Ana Sayfa
Haber Videolari
Is Dunyasi
Reklam Dunyasi
Turkiye Rehberi
Kose Yazilari
Dr. Magazin
Ilan Rezervasyon
Iletisim
 

ISTANBUL ISTANBUL
ANKARA ANKARA
IZMIR IZMIR
ANTALYA ANTALYA
BURSA BURSA
TRABZON TRABZON
ADANA ADANA

 

Çocuklarda Diş Çürümesini Engelleyen Fissür Örtücüler…

Çocukların dişleri erişkinlere göre daha çabuk çürüyor. Şeker, çikolata gibi ürünleri daha fazla tüketiyorlar ve dişlerinin bakımın da yetişkinler kadar dikkatli olamıyorlar. Çocukların süt dişlerinin yerine yenileri gelse bile bu durum onların diş sağlığı açısından önemli bir konu. Çağdaş Kışlaoğlu çocukların süt dişlerini ve diş çürümelerini yavaşlatmak adına yapılan Fissür Örtücü (Fissür sealant) tedavi yöntemini ve uygulama aşamalarını anlatıyor.

Süt dişleri ilk ne zaman görülür?

“Süt dişleri değişken olabilmekle beraber ortalama 6 aydan sonra genel olarak alt ön bölgeden başlayarak çıkar ve yine değişebilmekle beraber yaklaşık olarak 3 yaşında tamamlanır. Bu dönemde çocuğunuzun ağzında toplam 20 adet süt dişi alt ve üst çenede simetrik olarak yerleşir.”
Süt dişlerinin ağız sağlığı açısından önemi nedir?
Çocuklarda ağız ve diş hastalıkları tedavisinin koruyucu diş hekimliğinin temelini oluşturduğunu belirten Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, toplumumuzda yer edinen 'süt dişleri zaten değişecek o yüzden çürümesi ve çekilmesi önemli değildir' inancının aslında tamamen yanlış olduğunu vurguladı.
“Süt dişleri doğumu takiben süren ve buluğ çağına kadar uzanan süreçte görev gören dişlerdir. Yapıları kalıcı dişlere göre biraz daha farklıdır. Çünkü vücudumuzda olan her şeyin bir görevi ve sistematiği olduğu gibi süt dişlerinin de vardır. Eğer süt dişleri zamanından erken çürür ve çekilirse yan dişler kayacak ve alttan gelen kalıcı dişlere yer olmayacağı için kalıcı dişler çapraşıklık oluşturarak ortodontik tedaviye ihtiyaç olacaktır. Eğer çekilmeyip kronik bir iltihap oluştururlarsa da hem alttan gelen kalıcı dişin kalsifikasyonu hem de çocuğun genel sağlığı etkilenecektir. Ayrıca süt dişlerinin alttan gelen kalıcı dişlere rehberliği söz konusudur.”

Çocukların dişleri neden çürüyor?

• Süt dişleri daimi dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürüğe daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler.
• Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olduğunda fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.
• Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynlerinin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.
• Beslenme düzensizliğinden dolayı dişler çürümeye yatkın hale gelir.

Çürük oluşumu tamamen engellenebilir mi?

“Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı ya da ilaç henüz geliştirilemedi, Ancak çürük sayısını azaltmaya yönelik malzemeler günümüzde kullanılmaktadır. Fissur örtücüler olarak adlandırılan tedavi yöntemi hastalara uygulanmaktadır.”

Fissür Örtücü (Fissür sealant) Nedir?

“Azı dişlerinin çiğneme yüzeyinde “Fissür” denilen küçük çukurcuklar vardır. Fissür örtücüler, arka dişler üzerindeki bu oluklara uygulanır. Beyaz ve şeffaf renkte olup sıvı şeklinde plastik esaslı maddelerdir. Diş minesine yapışarak çürük oluşumunu engeller ve akışkan bir kıvamı olduğu için diş oluklarına tamamen tutunur. Bu şekilde işlem diş yüzeyinde herhangi bir aşınma yapılmadan uygulanır.”

Kaç Yaş Grubundaki çocuklarda bu işlem uygulanabilir?

“Fissür Örtücü tedavi yöntemi 6 yaşından itibaren kalıcı azı ve küçük azı dişlerinde kullanılabilir. Özellikle daimi dişleri yeni çıkmış çocuklarda uygulanabilir.”

Fissür Örtücülerin çocukların ağız sağlığı açısından önemi nedir?

“Çocuklar erişkinlere göre diş sağlığı konusunda daha korumasızdırlar. Dişlerinde yemek yeme sonrasında oluşan artıklar çürük oluşumunda büyük etkendir. Dolayısıyla çocuklarda ve gençlerde çürük oluşumu daha sık görülür. Diş üzerinde herhangi bir aşındırma işlemi yapılmadığından ağrısız bir işlemdir ve çocuklarda bu tedavi yöntemi ile çürük oluşumu daha rahat yavaşlatılabilir. Daha sonraki kalıcı dişlerin sağlıklı oluşması içinde önemli bir tedavi yöntemidir.”

Fissür Örtücüler (Sealantlar) Çürüğü Nasıl Önler?

“Çocuklar dişlerin üzerindeki girinti ve çıkıntıları rahatlıkla temizleyemez. Yiyecek artıkları ve bakteriler de bu girintilere yerleşip dişlerin çürümesine sebep verir. Fissür örtücüler sıvı ve akışkan bir kıvamda oldukları için azı dişlerinin çiğneme yüzeyinde bulunan Fissür denilen küçük çukurların en derin noktasına kadar ulaşabilirler ve bu bölgeleri tıkayarak yiyecek artıkları ve bakterilerin yapışmasını engellemiş olurlar.”

Fissür Örtücüler zamanla aşınır mı? Korumak için neler yapılabilir?

“Fissür Örtücüler zaman içerisinde aşınabilir. Fakat yapılan araştırmalar uzun süreli diş yüzeyinde kalabildiğini ispatlamıştır. Sert gıdaların sıkça tüketilmesi(ceviz, fındık vb gibi ürünlerin dişle kırılması) diş gıcırdatması, sert malzemenden yapılmış oyuncak vb objelerin çocuklar tarafından ağza alınarak dişler ile sıkılması ya da ısırılması Fissür Örtücülerin daha çabuk kırılmasına ve dişler üzerinden düşmesine sebep olur. Fissür Örtücüler uygulama aşamasında diş minesine ne kadar kuvvetli bağlanırsa diş üzerindeki ömrü de o kadar uzun olur. Sealantlar uygulanırken çocuğun tedaviye olan uyumu da önemli bir faktördür. Fissür Örtücüler düştükten sonra bile uygulama yapılan dişler çürümeye karşı diğer dişlerden daha dirençlidirler. Eğer düştükten sonra 6 ay içerisinde tekrar uygulanırsa çürüğe karşı koruma da devam eder. Fissür örtücülerin diş sağlığı açısından çok büyük önem taşır. Fakat Bu uygulama yapıldıktan sonra da dişler düzenli fırçalanmalı ve rutin olarak çocuklar diş hekimi kontrollerine götürülmelidir.”
Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu

Apgar Skoru
Her anne ve baba adayının ilk isteği,sağlıklı bir bebektir. Hamilelik döneminde bebeğin sağlığı için her türlü fedakarlık yapılır. Gerekiyorsa zorla yemek yenir,gerekiyorsa dinlenilir...ve o mucizevi an gelir. Bebeğin ilk çığlığı duyulur ardından doğumu yaptıran uzmanlara ilk sorular yöneltilir. Kaç kilo, boyu kaç santim? Oysa bebeğin sağlıklı olup olmadığını anlamak için uzmanlar, doğar doğmaz kilo ve boy ölçümünden daha önemli bir değerlendirme yaparlar. Apgar skorlaması adı verilen bu değerlendirme her yeni doğan bebeğe doğumun
1. ve 5.dakikalarında uygulanır. Doğumda bebeğin yeniden canlandırılmaya ne kadar gereksinimi olduğu ve yeniden canlandırma çabalarına nasıl cevap verdiği hakkında oldukça fikir verir. Doğumdan sonraki 1.ve 5.dakikalarda ve nadiren de 10.dakikada yapılır.
Apgar skoru ismini Amerikalı anestezi uzmanı Dr. Virginia Apgar’dan almış. Dr Apgar doğumlarına katıldığı binlerce bebeğin doğumdan hemen sonra incelenmesi gerektiğini ileri sürmüş. Çünkü deneyimlerine göre, yeni doğanın ilk dakikaları oldukça önemli olduğundan belirli bir sistem içinde değerlendirilmeli ve bu sistem standart olmalıydı. Bu nedenle ortaya attığı Apgar skoru’nu 1952 yılında dünyaya tanıttı. O tarihten bu yana,bütün yeni doğanlara uzmanlar tarafından bu standart skor uygulanıyor.
1.dakika Apgar skoru,genellikle doğum esnasında oksijensizliği ve buna karşılık solunum desteği gerekip gerekmediğini gösterir. dakikada skorlamasına göre 0-3 puan=şiddetli oksijensizlik,7-8 Puan=hafif oksijensizlik olarak tanımlanır.
5.dakika Apgar skoru ise yeni doğan dönemindeki ölümlerin ve ilerideki sinir sisteminin gelişiminin değerlendirilmesi açısından, 1. dakika Apgar skoruna göre daha doğru fikir verir.
1.dakikada Apgar skoru ve 3 ve 3’ün altında ise,bebek canlı değildir ve kalp hızı 80/dk’nın altındadır. Bu bebeğe yeniden canlandırma işlemi yapılmalıdır. Apgar skoru 4-6 arasında ise kalp hızı 80/dk’nın üzerindedir.
Bebek doğar doğmaz bir ısıtıcı altına alınır, cildine uyarıda bulunulur, sırtı okşanır, ayakları hafifçe tokatlanır, ağzının içi aspire edilir.Bu işlemlere yeterli cevap alınmazsa solunum desteği sağlanır.Apgar skoru 7 ve üzeri olan bebekler ısıtıcı altına alınır, hava yolu aspire edilir, başı, vücuda kurulanır ve ayak tabanlarına uyarı yapılır. Bu skorlama 5. ve 10. dakikalarda tekrar değerlendirilir.
Apgar skorlarını etkileyen nedenler Apgar skorlamasını, doğum öncesi ve doğum sırasında bebeği sıkıntıya sokabilecek, anneye ve bebeğe ait birçok faktör etkiler. Anneye ait sebeplerden özellikle annenin alkol ve uyuşturucu madde kullanımı, hipertansiyonu ve damar hastalıklarının olması, plasentanın erken ve önde gelmesi doğumun uzaması önemlidir. Bebeğe ait faktörler ise: kordon dolonması, mekonyum (ilk kaka) yutması,doğum sırasında anestezi süresinin uzaması ve kullanılan ilaçlar, doğum travması, bebeğin kas ve sinir hastalıkları, doğumsal anomaliler, doğuştan kalp hastalıklarının olması, solunum yolu tıkanıklıkları, akciğer enfeksiyonlarıdır. Yukarıdaki anneye ve bebeğe bağlı sebeplerin her biri Apgar skorlamasının düşük olmasına sebep olur. Özellikle 5.dakika Apgar değerlendirilmesi ilerideki nörolojik hasarı gösterir. Bu çocukların takibi daha dikkatli yapılmalıdır. Bu skorlama özellikle doktorun çocuğu takibinde kolaylık sağlar. Apgari yüksek çıkan çocuklarda da bazen nadiren de olsa sonraki günlerde sağlık problemleri görülebilir.

NELERE DİKKAT EDİLİYOR
Apkar skoruna göre 5 objektif bulgudan oluşan 10 puan ,yeni doğmuş bebeğin durumunun mükemmel olduğunu gösterir.
Bu 5 bulgu;bebeğin kalp hızı,kas tonusu,refreks cevabı ve deri rengidir.Puanlama şu şekilde yapılır.
SKOR
  0 1 2
Kalp hızı Yok (aşağı) 100 vuruş/dk (yukarı) 100 vuruş/dk
Solunum Yok Yavaş İyi
Kas tonusu Gevşek Kol ve bacakta fleksiyon
(gövdeye çekme)
Aktif hareketler
Refleks cevabı Yok Yüz buruşturma Öksürük,aksırık
Deri rengi Mor,soluk Vücut pembe kollar
Bacaklar mor
Her taraf pembe

Uzm. Dr. Günay ERMERGEN

Bebeğinizin Ateşi Çıkarsa...
Bebeklerin ateşinin bir parça yüksek olduğunu görmek bir çok anne babanın paniğe kapılmasına yol açar.Hemen acaba tehlikeli bir durum mu söz konusu?sorusu akla gelir.Özellikle de ilk kez anne baba olmuşlarsa....Hatta bu nedenle doktoru arayan yada hastaneye koşturanların sayısı oldukça fazladır.Oysa deneyimli anne babalar,bebeklerinin vücut ısısındaki her artışın ona zarar vermeyeceğini bilirler.Ne tür yükselmelerin basit nedenlerden(örneğin ,diş çıkarma),ne tür yükselmelerin mikrobik yada viral bir enfeksiyondan kaynaklandığını tahmin edebilirler.Hemen doktoru aramak yada hastaneye koşmak yerine önce gözler ve ilk yapılması gerekenleri yaparlar...Ve onlar bilirler ki;gerçekte ateş hastalığa verilen mücadelenin bir göstergesidir.Bu yönüyle de yararlıdır.Tabi kontrol altına alınmak kaydıyla...Nasıl mı?Bu konuyla ilgili bilinmesi gerekenlere gelin birlikte göz atalım.

ATEŞ NEDİR?
Ateş,hastalık halinde vücut ısısının normalin üzerinde olması durumuna deniyor.Tabi’normal’ kavramı değişken bir kavram.Biz büyüklerde normal vücut ısısı 36 C ila 37 C arasında değişirken bebeklerde normal vücut ısısı 38 C’ye kadar çıkabiliyor.yine biz yetişkinler için vücut ısısının 39 C’nin üzerine çıkması hayati risk yaratan bir durumken bebeklerde bu sınır 41.5 C.Ateş dendiğinde bilnmesi gerekenlerden biri de,ateşin bir hastalık değil bir hastalık belirtisi olduğu.

BEBEĞİN ATEŞİ NEDEN VE NASIL YÜKSELİR?
Ateş çeşitli uyaranlar tarafından ortaya çıkabiliyor.Bunlar arasında bakteriler ve bakterilerin parçalanmasıyla ortaya çıkan toksinler,virüsler ve mantarları saymak mümkün.Bu uyaranların savunma hücreleriyle etkileşimi sonucu endojen pirojen denen bazı maddeler ortaya çıkıyor.Bu maddeler beyindeki ısıya hassas sinir hücrelerini etkiliyor,böylece vücut ısı üretimi artıyor ve ateş yükseliyor.Bu da bebeğin daha hızlı nefes alıp vermesine,kalbin daha hızlı çalışmasına ve deriye daha hızlı kan pompalamasına neden oluyor.Böylece iç sıcaklık deriyede yansıyor.Geriye dönüş ise ısı kaybı mekanizmalarının devreye girmesiyle ve özellikle terleme ile gerçekleşiyor.Vücut erleme yoluyla ısısını azaltma yoluna gidiyor.
Kısacası ateşin yükselmesi ve beraberinde gelişen tüm bu reaksiyonlar vucudun hastalığa karşı geliştirdiği kendini savunma yöntemleri.Bir başka deyişle ateşin vücudun doğal savunmasını aktive eden yardımcı bir sistem olarak görülmesi gerekiyor.Bu noktada ‘Aman ne iyi !Madem ki ateş enfeksiyona karşı mücadele ediyor,biz ateşle niye mücadele edelim ki?diye düşünebilirsiniz.Kısmen haklı olmakla beraber,göz ardı etmemeniz gereken bir konu var.Ateşin hem dost hem düşman olduğunu aklınızdan çıkarmamalısınız!Çünkü kontrol altına alınmayan yüksek ateş bebeğin beyin hücrelerine zarar verebiliyor.
BEBEĞİN VÜCUT ISISI KENDİNE ÖZGÜDÜR.<<Sağlıklı bir bebekte normal vücut sıcaklığı koltuk altından ölçüldüğünde 36 C ile 37.2 C arasında değişiyor.Yine bebeklerde ortalama ağız içi sıcaklığının ise ortalama 37 C olduğu kabul ediliyor.Bunun yanında her bebeğin kendine özgü bir vücut sıcaklığı olduğunu ve vücut ısısında gündelik değişmeler olabileceğini unutmamak gerekiyor.
Bir diğer bilinmesi gereken de bebeklerin vücut ısısının gün içinde değişkenlik gösterebileceği.Örneğin;sağlıklı bir bebeğin normal vücut sıcaklığı sabah saatlerinde 36 C iken öğleden sonra 37.8 C ye çıkabiliyor.Yine makat sıcaklığı sabah saatlerinde 37.8 C iken öğleden sonra 38.3 C civarında oluyor.Bu çerçevede bir bebeğin ateşini doğru değerlendirebilmek için onun kendine özgü vücut sıcaklığını bilmek en iyisi.İyisimi siz bir süre boyunca her sabah ve her öğleden sonra bebeğinizin vücut sıcaklığını makattan ölçün ve bu sıcaklıkları bir bir not edin.Elde edeceğiniz ortalama sıcaklık bebeğinizin kendine özgü normal vücut sıcaklığıdır.İleride yapacağınız sıcaklık ölçümü sonucunun normalölçümlerden fazla olmasını yüksek ateş belirtisi olarak değerlendirebilirsiniz.

BEBEĞİNİZİN ATEŞİNİ NASIL ÖLÇERSİNİZ?
Bebeklerde ateş ölçümü özellikle ilk iki yıl rektal(mzkattan)yoldan öneriliyor.Çünkü koltuk altı ölçümleri çevre ısısıyla ve terlemeyle değişiklik gösterebiliyor.Ayrıca ağızdan,kulaktan veya cilt üzerinden de ölçüm yapılabiliyor.Bunun için kulak ve ciltten ölçen özel elektronik derecelerin yanında ağızdan ölçüm için emzik şeklinde derecelerde piyasada mevcut.Aslına bakacak olursanız,ısı ölümü teknolojisi öylesine hızlı gelişiyor ki,cam termometrelerin yakın bir gelecekte tarihe karışacaklarını söylemek mümkün

Uzm. Dr. Günay ERMERGEN

Hangi Durumlarda
Doktora Başvurulmalıdır...

Ateşli olan bir bebek şu durumlarda mutlaka uzmana gösterilmelidir:
*Bebek iki ile altı aylıksa(daha küçük olanların acil müdahaleye gereksinimleri vardır)
*Bebeğin kalp,böbrek,nörolojik hastalık,anemi vs.gibi kronik bir hastalığı varsa
*Bebeğin geçmişinde ateşli havale öyküsü varsa,
*Bebekte susuz kalma belirtileri varsa (seyrek idrar,koyu sarı idrar,tükürük ve gözyaşı azalması,dudak ve ciltte kuruma,gözlerin ve bıngıldağın içeri çökmesi)
*Bebeğin davranışları farklılık gösteriyorsa,(aşırı huysuzsa ,uyuyamıyorsa,ışığa duyarlıysa,her zamankinden daha fazla ağlıyorsa,yemeyi reddediyorsa,kulaklarını çekiştiriyorsa)
*Birkaç gün hafif seyreden ateşi birden bire yükselirse,yada birkaç gündür soğuk algınlığı olan bebeğin ateşi birden bire yükselmeye başlarsa(Bu durum orta kulak iltihabı yada bademcik iltihabı gibi ikincil bir enfeksiyonun belirtisi olabilir.
*Bebeğin ateşi rektal olarak 39 C den yüksekse (ateşin bu derecelerde olması tek başına önemli bir hastalık belirtisi sayılmaz.Bazı hafif hastalıklarda bile bebeklerin ateşi 40.5_41 C’ ye kadar çıkabilir.Fakat ,yinede emin olmak için doktorunuza danışın.
*Ateşli ilaçlarla düşmüyorsa,
*Hafif nezle ve soğuk algınlığına eşlik eden 39 C nin altındaki rektal ateş üç günden daha uzun bir süre devam ediyorsa,
*Herhangi başka bir hastalık belirtisi olmaksızın bebeğin ateşi 24 saatten fazladır devam ediyorsa,bir uzmana başvurulması gerekir.

DR.GÜNAY ERMERGEN

 

 
Yazışma Adresi: P.K.: 112 34725 Kızıltoprak - İstanbul - Tr.
Tel: +90 (216) 414 49 98 / +90 (216) 414 49 36
Elektronik Posta: aeanews@aeanews.com.tr

Copyright © 2009, Agency Europe & Anatolia
Agency Europe & Anatolia bir Ekşioğlu Medya Grup kuruluşudur.