını,
doğum öncesi ve doğum sırasında bebeği
sıkıntıya sokabilecek, anneye ve bebeğe
ait birçok faktör etkiler. Anneye ait sebeplerden
özellikle annenin alkol ve uyuşturucu madde kullanımı,
hipertansiyonu ve damar hastalıklarının olması,
plasentanın erken ve önde gelmesi doğumun uzaması
önemlidir. Bebeğe ait faktörler ise: kordon
dolonması, mekonyum (ilk kaka) yutması,doğum
sırasında anestezi süresinin uzaması ve
kullanılan ilaçlar, doğum travması, bebeğin
kas ve sinir hastalıkları, doğumsal anomaliler,
doğuştan kalp hastalıklarının olması,
solunum yolu tıkanıklıkları, akciğer
enfeksiyonlarıdır. Yukarıdaki anneye ve bebeğe
bağlı sebeplerin her biri Apgar skorlamasının
düşük olmasına sebep olur. Özellikle
5.dakika Apgar değerlendirilmesi ilerideki nörolojik
hasarı gösterir. Bu çocukların takibi
daha dikkatli yapılmalıdır. Bu skorlama özellikle
doktorun çocuğu takibinde kolaylık sağlar.
Apgari yüksek çıkan çocuklarda da bazen
nadiren de olsa sonraki günlerde sağlık problemleri
görülebilir.
| NELERE DİKKAT EDİLİYOR |
Apkar skoruna göre 5 objektif bulgudan oluşan
10 puan ,yeni doğmuş bebeğin durumunun
mükemmel olduğunu gösterir.
Bu 5 bulgu;bebeğin kalp hızı,kas tonusu,refreks
cevabı ve deri rengidir.Puanlama şu şekilde
yapılır. |
| SKOR |
| |
0 |
1 |
2 |
| Kalp hızı |
Yok |
(aşağı) 100 vuruş/dk |
(yukarı) 100 vuruş/dk |
| Solunum |
Yok |
Yavaş |
İyi |
| Kas tonusu |
Gevşek |
Kol ve bacakta fleksiyon (gövdeye çekme) |
Aktif hareketler |
| Refleks cevabı |
Yok |
Yüz buruşturma |
Öksürük,aksırık |
| Deri rengi |
Mor,soluk |
Vücut pembe kollar
Bacaklar mor |
Her taraf pembe |
|
Uzm. Dr. Günay ERMERGEN
Bebeğinizin
Ateşi Çıkarsa...
Bebeklerin ateşinin bir parça yüksek olduğunu
görmek bir çok anne babanın paniğe kapılmasına
yol açar.Hemen acaba tehlikeli bir durum mu söz
konusu?sorusu akla gelir.Özellikle de ilk kez anne baba
olmuşlarsa....Hatta bu nedenle doktoru arayan yada hastaneye
koşturanların sayısı oldukça fazladır.Oysa
deneyimli anne babalar,bebeklerinin vücut ısısındaki
her artışın ona zarar vermeyeceğini bilirler.Ne
tür yükselmelerin basit nedenlerden(örneğin
,diş çıkarma),ne tür yükselmelerin
mikrobik yada viral bir enfeksiyondan kaynaklandığını
tahmin edebilirler.Hemen doktoru aramak yada hastaneye koşmak
yerine önce gözler ve ilk yapılması gerekenleri
yaparlar...Ve onlar bilirler ki;gerçekte ateş hastalığa
verilen mücadelenin bir göstergesidir.Bu yönüyle
de yararlıdır.Tabi kontrol altına alınmak
kaydıyla...Nasıl mı?Bu konuyla ilgili bilinmesi
gerekenlere gelin birlikte göz atalım.
ATEŞ NEDİR?
Ateş,hastalık halinde vücut ısısının
normalin üzerinde olması durumuna deniyor.Tabi’normal’
kavramı değişken bir kavram.Biz büyüklerde
normal vücut ısısı 36 C ila 37 C arasında
değişirken bebeklerde normal vücut ısısı
38 C’ye kadar çıkabiliyor.yine biz yetişkinler
için vücut ısısının 39 C’nin
üzerine çıkması hayati risk yaratan bir
durumken bebeklerde bu sınır 41.5 C.Ateş dendiğinde
bilnmesi gerekenlerden biri de,ateşin bir hastalık
değil bir hastalık belirtisi olduğu.
BEBEĞİN ATEŞİ
NEDEN VE NASIL YÜKSELİR?
Ateş çeşitli uyaranlar tarafından ortaya
çıkabiliyor.Bunlar arasında bakteriler ve bakterilerin
parçalanmasıyla ortaya çıkan toksinler,virüsler
ve mantarları saymak mümkün.Bu uyaranların
savunma hücreleriyle etkileşimi sonucu endojen pirojen
denen bazı maddeler ortaya çıkıyor.Bu
maddeler beyindeki ısıya hassas sinir hücrelerini
etkiliyor,böylece vücut ısı üretimi
artıyor ve ateş yükseliyor.Bu da bebeğin
daha hızlı nefes alıp vermesine,kalbin daha
hızlı çalışmasına ve deriye
daha hızlı kan pompalamasına neden oluyor.Böylece
iç sıcaklık deriyede yansıyor.Geriye dönüş
ise ısı kaybı mekanizmalarının devreye
girmesiyle ve özellikle terleme ile gerçekleşiyor.Vücut
erleme yoluyla ısısını azaltma yoluna
gidiyor.
Kısacası ateşin yükselmesi ve beraberinde
gelişen tüm bu reaksiyonlar vucudun hastalığa
karşı geliştirdiği kendini savunma yöntemleri.Bir
başka deyişle ateşin vücudun doğal
savunmasını aktive eden yardımcı bir sistem
olarak görülmesi gerekiyor.Bu noktada ‘Aman ne iyi
!Madem ki ateş enfeksiyona karşı mücadele
ediyor,biz ateşle niye mücadele edelim ki?diye düşünebilirsiniz.Kısmen
haklı olmakla beraber,göz ardı etmemeniz gereken
bir konu var.Ateşin hem dost hem düşman olduğunu
aklınızdan çıkarmamalısınız!Çünkü
kontrol altına alınmayan yüksek ateş bebeğin
beyin hücrelerine zarar verebiliyor.
BEBEĞİN VÜCUT ISISI KENDİNE ÖZGÜDÜR.<<Sağlıklı
bir bebekte normal vücut sıcaklığı
koltuk altından ölçüldüğünde
36 C ile 37.2 C arasında değişiyor.Yine bebeklerde
ortalama ağız içi sıcaklığının
ise ortalama 37 C olduğu kabul ediliyor.Bunun yanında
her bebeğin kendine özgü bir vücut sıcaklığı
olduğunu ve vücut ısısında gündelik
değişmeler olabileceğini unutmamak gerekiyor.
Bir diğer bilinmesi gereken de bebeklerin vücut
ısısının gün içinde değişkenlik
gösterebileceği.Örneğin;sağlıklı
bir bebeğin normal vücut sıcaklığı
sabah saatlerinde 36 C iken öğleden sonra 37.8 C
ye çıkabiliyor.Yine makat sıcaklığı
sabah saatlerinde 37.8 C iken öğleden sonra 38.3
C civarında oluyor.Bu çerçevede bir bebeğin
ateşini doğru değerlendirebilmek için
onun kendine özgü vücut sıcaklığını
bilmek en iyisi.İyisimi siz bir süre boyunca her
sabah ve her öğleden sonra bebeğinizin vücut
sıcaklığını makattan ölçün
ve bu sıcaklıkları bir bir not edin.Elde edeceğiniz
ortalama sıcaklık bebeğinizin kendine özgü
normal vücut sıcaklığıdır.İleride
yapacağınız sıcaklık ölçümü
sonucunun normalölçümlerden fazla olmasını
yüksek ateş belirtisi olarak değerlendirebilirsiniz.
BEBEĞİNİZİN ATEŞİNİ
NASIL ÖLÇERSİNİZ?
Bebeklerde ateş ölçümü özellikle
ilk iki yıl rektal(mzkattan)yoldan öneriliyor.Çünkü
koltuk altı ölçümleri çevre ısısıyla
ve terlemeyle değişiklik gösterebiliyor.Ayrıca
ağızdan,kulaktan veya cilt üzerinden de ölçüm
yapılabiliyor.Bunun için kulak ve ciltten ölçen
özel elektronik derecelerin yanında ağızdan
ölçüm için emzik şeklinde derecelerde
piyasada mevcut.Aslına bakacak olursanız,ısı
ölümü teknolojisi öylesine hızlı
gelişiyor ki,cam termometrelerin yakın bir gelecekte
tarihe karışacaklarını söylemek mümkün
Uzm. Dr. Günay ERMERGEN
Hangi Durumlarda
Doktora Başvurulmalıdır...
Ateşli olan bir bebek şu durumlarda mutlaka uzmana
gösterilmelidir:
*Bebek iki ile altı aylıksa(daha küçük
olanların acil müdahaleye gereksinimleri vardır)
*Bebeğin kalp,böbrek,nörolojik hastalık,anemi
vs.gibi kronik bir hastalığı varsa
*Bebeğin geçmişinde ateşli havale öyküsü
varsa,
*Bebekte susuz kalma belirtileri varsa (seyrek idrar,koyu
sarı idrar,tükürük ve gözyaşı
azalması,dudak ve ciltte kuruma,gözlerin ve bıngıldağın
içeri çökmesi)
*Bebeğin davranışları farklılık
gösteriyorsa,(aşırı huysuzsa ,uyuyamıyorsa,ışığa
duyarlıysa,her zamankinden daha fazla ağlıyorsa,yemeyi
reddediyorsa,kulaklarını çekiştiriyorsa)
*Birkaç gün hafif seyreden ateşi birden bire
yükselirse,yada birkaç gündür soğuk
algınlığı olan bebeğin ateşi
birden bire yükselmeye başlarsa(Bu durum orta kulak
iltihabı yada bademcik iltihabı gibi ikincil bir
enfeksiyonun belirtisi olabilir.
*Bebeğin ateşi rektal olarak 39 C den yüksekse
(ateşin bu derecelerde olması tek başına
önemli bir hastalık belirtisi sayılmaz.Bazı
hafif hastalıklarda bile bebeklerin ateşi 40.5_41
C’ ye kadar çıkabilir.Fakat ,yinede emin olmak için
doktorunuza danışın.
*Ateşli ilaçlarla düşmüyorsa,
*Hafif nezle ve soğuk algınlığına
eşlik eden 39 C nin altındaki rektal ateş üç
günden daha uzun bir süre devam ediyorsa,
*Herhangi başka bir hastalık belirtisi olmaksızın
bebeğin ateşi 24 saatten fazladır devam ediyorsa,bir
uzmana başvurulması gerekir.
DR.GÜNAY ERMERGEN |