Ana Sayfa
TV Rehberi
Turkiye Rehberi
Is Dünyasi
Reklam Dunyasi
Saglik
Ilan Tarifesi
Ilan Rezervasyon
Iletisim

HAVA DURUMU

ISTANBUL
ISTANBUL ANKARA
ANKARA IZMIR
IZMIR ANTALYA
ANTALYA BURSA
BURSA TRABZON
TRABZON ADANA
ADANA

 

Saç Dökülmesine Tek Çare Medikal Tedavi...
17/12/2008

Pek çok erkeğin kâbusu olan “erkek tip saç dökülmesi” kişilerin psikolojik ve sosyal hayatını da etkileyebiliyor. Saç dökülmesine çare arayan erkeklerin yaptığı en büyük hata ise uzman bir hekime görünmeden bilimsel olarak etkisi kanıtlanmamış bitkisel ilaçları kullanmaları. Erkek tipi saç dökülmesinin genetik bir hastalık olduğunu söyleyen İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Server Serdaroğlu, “Bunu kullan geçer, şu karışım iyi gelir, gibi kulaktan dolma yanlış bilgiler kişileri doğru ve etkin tedaviden uzaklaştırıyor ve tedaviyi geciktiriyor” dedi.

Toplumda “kellik” olarak bilinen “erkek tipi saç dökülmesi” erkeklerin yüzde 70’ini etkileyen genetik bir hastalık. Tıpta ‘Androgenetik alopesi’ olarak adlandırılan bu hastalık, genetik yapı nedeniyle erkeklik hormonlarının saç köklerini etkilemesi sonucu ortaya çıkıyor. Doktor gözetiminde tedavi edilebilen bir hastalık olan erkek tipi saç dökülmesi ile ilgili yapılan en büyük hata ise; çoğu zaman vakit ve para kaybına neden olan bitkisel ilaç kullanımının tercih edilmesi.

Prof. Dr. Serdaroğlu, erkek tipi saç dökülmesi sorunu yaşayan hastaların ilk olarak kuaförler tarafından fark edilebildiğini ya da hastaların hekim yerine kuaförlerine başvurduğunu söyleyerek, “Kuaförler tarafından önerilen şampuanların işe yaraması için içeriğinde saç kökünü uyaracak bir ilaç olması ve saç köküne kadar emilmesi için saçlı deride en az 4 saat kalması gerekir. Bu pratik olarak mümkün değil. Kuaförlerin bu konuda hastalara yardımcı olmaları ve erken dönemde dermatologlara yönlendirmeleri gerekiyor” diye konuştu. Bitkisel ilaçların ise dermatologlar tarafından tercih edilmediğini söyleyen Prof. Dr. Serdaroğlu, “Etkin bir tedavi için uzman hekimler olarak onaylı, bilimsel etkisi ve sonuçları kanıtlanmış ilaçları kullanırız, bitkisel ilaçların bu hastalığı iyi geldiği konusunda ise herhangi bir bilimsel kanıt bulanmamakta” şeklinde konuştu.

PSİKOLOJİK SORUNLARA NEDEN OLUYOR
18–25 yaş arası erkeklerde ciddi psikolojik sorunları beraberinde getiren erkek tipi saç dökülmesi bu yaş grubunun duygusal ilişkilerinde aldıkları olumsuz tüm yanıtları, ilgili olsun ya da olmasın kelliğe bağlamalarına neden oluyor. Bu psikolojik etkinin yaş ilerledikçe azaldığını söyleyen Prof. Dr. Serdaroğlu, 25 yaşından sonra erkeklerin, iş yaşantısındaki başarının da etkisiyle kelliği psikolojik sorun olmaktan çıkardıklarını ve kendilerini o şekilde sevmeye başladıklarını belirtti. Prof. Dr. Serdaroğlu, saç dökülmesinin içinde hekimlerin olmadığı saç merkezlerinde bazı geleneksel yöntemlerle tedavi edilmeye çalışıldığını sözlerine ekleyerek, “Bu işlemlerin tamamının işe yaramadığını söyleyemem. Örneğin çeşitli kimyasallar ile tedavi yapılan yerler var, bu yöntemler belki saçları kalınlaştırabilir. Ama bunlar kontrolsüz işlemlerdir ve ileride ne tür bir yan etki doğuracağı bilinmemektedir” dedi.

TEDAVİ ÖMÜR BOYU SÜRÜYOR

Prof. Dr. Server Serdaroğlu, 2000–2008 yılları arasında İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Saç Hastalıkları Birimi’ne başvuran 350 erkek tipi saç dökülmesi hastasının üzerinde yaptığı araştırma ile erkeklerin hastalık başladıktan ortalama 4 yıl sonra hekime başvurduğunu ortaya koydu. Bu sürenin tedavi için çok büyük kayıplar doğurmadığını belirten Prof. Dr. Serdaroğlu, “Erkeklerin saç dökülmesi konusunda tek çarenin saç ekimi olmadığını bilmeleri gerekir. Hastalık başladıktan 4 yıl sonra bile bize başvuran kişileri medikal tedaviyle iyileştirebiliyor ve hastalığı kontrol altında tutabiliyoruz” diye konuştu. Tedavi sürecinde yaşadıkları en önemli sorunlardan birinin hastaların tedaviyi yarım bırakmaları olduğunu söyleyen Prof. Dr. Serdaroğlu, “İlaçlar hasta tarafından kısa süre kullanılıp, etkisiz olduğu düşünülerek bırakılabiliyor. Sonuç alınabilmesi için uzun bir tedavi sürecine ihtiyaç olduğunu bilmek gerekir, 1 ay ilaç kullanıp mucize beklemek yanlış olur” şeklinde konuştu.
Erkek tipi saç dökülmesi tedavisinin tıpkı şeker hastalığında olduğu gibi ömür boyu süreceğini de dile getiren Prof. Dr. Serdaroğlu, “Hastaların ilacı bırakmalarında haklı nedenler olabiliyor. Mesela bazı ilaçlar saçlı deriye sürüldüğünde kaşıntı yapıyor. Genellikle kellik ilaçlarının devlet tarafından geri ödemesi yapılmıyor ve bu da hastaya ek maliyet getiriyor.” dedi.

Başınıza Gelen En Güzel Kampanya...
16/12/2008

Saç dökülmesine karşı etkili BIOXCIN ürünleri, yılbaşına özel olarak hazırlanan “Başınıza Gelen En Güzel Kampanya” ile sevdiklerine farklı bir hediye sunmak isteyenlere hitap ediyor.

Yeni yılda sevdiklerinize hem farklı hem faydalı bir hediye vermek istiyorsanız seçim yapmanın şimdi tam sırası! Alacağınız hediye ile onu gerçekte ne kadar sevdiğinizi ve düşündüğünüzü gösterebilirsiniz. Saç dökülmesine karşı etkili bitkisel özlü BIOXCIN şampuan ve serumlar, “Başınıza Gelen En Güzel Kampanya” ile sevdiklerine yeni yıl hediyesi almak isteyenlere kaçırılmayacak bir fırsat sunuyor. BIOXCIN, kampanya dahilinde iki kürlük ekonomik serum paketine bir de şampuan hediye ediyor. 48 ampul içeren 2 kutu Bioxcin serum ve 300 ml şampuan bir arada, şimdi 202 YTL yerine sadece 159 YTL.

BIOXCIN yeni yılda da herkese gür ve parlak saçlar vaat ediyor!

Ürün Bilgisi
Bioxcin Serum 6 ml 24 adet ampul 89 YTL.
Bioxcin Şampuan 300ml 24 YTL.

DERACINE’DEN KAMPANYALI YILBAŞI HEDİYESİ...
16/12/2008

Kırışıklık ve selülit giderici ürünleriyle 2008 yılına damgasını vuran yeni dermokozmetik markası DERACINE, Kasım ve Aralık ayları boyunca sürecek indirim kampanyası sayesinde kendinize ve değer verdiklerinize hoş bir yılbaşı hediyesi seçmenizi kolaylaştırıyor.

Yeni yılda kendinizi baştan yaratmaya ne dersiniz? Avrupa’nın en saygın bağımsız dermatoloji enstitülerinden Alman Dermatest Araştırma Kliniği’nin “mucize ürün” olarak nitelediği DERACINE, kadınların bu arzusunu gerçekleştirmek için geliştirildi. 2009’a daha genç bir girmek isteyenlere DERACINE, kırışıklık giderici ürünler sunuyor. Üstelik yılbaşına özel hazırlanan kampanya ile gece kremi alana, gündüz kremi yüzde 50 indirimle…

DERACINE Kırışıklık Serisi, içerdiği yüzde 100 bitkisel COMPLEX D19 ekstresi ile kırışıklıkların oluşmasına sebep olan çevresel ve kronolojik yaşlanmaya karşı çift yönlü etki göstererek cildi içerden onarırken, aynı zamanda dışardan gelen etkilere karşı koruyor. Tamamıyla bitkilerden ve doğal yağlardan oluşan doğal içeriğe sahip DERACINE ürünlerinin etki oranları piyasadaki tüm rakiplerinden daha yüksek.

Tamamıyla bitkilerden oluşan doğal içeriğe sahip DERACINE ürünlerinin 12 hafta süren klinik testleri, Almanya’nın önde gelen Medikal Araştırma Kurumu Dermatest tarafından gerçekleştirildi ve onaylandı. Katılımcıların hepsinde olumlu etki gösteren ürün, kırışıklık derinliğinde yüzde 58’e varan azalma sağlıyor.


DERACINE ürünleri, Türkiye çapındaki yetkili eczanelerin notlarında yerini alırken, ürünler ile ilgili ayrıntılı bilgi, 0800 261 33 46 numaralı telefondan ve www.deracine.com.tr sitesinden alınabiliyor.

Fiyat bilgisi
Deracine Derin Kırışıklık Serisi Kremi (50 ml): 49 YTL
Deracine DerinKırışıklık Serisi Krem Jeli (30 ml): 56 YTL
Deracine Derin Kırışıklık Serisi Göz Kremi (15 ml): 43 YTL

Deracine Erken Kırışıklık Serisi Kremi (50 ml): 43 YTL
Deracine Erken Kırışıklık Serisi Krem Jeli (30 ml): 49 YTL
Deracine Erken Kırışıklık Serisi Göz Kremi (15 ml): 39 YTL

YENİ YILDA İSTENMEYEN TÜYLERİNİZDEN KURTULUN!...
16/12/2008

İstenmeyen tüyler tüm kadınların korkulu rüyası. Kadınların bu sorununa meydan okuyan bitkisel içerikli tüy azaltıcı ve inceltici BİODER, yeni yıl kampanyası ile yüz serumlarında ve vücut kremlerinde bir ürün alana ikincisini yüzde 50 indirimli olarak sunuyor. Yeni yılda kendinize BİODER hediye ederek tüy sorununuzdan kurtulabilir, 2009’un tadını pürüzsüz bir ciltle çıkarabilirsiniz.

Pürüzsüz ve mükemmel bir cilde sahip olmak tüm kadınların hayalidir. Yeni yılda hayallerini gerçekleştirmek ve istenmeyen tüylerinden kurtulmak isteyen herkes, BİODER’in yılbaşına özel kampanyasıyla hayallerine bir adım yaklaşıyor. İstenmeyen tüylere kalıcı çözüm sunan bitkisel tüy azaltıcı ürün BİODER’in Kasım ve Aralık ayları boyunca sürecek yeni yıl kampanyasıyla, yüz serumu ve vücut kreminden herhangi bir ürün alana aynı ürünün ikincisi yüzde 50 indirim fırsatıyla… Yeni yılda kendinize bir iyilik yapın; BİODER’in tüy sorununa bitkisel çözüm sağlayan ürünlerinden alın!

Ürün bilgisi
BİODER Serum Yüz Formu 44 YTL.
BİODER Serum Vücut Formu 69 YTL.
BİODER Vücut Kremi 34 YTL.
BİODER Yüz Kremi 29 YTL.

Kampanya bilgisi
1 Bioder alana 2.’si yüzde 50 indirimli yüz serumu seti 88 YTL. yerine 66 YTL.
1 Bioder alana 2.’si yüzde 50 indirimli/makyaj çantası hediyeli vücut kremi seti 68 YTL yerine 51 YTL.

Janssen-Cilag Türkiye’nin yönetim ekibi...
26/11/2008

Johnson & Johnson grubunun bir parçası olarak 1961 tarihinden bu yana faaliyet gösteren Janssen-Cilag, yüksek kalitede ilaç geliştirme faaliyetleriyle bugün dünyanın önde gelen yenilikçi sağlık şirketlerinden biridir. Merkezi Belçika’da bulunan Janssen-Cilag, kanser, AIDS, psikiyatri, nöroloji, alzheimer, ağrı, mantar enfeksiyonları ve diyabet gibi alanlar için geliştirdiği 80’in üzerinde yeni ilaçla, Kanada, ABD, Çin ve Japonya başta olmak üzere toplam 36 ülkede hizmet vermektedir. Ar -Ge faaliyetleri kapsamındaki yeni teknoloji yatırımları 2006 itibariyle 152 milyon Euro tutarında gerçekleşen Janssen-Cilag 2011’e dek, akut ağrı ve kanser başta olmak üzere farklı alanlarda 70 yeni ilaç daha geliştirmeyi hedeflemektedir.

Janssen-Cilag, 1999 yılından bu yana Türkiye’de insan sağlığı için çalışmaktadır. Janssen-Cilag Türkiye, merkezi sinir sistemi, onkoloji, ağrı, dermatoloji ve gastroentoloji alanlarındaki mevcut ürünleriyle büyümenin yanı sıra, hem bu pazarlara yeni ürünler vermeyi hem de önümüzdeki yıllarda farklı terapötik alanlarda yeni ürünleri tıbbın hizmetine sunmayı planlamaktadır.

Janssen-Cilag Türkiye’nin yönetim ekibi aşağıdaki isimlerden oluşmaktadır;

Ayşe Çetinel / Janssen-Cilag Genel Müdürü
Ayşe Çetinel, 2001 yılından bu yana Janssen-Cilag Türkiye Genel Müdürü olarak görev yapmaktadır. 1998–2001 tarihleri arasında Janssen-Cilag Finans, Yönetim ve Lojistik Müdürü olarak görev yapan Çetinel, 1996–1998 yılları arasında ise Johnson & Johnson Grubu’nda Finans Müdürü olarak çalışmıştır.

Doç. Dr. Fahreddin Tatar / Janssen-Cilag Kurumsal İlişkiler ve Sağlık Politikaları Direktörü
Doç. Dr. Fahreddin Tatar, 2007 yılından beri Janssen-Cilag’da Kurumsal İlişkiler ve Sağlık Politikası Direktörlüğü görevini sürdürmektedir. 1984 yılında Hacettepe Üniversitesi Sağlık İdaresi Yüksekokulu’ndan mezun olan Doç. Dr. Fahreddin Tatar, özellikle sağlık ekonomisi ve politikaları konularında uzun yıllar çeşitli kurum ve kuruluşlarda görev yapmış ve bu konunun ülkemizde gelişmesi konusunda çalışan lider ekiplerin içinde yer almıştır..

Dr. Çiğdem Dönmez / Janssen-Cilag Medikal Direktör
Haziran 2007’den bu yana Janssen Cilag Türkiye’de Medikal Direktör olarak görev yapmakta olan Dr.
Çiğdem Dönmez, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin ardından, 1983 -1987 yılları arasında SSK
Şişli Hastanesi’nde Dahiliye Pratisyen Hekimi olarak çalışmıştır. Dönmez, 1992 yılından sonra çeşitli
şirketlerde üst düzey görevlerde bulunmuştur.

Demet Akman / Janssen-Cilag İnsan Kaynakları Direktörü
2007’de Janssen-Cilag Türkiye ailesine katılan Demet Akman, daha önceki yıllarda çeşitli şirketlerde yöneticilik görevlerinde bulunmuştur.

Migreni baş ağrısı ile karıştırmayın...
12/11/2008

Toplumda sıklıkla görülen migren, lodoslu havalar, az ya da çok uyku, kadınlar için adet dönemleri, yorgunluk, beslenme şekli gibi birçok etken ile tetikleniyor. Çoğunlukla baş ağrısı ile karıştırılan migrenle ilgili hastalara uyarıda bulunan Prof. Dr. Mustafa Ertaş, “Baş ağrısı ile migreni karıştırmayın, migren ağrısı ağrı kesici ile tedavi edilemez aksine migrenli kişilerin sık kullandığı ağrı kesiciler bağımlılık yapar ve migreni kronikleştirir” diyor.

Merck Sharp & Dohme İlaçları’nın düzenlediği “Migrenin Epidemiyolojisi ve Toplumdaki Yükü” başlıklı toplantıda migrenin Türkiye’deki ve dünyadaki durumu tartışıldı. Toplantıya katılan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Nöroloji Kliniği Konsültan Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Ertaş, Türkiye’de her 4 kadından ve her 10 erkekten birinde görülen migrenin az bilindiğini söyleyerek; “Migren çoğunlukla baş ağrısı ile karıştırılıyor. Hastalar, migrenlerinden habersiz olduğu için atak geçirdiklerinde ağrı kesici kullanıyorlar. Ama migren ağrısını ağrı kesici ilaçlar her zaman geçirmez. Migren herhangi bir baş ağrısı değildir, beyinde oluşan iltihaplanmadan kaynaklanır. Bunu da iltihabı önleyen migrene özel geliştirilmiş ilaçlar geçirir.” diye konuştu.

Prof. Dr. Ertaş, migrenin 18–65 yaş arası 100 kişinin 16’sında görüldüğünü söyleyerek “Bilinç düzeyi çok düşük, yıllarca ağrı çekip hiç doktora gitmemiş hastalar var. Doktora gelenlerin oranı yüzde 40’ın altında, reçetesini doktordan alanların sayısı ise yüzde 30. Yani yalnızca 3 migrenliden biri ilacını doktordan alıyor” dedi. Migren konusunda en büyük hatanın ezbere ağrı kesici kullanımı olduğunu belirten Prof. Dr. Ertaş, “Ağrı kesiciler bırakın migreni geçirmeyi, migrenin kronikleşmesine neden oluyor ve bağımlılık yapıyor. Bu yüzden sık ağrı çeken kişilerin migren olup olmadığının teşhis edilmesi gerekir.” dedi


BU SORULARI KENDİNİZE SORUN

Migreni herhangi bir baş ağrısından ayırmak için çok basit yöntemler olduğunu belirten Prof. Dr. Ertaş, “Tekrarlayan baş ağrılarınız varsa ve bu ağrılar bir kere bile olsa sizi doktora götürdüyse kendinize şu soruları sorun; Işık hiç sizi rahatsız etti mi? Hiç mide bulantısı yaşadınız mı? Hiç ağrı nedeniyle işten güçten bir gün geri kaldınız mı? Hasta bu 3 sorunun 2’sine evet diyorsa yüzde 90 gibi büyük bir ihtimalle migrendir” diyor.

BİRÇOK KİŞİ AĞRI KESİCİ İÇTİĞİ İÇİN AĞRI ÇEKİYOR

Nöroloji Derneği Başağrısı çalışma grubunun yaptığı çalışmaya göre, Nöroloji Polikiliniklerine başvuran her 3 hastadan 1'i başağrısı şikayeti ile geliyor. Bunların yarısına da migren tanısı konuyor. Bu hastaların 5'te 3'ü ise sık ve düzenli tedavi gerektiren baş ağrıları çekiyorlar. Türkiye'de ortalama her 100 kişiden 5'inin her gün başının ağrıdığını belirten Prof.Ertaş " Önleyici tedavide olması gereken hastaların oranı yüzde 40 ancak tedavi olanların oranı yalnızca yüzde 9." diyerek migren tedavisine yeterli önemin verilmediğine dikkat çekti. Prof.Dr.Ertaş "Tedavi olmayan hastalar umudu ağrı kesicilerde arıyorlar, ancak ağrı kesiciler hem migreni kronikleştiriyor hem de yarattıkları bağımlılık depresyon, dikkat eksikliği, halsizlik ve yorgunluk gibi sorunları beraberinde getiriyor” şeklinde konuştu.

BESİNLER ÇOK ÖNEMLİ

Migreni tetiklemek konusunda gıdaların çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ertaş, “Migreni en çok tetikleyen gıdalar arasında süt, peynir, balık ürünleri, buğday, mayalı ürünler ve alkol yer alıyor” dedi. Prof. Dr. Ertaş, 4 hastanın 1’inde yalnızca bu duyarlı olunan gıdalar kesildiğinde bile migrende yüzde 50 oranında azalma görüldüğünü de sözlerine ekledi.

YENİ VE DAHA ETKİN TEDAVİLER İÇİN ÇALIŞIYORUZ

MSD İlaçları tarafından düzenlenen “Migrenin Epidemiyolojisi ve Toplumdaki Yükü” toplantısına katılan MSD İlaçları Nörolojik Bilimler-Bilimsel Araştırmalar Global Direktörü Dr.Marcelo Bigal ise migrenin dünyanın heryerinde sıklıkla görülen bir hastalık olduğunu söyleyerek, “ABD’de 35 milyon migrenli var. Migren Dünya Sağlık Örgütü tarafından da kanserden sonra en önemli engelleyici hastalıklar arasında gösteriliyor” dedi. Yaklaşık on yıldır hastalar tarafından kullanılan migren ilacına ek olarak MSD’nin yine yalnızca migren tedavisinde kullanılacak yeni bir ilaç sınıfı üzerinde çalıştığını belirten Dr. Bigal, “Bu ilaç şu anda migren tedavisinde sıklıkla kullanılan triptanlardan daha farklı bir tedavi alternatifi. En önemli farkı ise damarları daraltmaması. Bu özellik kalp hastalığı ya da başka hastalıkları olanlar için önemli bir avantaj. Bu yeni ilacın şu anki sonuçlara göre halihazırda kullanılan pek çok triptana kıyasla güçlü bir etkinliği var. Ayrıca hastalar tafından iyi tolere ediliyor. Bizler bilimsel çalışmalarımızın sonuçlarının iyi olacağını ve bu yeni tedavinin migrenli hastalar için yeni bir umut ışığı olduğunu düşünüyoruz.” diye konuştu.

3 YAŞINDAKİ BEBEKLERDE BİLE GÖRÜLÜYOR

Migrenin başlama yaşının çok değişken olduğunu söyleyen Dr. Bigal, “ 3–4 yaşlarında bile migren hastası olunabilir. Ama özellikle 12 yaş ortalamasında görülme sıklığı artıyor ve yüzde 12’lere ulaşıyor. Bu yaşlarda yetişkinlerde olduğu gibi kadın ve erkek arasında fark görülmüyor. Çünkü genellikle bu yaşlarda kızlar henüz adet görmemiş oluyor” dedi. Kadınlarda migrenin ilk adet ile artış gösterdiğini belirten Dr. Bigal, “Migren hastalarında beyin aşırı hassas olur ve sistemde görülen değişikliklere karşı aşırı tepki verir. Adet döneminde de kadınlarda östrojen hormonu sürekli değişiklik gösterir. Bu iniş çıkışlara beyin fazla tepki verir “ şeklinde konuştu.

AİLELER ÇOK DAHA BÜYÜK BİR SORUN SANIYOR

Özellikle 3–4 yaşındaki çocuklarda migrenin zor fark edildiğini belirten Dr. Bigal, “Migrenli bir çocuk atak geçiriyorsa oyun oynamak istemez, kendini karanlık bir odada kalmak ister, bazen kusar ama uyuyup uyandığında normale döner. Burada yetişkinlerle en önemli fark çocukların daha kısa süreli ataklar geçirmesidir.” dedi. Ebeveynlerden birinde migren varsa belirtileri bir şekilde anlayabildiğini söyleyen Dr. Bigal, “Özellikle kız çocuksa kolaylıkla anlıyorlar. Erkek çocuk olduğunda anne babalar bir sorun olduğunu fark etseler de migren olduğunu düşünmüyor belirtilerin çok daha ciddi sorunlara ilgili olduğunu sanıyorlar.” diye konuştu.

MSD ve Japon Sigara Devi JT Inc Yeni Bir Kemik Erimesi İlacı Geliştirmek İçin Anlaşma İmzaladı...
10/11/2008

25 Eylül 2008 tarihinde MSD (Merck & Co., Inc.) ve Japan Tobacco Inc. (JT) kemik yoğunluğunu ve gücünü azaltan ve kemiklerde kırık riskini arttıran kemik erimesinin tedavisi için araştırılmakta olan JTT-305 kodlu kemik gelişimini uyarıcı ilacı geliştirmek ve pazarlamak için global bir lisans anlaşması imzaladıklarını açıkladılar.

JT Farmasötik Birimi Başkanı Noriaki Okubo “Merck ile yapılan bu anlaşmayla, JT, kemik erimesi olan hastalar için gelecekte muhtemel bir seçenek olarak JTT-305’in geliştirilmesi için önemli bir adım atmıştır” dedi.

JTT-305 ağız yolu ile alınan kalsiyuma duyarlı bir reseptör (CaSR) karşıtıdır ve güncel olarak JT tarafından Japonya’da kemik yoğunluğunu arttırıcı etkisi bakımından Faz II klinik çalışmalarda ve Japonya dışındaki ülkelerde Faz I klinik çalışmalarda incelenmektedir. Mevcut kemik erimesi tedavilerinin çoğu kemik kaybını (veya kemik yıkımını) azaltarak kırık riskini azaltmaktadır. JTT-305 gibi kemik yapıcı ilaçlar yeni kemik gelişimini uyararak ve böylelikle kemik yoğunluğunu artırarak kırık riskini azaltabilmektedir.

Merck Araştırma Laboratuvarları (MRL), Kemik, Solunum, İmmünoloji ve Endokrin Ürünleri başkanı ve kıdemli başkan yardımcısı Alan B. Ezekowitz: "Bu yepyeni bileşiği geliştirmek amacıyla JT ile kurulan işbirliği ile birlikte, Merck’in kas-iskelet sistemiyle ilgili geliştirmeyi planladığı ilaçların listesi tamamlanmıştır. Gelecekte kemik yıkımını önleyen ve yapımını arttıran ilaçların birlikte kullanımının, kemik erimesi olan hastalarda kırık riskini azaltmak için etkin bir şekilde kullanılacaklarına inanıyoruz."

BAYER’DEN TÜRK DOKTORLARINA UYGULAMALI EĞİTİM PROJESİ...
06/11/2008

100 yılı aşkın süredir insan sağlığına hizmet eden “daha iyi bir yaşam için bilim ve insan sağlığı için medikal ilerleme” ilkesini benimseyen Bayer İlaç firması, Avrupa’da doktorların 10 yıldır yararlandıkları özel uzman eğitimlerini Türk doktorlarına sunuyor.

“İnsan maketinde gerçeğe uygun biyolojik dokularla” gerçekleştirilen uygulamalı eğitim programının ilki sindirim sistemlerine yönelik. Mide ve sindirim hastalıklarının hızla arttığına dikkat çeken Gastrointestinal Endoskopi Derneği Başkanı Prof. Dr. Cem Kalaycı, verilecek eğitimler ile endoskopiyle yapılan cerrahi işlemlerin yaygınlaştırılmasının sağlanacağını söyledi.

Endo-Trainer eğitim programı; mide hastalıklarının teşhis ve tedavisinde önemli bir uygulama olan endoskopinin en az riskle gerçekleşmesini ve farklı hastalıkların tedavisinde kullanım yöntemlerini göstermeyi hedefliyor. Eğitim; Türk Gastroenteroloji Derneği ve Gastrointestinal Endoskopi Derneği ile birlikte Türk doktorlarına ücretsiz olarak sunulacak.

Bayer Schering Pharma, ülkemizde bir ilke imza atarak Avrupalı doktorların uzmanlık kazandıkları çok özel Erlangen Endo-Trainer eğitim modelini Türkiye’ye getiriyor ve Türk doktorlarının yararına sunuyor. İnsan maketinde gerçeğe uygun biyolojik dokularla gerçekleştirilen eğitimlerle doktorlar, daha fazla uygulama yaparak uzmanlaşıyor. Eğitimlerin ilki “Endoskopik Cerrahi” uygulamalarını kapsıyor. Mide, kolon ve safra kesesine yönelik eğitimler, Gastrointestinal Endoskopi Derneği ve Türk Gastroenteroloji Derneği ile birlikte düzenleniyor.

100 yılı aşkın süredir insan sağlığı için hizmet veren ve “Daha iyi bir yaşam için bilim ve insan sağlığı için medikal ilerleme” ilkesiyle çalışan Bayer İlaç firması 6 Kasım 2008 Perşembe günü düzenlediği basın toplantısında Türk doktorların yararına sunduğu ve Türkiye’de bir ilk olan “Eğitim Projesi”ni duyurdu.

Gastrointestinal Endoskopi Derneği Başkanı Prof. Dr. Cem Kalaycı yeni projenin uygulama aşamaları ve hekimlere sağlayacağı fayda hakkında bilgi verdi. Kalaycı konuşmasında “Endo-Trainer programı katılımcının bilmediği bir tekniği uygulamasını veya zaten yapmakta olduğu bir tekniği geliştirmesini sağlamaktadır. Eğitimin en önemli noktası seyrederek değil uygulayarak öğrenme fırsatı sunmasıdır. Benzer eğitimlerde bir uzman anlatır, katılımcılar izler ama burada hekimlere bizzat uygulama fırsatı verilmektedir. Özellikle endoskopi eğitimlerinde bunun önemi büyüktür.” dedi. Endo-Trainer programında insana en yakın biyolojik dokularla çalışıldığı için gerçekçi bir eğitim imkanı sunulduğunu belirten Kalaycı, endoskopi tekniklerini geliştirmek isteyen hekimler için programın büyük bir fırsatı olduğunu sözlerine ekledi.

Bayer Schering Pharma Primary Care Bölüm Yöneticisi Dr. Oğuz Mülazımoğlu da hasta sağlığı için medikal ilerlemeye önem verdiklerini, bu çerçevede tüm dünyada doktorların yanında olduklarını ve onların eğitimleri için yurtdışında da bu tür yenilikçi eğitimleri önemsediklerini belirtti. “Bu modeller ilk defa 10 yıl önce Almanya’da kullanılmaya başlandı. Bu süre zarfında ihtiyaclar doğrultusunda geliştirildi ve bugüne kadar Avusturya, Fransa, Hollanda, İsviçre, İngiltere, İtalya, Avusturalya, Portekiz, Kanada, Bulgaristan, Güney Afrika gibi çeşitli ülkelerde gerçekleştirildi. Bugün de Bayer olarak endo-tranier programını Türk doktorlarıyla buluşturmanın gururunu yaşıyoruz. 2009 yılında planlanan en az 10 eğitimle Türkiye’deki tüm gastroenterologlara ulaşmayı hedefliyoruz.” dedi.

Bilimsel eğitime destek vermeye devam edeceklerini ve Türkiye genelinde ihtiyaç duyulan her noktaya eğitimi götüreceklerini belirten Mülazımoğlu programın hedefini “endoskopi yapan ama mevcut endoskopi tekniklerini geliştirmek isteyen hekimlere destek olmak, endoskopiyi Türkiye’de yaygınlaştırmak ve geliştirmek” olarak açıkladı. Farklı uzmanlık alanlarına, farklı nitelikte modeller getirip, Endo Tur şeklinde eğitimi tüm Türkiye’ye yaymayı planladıklarını da sözlerine ekledi.

Türkiye’de ilk kez doktorlar uygulayarak öğrenecek, gerçek dokularla biyosimilasyon yapacak.
Son yıllarda tüm dünyada kullanılan ve gastroenterologlarca “en üst kalite” olarak tanımlanan Endo-Trainer, endoskopi eğitiminde kullanılan farklı bir metot olup Alman Dr. M. Neumann tarafından geliştirilmiştir. Bu biyosimilasyon modelinde gerçeğe uygun biyolojik dokular kullanılmaktadır. Kullanılacak mide ve organlar anatomik sıralamaya uygun şekilde bir insan maketinin içine yerleştirilmekte, endoskop yutturularak, adeta bir endoskopi yapar gibi uygulama yapılmaktadır. Gövde ve baştan oluşan insan maketi yatay olarak tutulmakta, istenildiği gibi döndürülerek istenilen pozisyonda sabitlenebilmektedir. İnsan anatomisine en yakın biyojenik organlar üzerinde yapılan çeşitli similasyonlar aracılığıyla birçok endoskopi tekniği için son derece gerçekçi bir eğitim imkânı sağlanmaktadır.

Erlangen Endo-Trainer sayesinde, en basit endoskopi tekniklerinden en güncel ERCP tekniklerine ve acil kanama simülasyonlarına kadar çok geniş bir yelpazede pratik yapılabiliyor. Tüm eğitimler deneyimli eğitmenler eşliğinde veriliyor. Endo-Trainer eğitimi, endoskopi ile uygulanabilecek yöntemlerden pek çoğunu öğrenme fırsatı sunuyor. (ERCP safra yollarından endoskopla taş çıkarmak ya da kolondan polipleri çıkarmak gibi)

Her model üzerinde en fazla 10 hekim çalışabiliyor. Planlanan eğitimde; basit endoskopi, endoskopik hemostaz, polipektomi, bronkoskopi ve ERCP gibi önemli başlıklar bulunuyor.

İlk eğitim 25. Ulusal Gastroenteroloji Haftasında, Adana’da…
Eğitimlerin ilki 14 Kasım 2008’de, Adana’da yapılacak Gastroenteroloji Kongresi’nde verilecek. Bu eğitime 160 gastroenterolog katılabilecek. Her modelin başına belirli sayıda katılımcı alınabileceğinden bir gün öncesinde (13 Kasım) Bayer standından yapılacak başvuru sırasına göre öncelik verilecek.

Almanya’dan steril biçimde, özel prosedürlerden geçerek ve gerekli izinler alınarak getirilen modeller özel bir toplantı odasında bulunacak ve katılımcı hekimleri bu maketler üzerinde endoskopi tekniklerini uygulama fırsatı bulabilecek. Sabah ve öğleden sonra iki seans halinde gerçekleştirilecek eğitimlerde her modelin başında birer eğitmen bulunacak.

COLGATE’İN AĞIZ SAĞLIĞI HAFTALARI YARIN BAŞLIYOR...
31/10/2008

Colgate’in Türk Periodontoloji Derneği işbirliği ve T.C. Sağlık Bakanlığı desteği ile 3 yıldır yürüttüğü Ağız Sağlığı Haftaları, bu yıl 01–29 Kasım 2008 tarihleri arasında yine tüm Türkiye’ye ulaşacak. “Hedef Mükemmel Ağız Sağlığı” sloganı ile gerçekleşecek olan haftalar kapsamında isteyen herkes, ağız ve diş kontrolü yaptırabilecek.

Colgate ve Türk Periodontoloji Derneği tarafından, T.C. Sağlık Bakanlığı’nın desteği ile düzenlenen “Ağız Sağlığı Haftaları”, bu yıl 01–29 Kasım 2008 tarihleri arasında gerçekleşecek. “Hedef Mükemmel Ağız Sağlığı” sloganı ile yürütülecek Ağız Sağlığı Haftaları projesi süresince toplumun ağız ve diş sağlığı konusunda bilinçlendirilmesi ve koruyucu diş hekimliğinin yaygınlaştırılması amaçlanıyor. Ağız Sağlığı Haftaları boyunca gönüllü diş hekimlerinden randevu alan herkes, dişlerini kontrol ettirecek, ağız ve diş sağlığı hakkında bilgiler edinecek, eski diş fırçasını getirenler yeni bir Colgate diş fırçasına ve diş macunu numunesine sahip olacak.

Yaklaşık 4 bin gönüllü diş hekiminin katılımı ile gerçekleşen Ağız Sağlığı Haftaları kapsamında, 2006 yılında 134 bin 649 kişiye, 2007 yılında ise 145 bin 928 kişiye ağız ve diş kontrolü yapıldı. Türkiye genelindeki belli sağlık ocakları, ana çocuk sağlığı merkezleri ve üniversitelerin de destek verdiği haftalarda bu yıl 4 bin gönüllü serbest diş hekiminin katılımı ile 200 bin kişiye ulaşılması hedefleniyor.

YILDA EN AZ BİR KERE DİŞ HEKİMİNE GİDİLMELİ!

Türkiye nüfusunun sadece yüzde 22’sinin iki yılda bir “en az bir kere” diş hekimine kontrol amacıyla gittiğini belirten Türk Periodontoloji Derneği yetkilileri, yılda en az bir kere diş hekimine muayene amacıyla gidilmesi gerektiği konusunda halkı uyarıyor. Yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de kişi başına yılda sadece 86 gr. diş macunu düşüyor. Bu rakamın Almanya’da 470 gr. olduğu düşünüldüğünde Türkiye’de ağız sağlığı bilincinin oluşturulması konusunda yapılacak çok şey olduğu ortaya çıkıyor.

Ağız sağlığı alanında yürüttüğü sosyal sorumluluk projeleriyle bu konudaki boşluğu doldurmaya çalışan Colgate, Parlak Gülüşler, Parlak Gelecekler Projesi ile çocuklara ağız sağlığı eğitimi verirken, Ağız Sağlığı Haftaları ile de tüm halkı koruyucu diş hekimliği konusunda bilinçlendiriyor.

Bu yıl “Hedef Mükemmel Ağız Sağlığı” sloganı ile yürütülecek Ağız Sağlığı Haftaları hakkında www.agizsagligihaftalari.com adresinden veya 0800 211 63 07 numaralı ücretsiz telefon hattından detaylı bilgi edinilebilir.

Türk Periodontoloji Derneği Hakkında
Temel amaçları arasında Türk toplumunun ağız sağlığının ileri ülkeler düzeyine çıkartılması ve bunun insan genel sağlığının bir parçası olduğunun topluma benimsetilmesi olan Türk Periodontoloji Derneği, 1970 yılında İstanbul’da kuruldu… Periodontoloji kelime anlamı olarak “dişi çevreleyen dokular ve dişetleriyle ilgilenen bilim dalı”nın adı! Colgate-Palmolive’in de destekçisi olan Dernek, 37 yılda 37 bilimsel kongre ve 17 bilimsel sempozyum düzenledi; hemen hepsi uluslar arası olan bu kongrelerde, ülkemizde periodontoloji alanında çalışan tüm genç bilim insanlarına ve tüm akademisyenlere bildirilerini sunma, posterlerini sergileme ve konferans verme gibi konularda zemin hazırladı. Sempozyumlarda bilimsel bir konuyu seçerek, ayrıntılı olarak irdeleyen TPD, periodontoloji eğitimi ile ilgili konular üzerinde de durmayı ihmal etmiyor. Toplumun ağız ve diş sağlığı konusunda bilgilenmesi için çeşitli çalışmalara imza atan Dernek’in merkez örgütü dışında Ankara ve İzmir şubeleri de aktif olarak çalışmalarını sürdürüyor.

Colgate-Palmolive Hakkında
Colgate-Palmolive, 1806 yılında New York’ta kuruldu. 2007’de 201’inci kuruluş yıldönümünü kutlayan şirket, Türkiye’deki faaliyetlerine 1985 yılında başladı. Colgate-Palmolive ürünleri Türkiye’de, “ağız bakım”, “kişisel bakım”, “deterjan” ve “sert yüzey temizleyicileri” kategorilerinde sunuluyor. Şirketin Türkiye’de bilinen bazı markaları ve ürünleri; Colgate, Palmolive şampuan ve duş jelleri, Ajax yüzey temizleyicileri, Hacışakir sabunları, ABC Arap Sabunu ve Lady Speed Stick...

TIPTA YENİLİKÇİLİK KONULARI ULUSLARARASI SEMPOZYUMDA ELE ALINDI...
14/10/2008

Merck Sharp Dohme İlaçları Ltd. Şti (MSD), Doktor & Hastalara Destek Olmak Üzere Başlattığı Yeni Girişiminde 1500 adet Merck El Kitabı (Merck Manual) Bağışladı.

20 ülkedeki kamu sektöründen ve özel sektörden 250 uzman, bugün İstanbul’da düzenlenen uluslararası bir konferansta, halk sağlığının iyileştirilmesi, sağlık sistemlerinin finanse edilmesi ve yeni ilaçlarda yenilikçiliğin teşvik edilmesi konularında çözüm üretmek üzere bir araya geldi.

Esma Sultan Konferans Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan ve moderatörlüğünü eski Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox’un yaptığı uluslararası "İlaçlara Erişim, Yenilikçilik ve Sağlık Ekonomisi" (AIA) konulu sempozyumda ilaç sektörünün değişik konuları ele alındı.

Konferansa ev sahipliği yapan Merck Sharp Dohme İlaçları (MSD), doktorlar için en önemli medikal referans kaynaklarından olan ve yeni Türkçe baskısı yapılan 1500 adet Merck El Kitabı'nı bağışladığını açıkladı. Merck El Kitapları (Merck Manuals), tüm ülkedeki sağlık kurumlarında görev yapan doktorlar ile bu kurumlardan hizmet alan hastalara destek sağlamak üzere T.C. Sağlık Bakanlığı’na verilmektedir.

Yeni Bir Çalışma: "Sağlıkta Potansiyel Lider Olarak Türkiye"

SHI Consulting tarafından hazırlanan yeni bir çalışma, Türkiye’nin sağlık alanında başarılı bir küresel güç haline gelebileceğini ortaya koymaktadır.

Polonya ve Macaristan dahil, gelişmekte olan pazarlara sahip bir dizi ülke arasında karşılaştırma yapan çalışma, Türkiye’nin araştırma, geliştirme, üretim ve hatta yenilikçi ilaç ihracatı alanında önemli bir oyuncu olma vizyonunun gerçekleştirilebilir olduğu, ancak bu vizyonun yetkin stratejiler ve politikalarla desteklenmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.

Çalışma, bürokrasinin azaltılmasına ve sağlık ve farmasötik sektörlerine yatırımın artması bakımından kritik önem taşıyan süreçlerin verimli hale getirilmesine yönelik düzenleyici reformları teşvik etmektedir.

3 Kilit Konu
Konferans, Türkiye’nin ve tüm dünya ülkelerinin karşı karşıya olduğu 3 kilit sorun üzerine odaklanmaktadır:
? Ülkeler, yeni farmasötik ürünlerde yenilikçiliği teşvik etmek için doğru yasal ve düzenleyici politikaların uygulanmasını nasıl sağlayabilir?
? Gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan pazarlara sahip ülkelerde yenilikçi ilaç ve tedavilere erişim nasıl artırılabilir?

? Yenilikçiliğe ve yeni medikal teknolojilere yatırıma zarar vermeden, yenilikçiliği ödüllendirme gereksinimi ile giderek artan bütçe kısıtlamaları arasında nasıl bir denge kurulabilir?

BIOXCIN İLE SAÇLARINIZI STRESE KARŞI KORUYUN!...
07/10/2008

Çalışanların yaşadığı en büyük problemlerden olan stres ve yorgunluk, saç dökülmesinin de başlıca nedenlerinden birisi. Özellikle ofiste bilgisayar karşısında uzun saatler geçiren kişiler, zihinsel yorgunluk ve stres sebebiyle saç dökülmesi sorunuyla karşı karşıya kalabiliyorlar.

Hayatın her alanında sağlığımızı olumsuz etkileyen stres ile deri hastalıkları arasındaki ilişki öteden beri biliniyor. Psikolojik sıkıntılar ya da stres sonucunda dermatolojik bir problem oluşabileceği gibi kendiliğinden oluşmuş saç dökülmesi, kişilerde bireysel ve psikolojik olumsuzluklara yol açabiliyor. Sevilen birinin kaybedilmesi, iş kaybı gibi hızlı, ciddi stres halleri de çarpıcı ve şiddetli saç dökülmelerine neden olabiliyor.

Saç dökülmesi 25 yaşına kadar erkeklerin yüzde 25'ini, 40 yaşına kadar yüzde 40'ını, 50 yaşına kadar ise yüzde 50'sini etkiliyor. Erkek tipi saç dökülmesi kalıtımsal özelliklere ve hormon dengesine bağlı olarak değişiklik gösteriyor ancak bu etkenlere stres ve yorgunluk gibi faktörler de eklenince saç dökülmesi erkekler için önemli bir soruna dönüşüyor. Uzun süre strese maruz kalan kişilerde baskıya bağlı olarak salgılanan “stres hormonları”, bütün vücut gibi saç sağlığını da olumsuz etkiliyor. Özellikle yoğun çalışan kişiler, yorucu çalışma temposuna bağlı stres ortamından ve zihinsel yorgunluktan dolayı saç dökülmesi problemine karşı daha fazla risk altında oluyor.

Uzun süren çalışmalar sonucu elde edilen tamamen doğal içeriği sayesinde Bioxcin, şampuan formuyla saç dökülmesini önlerken, serum formuyla saç gelişimini destekleyerek, saç tellerinde artış sağlıyor. Bioxcin şampuan ve serumu sürekli ve düzenli kullananlar üzerinde klinik testler uygulayan İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi uzmanları, 2 ay süren etkinlik ve güvenilirlik testleri sonucunda katılımcıların yüzde 90’ında saç dökülmesinin engellendiğini; yüzde 80’inde ise saç miktarının arttığını gözlemlediler. Aynı uzmanlara göre Bioxcin şampuan ve serum, zayıflamış saç ve saç köklerini canlandırıp, saça direnç, dolgunluk, parlaklık ve canlılık kazandırıyor; kepeği ise azaltıyor.

• Saç dökülmesine karşı özel olarak üretilen Bioxcin’in etken maddeleri tamamen bitkisel kaynaklı BIOCOMPLEX B11’den oluşuyor. BIOCOMPLEX B11 ayrıca, içeriğinde bulunan çinko, magnezyum, potasyum, demir gibi mineraller ile A, B1, B2, B5 VE B9 vitaminleri sayesinde saçın ihtiyaç duyduğu tüm besinleri sağlıyor. Bioxcin serum ve şampuan, zayıflamış saç ve saç köklerini canlandırıp, saça direnç, dolgunluk, parlaklık kazandırıyor; kepeği ise azaltıyor.

PEMBE MASKE YÖNTEMİYLE SELÜLİTLERE ÇÖZÜM...
06/10/2008

Enes Bio Estetik Center da uygulanan Pembe Maske Yöntemiyle selülit sorunu kısa sürede çözülüyor.
Enes Bio Estetik Center in uzmanlarından Nesrin Sürer in verdiği bilgilere göre bu yöntemde uygulamadan önce kişinin genel formuna bakılıyor.Yağların dağılımına ve selülitin yoğunlaştığı bölgelere bilgisayarlı cihazla masaj yapılıyor. Böylelikle metabolizma hızlandırılarak vücuttaki fazla yağların yakılması sağlanıyor. Ardından özel selülit jel yediriliyor. Sonra hamur halindeki özel pembe maske dökülüyor. İçeriğinde bitki özleri kristal tuz bulunan maskenin ısısı 0 dereceden 42 dereceye kadar yükseliyor oluşan ısı bitki özlerinin cildin altına nüfuz ederek metabolizmayı çalıştırmasını sağlıyor. Metabolizma selülitleri atarken bağ dokuları sıkışıyor. Lenf sistemi harekete geçiyor ve selülitli bölgelere yeterli dolaşım sağlanıyor. Maskenin ısınma ve soğuma işlemi sonunda vücut şeklini alarak maske tulum gibi çıkarılıyor. Pembe Maske sayesinde hanımlar 1.5 ayda 3 beden incelmesini düzgün forma kavuşmasına ve sarkıkların selülitlerin düzelmesini sağlıyor. Her seansın 45 dakika sürdüğünü ve uygulanacak toplam seansların selülitlerin durumuna göre değiştiğini belirten Nesrin Sürer kür e yardımcı olarak sağlıklı beslenme programı öneriyor..

Selülitin hormanel ve kalıtımsal nedenlerin yanında dolaşım bozukluğuna da bağlı olduğunu belirten Sürer şu açıklama da bulunuyor.Yağlı yiyecekler ve asitli içecekler selülite zemin hazırlıyor. Dokularda biriken yağ su ve tuz molekülleri organizma tarafından kullanılmadığında vücudun çeşitli bölgelerine yerleşiyor. Yani cildin destek dokusu zayıfladığında ve hasarlandığında yağlar cildin orta tabakasına doğru hareket ederek selülit oluşuyor. Bu da portakal kabuğu denen görüntüye yol açıyor.
Kadınların genelde yüzde doksanın da selülit görülür.

Gelişme döneminde yüzde onikisi hamilelik döneminde yüzde yirmisi menepoz öncesi yüzde yirmibeşi tüm yaşlarda yüzde kırküç ü şişman veya zayıf kadınlar eşit oranda selülitten etkilenirler.
Dikkat edilecek kurallar ; Mutlaka günde iki litre su içmek , kahve ve kola dan kaçınmak , yağlı , tuzlu yiyecekler ve kızartmalardan uzak durmalı.

Ezel ve Nesrin kardeşler Almanya da İnt. Cosmetic College Baron von Pechmann adlı okuldan 1982 yılında mezun olduktan sonra 1986 yılında yurda dönerek Bağdat cad. Erenköy de ilk merkezlerini açtılar. Halen edindikleri 23 yıllık tecrübeleriyle faaliyetlerine devam ediyorlar.

GÜZELLİK İKSİRİ OLAN MASKE İLE GELEN GENÇLİK
06/10/2008

Enes Bio Estetik Center da uygulanan kişiye özel içerikli “ Pembe Maske” yöntemi yazıın kuruyan , lekelenen ve yıpranan cildinizi yeniden sağlıklı duruma getiriyor.
Beş haftalık kür halinde uygulanan yöntem yüz cildindeki su , vitamin ve kolejen eksikliğini tamamlayıp gerekli fonksiyonlarını yerine getirerek canlanıp tazeleniyor.

Bir çok ünlünün uğrak yeri olan Enes Bio Estetik Center in uzmanlarından Nesrin Sürer “ Pembe Maske “ ile şu bilgileri veriyor ;
“ Bio Molekül “ içerikli pembe maske hamur biçiminde tüm yüz ve boyuna sürülüyor. Maskenin ısısı kendiliğinden 42 dereceye yükselip ‘’ O ‘’ dereceye düşüyor.
Pembe maskenin ısınma ve soğuma işlemi sırasında önceden kişinin cilt tipi ve sorununa yönelik seçilen aktif maddeler ( vitamin - kolajen – Elastin . ) cilde iyice nüfuz ediyor. 30 dakikalık bu uygulamadan sonra cilt hücreleri canlanıyor ve cilt fonksiyonları düzenleniyor. Kişinin yüz kaslarını hareket ettirmesiyle maske kalıp şeklinde çıkartılıyor.

Zararlı güneş ışınları yanı sıra hava kirliliği stres ve hormonlu gıdaların cildin bozulmasına ve yaşlanmasına yol açtığını belirten Nesrin Sürer cildin depolama kapasitesi ve kolejen hidrofili azalması ile cilt yumuşaklığını, esnekliğini yitiriyor diyor ve söyle devam ediyor;
Ayrıca metabolizmanın yavaşlaması da hücrelerin yenilenmesini güçleştiriyor. Bu durumda üst deri kalınlaşıp kuruyor ve zararlı serbest radikallerden olumsuz etkileniyor. Pembe Maske yöntemini iç ve dış etkenlerinin ciltte yol açtığı yaşlanmayı önlediğine de dikkat çeken Nesrin Sürer beş haftalık kürden sonra cildin yenilendiğini yağ ve nem dengesinin düzene girdiğini vurguluyor.

Zuhal Olcay 1990 yılından beri Enes Bio Esetik Center da pembe maske yi yılda iki kez uygulatıyor. Özellikle çalışma temposuna girmeden önce maske kürü yaptırıyor. Cildinin tazeliğini gençliğini pembe maskeyle koruyor.

Yoğun makyaj ve düzensiz beslenmeden dolayı ciltlerinde yağlanma ve sivilce gibi problemlerle karşılaşan genç ciltler, cildi hızlı şekilde dengeye kavuşturduğu için Pembe Maskeyi tercih ediyorlar.
Genç ciltler için özel olarak hazırlanan Pembe Maske içeriğinde A, C vitamin kompleksleri , yoğun nem deposu olan Q10 ağırlıktadır. Bu vitaminler sayesinde yağ salgılaması dengelenir ve sivilce oluşumu azalır.

Orta yaş grubunda olan kişiler, yorgun olan ciltlerine kişinin cilt tipine özel hazırlandığı ve doğal olduğu için pembe maskeyle tazelenerek genç görünümüne kavuşuyorlar. Olgun ciltlere özel olarak hazırlanan Pembe Maske’nin içeriğinde kolejen Q 10 , elastin Hyolünorik Asit etken maddeleri, A,E ve F vitaminleri Çinko – Demir - Selenyum yoğunluktadır. Bu maddeler, kırışıklıkları azaltırken gevşemeleri de toplama özelliğine sahiptir.

Nesrin Sürer Almanya da İnt. Cosmetic College Baron von Pechmann adlı okuldan 1982 yılında mezun olduktan sonra 1986 yılında yurda dönerek ilk merkezini açtı. Halen edindikleri 23 yıllık tecrübeleriyle faaliyetlerine devam ediyorlar.

Stres, sedefi tetikliyor...
23/09/2008

On Klinik Dermatoloji Uzmanı Dr. Türkan Aksöz, sedefin hayat boyu devam eden kronik bir deri hastalığı olduğunu belirterek özellikle psikolojik stres ve sıkıntının sedefi tetiklediğini belirtiyor

Deride kırmızı ve beyaz döküntülerle kendini gösteren ve kişiden hayat boyu ayrılmayan bir hastalık olan sedef, toplumda çok sık rastlanıyor. On Klinik Dermatoloji Uzmanı Dr. Türkan Aksöz, sedefe neden olabilecek faktörleri şöyle anlatıyor:

“ Pek çok kişi için korkutucu bir hastalık sedef hastalığı kronik bir deri hastalığıdır. Deride çeşitli şekillerdeki lezyonlarla kendini belli eder ve hayat boyu devam eder. Sedefin belli bir derecede genetik gelişli olduğu, hayatın herhangi bir anında çeşitli fiziksel ya da psikolojik travmaların bunları tetiklediği düşünülmektedir. Özellikle de bunların en başında da stres geliyor. Stres, sedefin başlamasında, sürmesinde ve alevlenmesinde çok önemli bir etken. Ayrıca çocukluk çağlarında boğaz hastalıkları, üst solunum yolları enfeksiyonları ile nadiren de olsa aşılar, büyük üzüntüler, psikolojik kaynaklı stres ve sıkıntılar bu hastalığın tetiklenmesinde rol oynamaktadır.”

20-40 yaş arasında yaygın


Sedefin toplumda görülme oranının çok fazla olduğunu da vurgulayan Aksöz, 20-40 yaş arası daha çok görüldüğüne dikkat çekiyor.

Tam olarak nedeni bilinmeyen bir hastalık olduğu için sedefin kesinleşmiş bir tedavisinin de olmadığını söyleyen Dr. Türkan Aksöz, tedavi konusunda şu bilgileri veriyor:

“Sedefin de türleri vardır. Klasik sedef daha ziyade dirsekleri, dizleri, kalça bölgesini tutan ya da saçlı derede görülen, el ve ayakları bazen tırnakları tutabilen ve çeşitli büyüklükteki lezyonlarla kendini gösteren bir hastalıktır. Bu damla şeklinde de olabilir, biraz daha büyük de olabilir. Bunlar türüne göre farklı şekilde tedavi edilir. Biz burada kortizonsuz doğal ürünlerle sedef tedavisi gerçekleştiriyoruz. Tedavide Lut Gölü’nden elde edilen hormonsuz, kortizonsuz, doğal ürünler kullanıyoruz. İlaçların uygulanmasından sonra ilk iyileşme belirtileri 3-4 hafta sonra kendini gösteriyor. Tedavide birkaç aydan üç yıla kadar kişinin cildi temiz olur. Tüm dünyadaki 126 On Klinik şubesinde bugüne kadar binlerce kişi bu yöntemle tedavi edildi. Türkiye’de yeni başladık ve bugüne kadar 300’e yakın hasta baktık. Bu hastaların içinde tedaviyi muntazam kullananlarda başarı oranı yüzde 90.”

SEDEFİ OLANLARA ÖNERİLER

Bazı ilaçların veya tedavinin birden kesilmesi hastalığın başlamasında etkili olabilir.
Doğal güneş ışığının sedef üzerine olumlu etkisi vardır. Ancak deride yanık oluşturacak kadar güneşlenmek sedefi alevlendirebilir.
Kış aylarında nem oranının azalması derinin kurumasına ve kaşınmasına yol açar. Kaşımak da sedefi alevlendirebilir.
Deriye fiziksel travma, enfeksiyonlar (farenjit), psikolojik stres ve bazı ilaçlar gibi çevresel faktörler ailesinde sedef hastalığı olmayan kişilerde bile sedefin başlamasını sağlayabilirler.
Sedefe yatkınlığı olan kişilerde psikolojik stres ve sıkıntılar sedefi başlatabilir veya var olan sedefin artışına yol açabilir. O nedenle stresten uzak durmanın faydası olacaktır…
Bilgi için: 0216 545 32 10 www.onklinik.com.tr

BIODER, HOLLANDA’DA DA BAYANLARIN İLK
TERCİHİ OLMAYA ADAY…
09/09/2008

Dermokozmetik alanında bir dünya markası olma yolunda ilerleyen Bioder, Orta Doğu’dan sonra, Haziran 2007’de girdiği Hollanda pazarında da büyük ilgi görüyor.

Yurt dışında Bioxet markasıyla satışa sunulan ve istenmeyen tüyleri cilde zarar vermeden kalıcı olarak azaltıp incelten Bioder, Orta Doğu ve Avrupa pazarında liderliğe oynuyor. Pratik ve kullanışlı olmasının yanı sıra içerdiği bitkisel formülü sayesinde istenmeyen tüylerin kalıcı olarak azalmasını sağlayan Bioder, tüylerde incelme ve gecikme sağlıyor.

Hollanda’nın önde gelen ilaç ve kozmetik dağıtım firması Dio Drogisterij’in sahibi Brigitte Loeffen, Hollanda’da yayımlanan ünlü dermokozmetik dergisi Trade Magazine’ne verdiği röportajda Bioxet’ten övgüyle söz ederken, ürünü “pazara en iyi girişi yapan marka” olarak değerlendiriyor.

İstenmeyen tüylere kalıcı çözüm sunan Türkiye’nin ve dünyanın ilk bitkisel içerikli tüy azaltıcı ürünü olan Bioder krem ve serum, istenmeyen tüylerin kalıcı olarak azalmasını ve incelmesini sağlıyor. Yapılan testler sonucunda Bioder kremin 3 aylık kullanımından sonra tüylerde yüzde 46 oranında azalma, yüzde 43 oranında gecikme ve yüzde 30 oranında incelme sağladığı gözlendiği biliniyor. Bioder’in ayda sadece 3 kez kullanılan serum formu ise tüylerde yüzde 56 oranında azalma, yüzde 65 oranında gecikme ve yüzde 37 oranında incelme sağlıyor.

Türkiye’nin ve dünyanın klinik testlerle onaylı ilk bitkisel tüy azaltıcı ve inceltici kremi olan Bioder, Avrupa’da dahil olmak üzere toplam 23 ülkede satışta sunuluyor. Türkiye’de Bioder, yurt dışında ise Bioxet adıyla satışa sunulan mucizevi tüy azaltıcı krem ve serumun etkisi, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi ve Almanya’nın önde gelen Medikal Araştırma Kurumu Dermatest’te yapılan klinik testlerle kanıtlı.

Ürün bilgisi
Bioder Serum Yüz Formu 44 YTL.
Bioder Serum Vücut Formu 69 YTL.
Bioder Vücut Kremi 34 YTL.
Bioder Yüz Kremi 29 YTL.

DERACINE ERKEN KIRIŞIKLIK SERİSİ İLE YAŞLANMAYI GECİKTİRİN...
08/09/2008

Kadınların korkulu rüyası kırışıklıklar, erken müdahale ile ileri yaşlarda büyük sorun olmaktan çıkıyor. Kırışıklık problemi için alternatif çözümler sunan Deracine’in “Erken Kırışıklık Serisi” kırışıklıkları genç yaşta önlerken, aynı anda cildi de koruyor.

Doğal yaşlanma sürecine giren cilt, çevresel faktörlerin etkisiyle kırışmaya ve elastikiyetini kaybetmeye başlıyor. Kronolojik yaşlanmanın yanı sıra çevresel etkenler, erken kırışıklıklara sebep oluyor. Erken kırışıklıklar, özellikle dudak çevresi, göz kenarı ve alın bölgelerinde oluşan “mimik kırışıklıklar” ve “ince çizgiler”den oluşuyor. “Deracine Erken Kırışıklık Serisi”, ince çizgilere etkin bir çözüm sunarken, aynı zamanda cildi gençleştiriyor.

Avrupa’nın en saygın bağımsız dermatoloji enstitülerinden Almanya Dermatest Araştırma Kliniği tarafından da “mucize ürün” olarak adlandırılan Deracine’in 25-40 yaş arası için önerilen Erken Kırışıklık Serisi, krem, krem- jel ve göz kremi olmak üzere üç üründen oluşuyor. Deracine Erken Kırışıklık Serisi yüzde 100 bitkisel COMPLEX D19 ekstresi ile çevresel ve kronolojik yaşlanmaya karşı çift yönlü etki gösteriyor.

“Deracine Erken Kırışıklık Serisi Kremi” cildi nemlendirirken kolajen sentezini de tetikliyor. Güçlü antioksidanlarla cildi serbest radikallerin olumsuz etkilerine karşı koruyan krem, güneşin zararlı ışınlarının ve diğer çevresel faktörlerin zararlı etkilerini ortadan kaldırarak, kırışıklıkları önlüyor. “Kuru-normal” ve “yağlı” olmak üzere her cilt tipi için ayrı kırışıklık kremi bulunuyor.

Uykuda hücre yenilenmesi hızlandığı için gece kullanımı için hazırlanan “Deracine Erken Kırışıklık Serisi Krem Jel”, cildi gece boyunca yenilerek kolajen sentezinin tetikliyor ve yağlandırmadan nemlendiriyor. Cildi içerden beslerken çevresel etkenlere karşı da bariyer fonksiyonu görüyor.

Hassas göz çevresi için özel hazırlanan “Deracine Erken Kırışıklık Serisi Göz Kremi” ise içerdiği bitkisel özler sayesinde hassas göz çevresini çevresel ve kronolojik yaşlanmaya karşı çift yönlü koruyarak, kırışıkları azaltıyor.

Türkiye’nin en önemli üniversite laboratuvarlarında etkisi kanıtlanan Deracine’in yurtdışı klinik testleri, Almanya’nın önde gelen Medikal Araştırma Kurumu Dermatest tarafından gerçekleştiriliyor ve etkisi onaylanıyor.

Deracine kırışıklık ürünlerini kullananlar üzerinde dört hafta boyunca yapılan klinik testler sonucunda, katılımcıların yüzde 100’ünde etkili olduğu, kırışık derinliğinde yüzde 58 azalma ve cilt yüzeyinde yüzde 21’e varan düzelme kaydedildiği kanıtlanmıştır.

Deracine ürünleri, Türkiye çapındaki yetkili eczanelerde tüketiciyle buluşuyor. Ürünler ile ilgili ayrıntılı bilgi, 0800 261 33 46 numaralı telefondan ve www.deracine.com.tr sitesinden alınabiliyor.

Embil, verimlilik hedeflerini Elsys ile yakalayacak...
14/07/2008


Yeni formülasyonları teknolojik yeniliklerle birleştiren Embil İlaç, üretimden insan kaynaklarına, kalite yönetimine uzanan kritik iş süreçlerini Elsys danışmanlığında kurgulanacak SAP projesi ile daha verimli kılmayı hedefliyor.1930'dan bu yana sürekli bir büyüme grafiği çizen Embil İlaç, uluslararası pazarda artan iddiasını Elsys ile güçlendirecek.

Doğrudan insan yaşamına etki eden bir alanda faaliyet gösterdiği için kalite yönetiminin ayrı bir önem taşıdığı Embil İlaç, tüm üretim süreçlerini Elsys danışmanlığında SAP altyapısına taşıyarak hata payını ortadan kaldıracak. Proje ile tümüyle entegre bir sisteme geçiş yapacak Embil İlaç, stratejik önem taşıyan yeni sisteme üretimin yanı sıra muhasebe, satış, dağıtım ve insan kaynakları modülleri ile adım atıyor.Kardem yöneticileri, özellikle Elsys ile çalışmayı seçme gerekçelerinin başında Elsys'in tekstil sektöründeki engin deneyimini gösterirken; tamamı kendi çatısı altında kadrolu olan 120 SAP danışmanının bulunmasının da önemli bir tercih sebebi olduğunu vurguladı.

Embil İlaç Proje Yöneticisi Onur Atmaca, proje ile bilimsel anlayışın kalite ile bütünleştiği Embil İlaç'ta iş süreçlerinin de bilimsel bir sistematiğe oturtulacağını ifade ederek şunları söyledi: "78 yıllık bilgi birikimi bulunan organizasyonumuzda süreçlerimizi verimlilik odaklı yaklaşım ile yönetip izlerken güncel bilgiyi doğru şekilde saklayıp etkin paylaşımını sağlayabilmeyi amaçlayarak yola çıktık. Ekip olarak projeye inancımız ve motivasyonumuz çok yüksek düzeyde. Takım arkadaşlarımız, SAP ve Elsys kombinasyonu ile planlanan terminde sorunsuz şekilde canlıya geçerek projeyi tamamlayacağımıza yürekten inanarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz"
Projenin Ocak 2009da canlı kullanıma geçmesi hedefleniyor.

BABANIZA VE EŞİNİZE BİOXCİN İLE SAÇLARINI HEDİYE EDİN...
06/06/2008

Saç dökülmesine karşı etkili Bioxcin şampuan ve serum ile Babalar Günü’nde eşinize veya babanıza saçlarını yeniden hediye edin.

BIOCOMPLEX B11 ile saç dökülmesine karşı etkili olan Bioxin şampuan ve serum sayesinde, babanızın ve eşinizin en büyük problemi olan saç dökülmesini engellemek artık mümkün. Türk kozmetik sektörü için bir ilk niteliği taşıyan Bioxcin, erkeklerin korkulu rüyası olan saç dökülmesini önlerken, pH değerinin saç derisine ve cilde uyumu sayesinde alerjik reaksiyonları da önlüyor.

Bioxcin şampuan ve serumu sürekli ve düzenli kullananlar üzerinde klinik testler uygulayan İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi uzmanları, 2 ay süren etkinlik ve güvenilirlik deneyleri sonucunda katılımcıların yüzde 90’ında saç dökülmesinin engellediğini; yüzde 80’inde ise saç miktarının arttığını gözlemlediler. Aynı uzmanlara göre Bioxcin şampuan ve serum, zayıflamış saç ve saç köklerini canlandırıp, saça direnç, dolgunluk, parlaklık ve canlılık kazandırıyor; kepeği ise azaltıyor.

Uzun süren çalışmalar sonucu elde edilen tamamen doğal içeriği sayesinde Bioxcin, şampuan formuyla saç dökülmesini önlerken, serum formuyla saç gelişimini destekleyerek, saç tellerinde ise artış sağlıyor.

DOĞANIN KAZANDIRDIĞI SAĞLIKLI BİR CİLT İÇİN DERACINE...
04