| GEÇ
SAATTE YEMEK YEMEYİN, SABAH KAHVALTI EDİN...
28 Temmuz 2010
Sıcak havaların etkisiyle, yaz akşamları
abur cubur tüketmenin en yoğun olduğu zamanlardır.
Geç saatlere kadar yapılan balkon sohbetleri,
teras keyfi, güzel bir gün/gece derken hiç
bitmeyen ikramlar katılır sohbete. Tatlılar
yenir tatlı konuşulur ve sonrasında yenilen
tatlılar acı ve kötü bir görüntüye
kiloya dönüşür
Yaz Geldi Ama Kilolar Gitmedi
Kişilerin kiloları ile sorunlarının yaz
gelince daha da arttığını belirten Dr.
Alp Mamak konu ile ilgili şu açıklamalarda
bulundu;En geç ara öğünü 21:30
gibi ya da en az 2 saat önce olması gerekiyor.
Çünkü akşam 19:00 itibarı ile
metabolizmamız yavaşlar ve yediklerimizin yağa
dönüşümü hızlanır.
Geç yatıp geç uyanmak ise metabolizmanın
daha da yavaşlamasına neden olarak giderek artan
bir vücut ağırlığı ile karşı
karşıya kalırız.
Peki bu durumla nasıl baş edebiliriz? Estetik
Koçu Dr. Alp Mamak bu durumla karşı karşıya
kalanlara çözüm olarak Öncelikle
hepinize önerim en geç 00:00 da uyumanız,
çünkü metabolizmanın dinlenmesi gereken
esas saatler saat 00:00 ila 02:00 arasıdır,
daha geç uyumak metabolizmayı yavaşlatıyor.
Yine de bazen kontrol dışı olarak davetler,
aile toplantıları, aile buluşmalarında
geç ve ağır yenen bir akşam yemeğini
bir tatlı takip eder.
Bu durumla karşı karşıya kaldığımızda
kendinize şunu tekrarlayın Bu akşam yediğim
yemekler bir kalıp margarin yemekle aynı ağırlıkta
Halbuki akşam yenilen yemekleri sabah tükettiğimizde
metabolizma daha hızlı çalıştığı
için daha rahat yakıyoruz. Bu nedenle akşam
yemeğinden sonra hiçbir şey yememeye dikkat
etmelisiniz. Geç saatte acıkırsanız
kendinize şu telkini verin. Saat 22:00yi
geçti şimdi yemek yemeyeceğim. Yarın
sabah kahvaltı ederim Sağlıcakla kalın
ve güzel yaşlanın.

STENT VE AMELİYAT İMKANI OLMAYAN HASTALARA
AMELİYATSIZ ÇÖZÜM...
10 Mayıs 2010
Dünya
genelinde çok sayıda merkezde uygulanan bu yöntemin
Türkiyede de ilk defa başarıyla uygulanmaya
başlandığını ifade eden Op. Dr
Cafer Abbasoğludüşük enerjili damar
içi lazer tedavisiyle stent ve ameliyat şansı
olmayan kalp-damar hastalarının yeniden eski sağlıklarına
kavuşacaklarını söyledi.
Kalp ve damar hastalarını yakından ilgilendiren
bu metod hakkında bilgi veren Okmeydanı Damar Merkezinden
kalp ve damar cerrahisi uzmanı Op. Dr. Cafer
Abbasoğlu tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde
de kalp ve damar hastalıklarına bağlı
risk ve ölümlerin en yüksek düzeyde görüldüğünü
ancak Türkiyede ilk kez uygulanmaya başlanan
bu tedavi yöntemi ile bu oranlarda belirgin bir düşüşün
meydana geleceğini özellikle vurguladı.
STENT VE AMELİYAT İMKANI OLMAYAN HASTALARA
AMELİYATSIZ ÇÖZÜM:
(LASER İRRADİATİON OF THE BLOOD)
Kalp damar hastalıklarında tedaviye medikal tedavi
ile başlanır , bu medikal tedaviye rağmen
sorunları olan ve anjiyografi tetkiki sonucunda damar
darlıkları ve tıkanmaları yasayan hastalara
stent veya cerrahi müdahale önerilir. Ancak
bazı hastaların kalp damar durumlarına göre
stent veya ameliyat olma şansı hiç yoktur.
İşte düşük enerjili damar içi
lazer tedavisi tam bu noktada devreye girer.
Düşük enerjili laser tedavisi non invazif
(ameliyatsız )bir tedavi metodu olarak ,kalp
damar hastaları ile şeker hastaları için
ağrısız 30-45 dakika süren seanslar şeklinde
ameliyat stresine girmeden tamamen poliklinik veya muayenehane
şartlarında işinin ehli uzman hekim tarafından
uygulanmakta ve hasta aynı gün normal yaşantısına
devam edebilmektedir.
Tedavi sonunda doppler ultrasonografi ile bacak damarlarındaki
oksijen satürasyonu(degerı) ve akım
hızı ölçülerek tedavinin başarısı
kontrol edilmektedir.
Düşük enerjili damar içi laser tedavisinde
ışınlar hastaların durumuna göre
kırmızı ,mavi yeşil olarak 3 türde
kullanılmaktadır.
Op.Dr.
Cafer Abbasoğlu konu ile ilgili olarak ayrıca şunları
söyledi:
İskemik kalp hastalıklarının tedavisinde;
ilaç tedavisi, koroner by-pass ameliyatı ve
stent işlemleri uygulanmaktadır. Fakat biz biliyoruz
ki kalp ameliyatı, by-pass geçiren hastalar
ve stent hastalarında restenoz yani tekrar daralmalar
ve tıkanmalar oluşmaktadır. Bu durumdaki
hastalar ya tekrar ameliyata alınmalı veya tekrar
stent konulmalıdır. Eğer bu hastaların
diğer hastalıkları nedeni ile tekrar ameliyat
olma veya stent konulma şansları yoksa o zaman düşük
enerjili damar içi lazer tedavisi hastaların yaşam
standartlarını yükseltmek için uygulanabilecek
tek tedavi yöntemidir.
Bu metotta hastalara serum takılır gıbı
damar yolu açılacak sekilde çok ince bir katater
yardımıyla damar yolundan laser ışınları
verilerek bu ışınların kanda emilmesi
ile kan hemoglobini üzerinden etki yaparak, kalp
damarları çevresinde ince kılcal damar ve yan
dallar oluşturulr.Böylece hastaların şikayetleri
büyük ölçüde ortadan kalkar.
Tedavi sonrası efor kapasıtesınde (EF)
artış gozlenmektedır
Belçika Leuven Üniversitesi Hastanesinde yapılan
bir çalışmada koroner arter, stent implantasyonundan
sonra damar içi düşük enerjili 5MW enerjide
kırmızı lazer uygulanması sonrası
yapılan kontrol anjiyografileri ve ekokardiyografisinde
EF değerlerinin yükseldiği görülmüştür.
Aynı şekilde kalp krizi sonrası kalpte daha
fazla bölgede hasarın mevcudiyetine bağlı
ameliyat olamayacak veya koroner arter stentleme şansı
olmayan hastalarda, düşük enerjili lazer
uygulamasının etkilediği kan yoğunluğu,
fibrinojeni ve platelet agregasyonu etkileri araştırılmış
ve bu tedavi sonuçlarının stres testi ile talyum
ekokardiyografi ve laboratuvar tetkikleri ile kontrollerinde
hastaların sol kalp boşluklarının kasılma
gücünün belirgin bir şekilde arttığı
ispatlanmıştır.
İnfarkt kriz alanının belirgin bir şekilde
küçüldüğü, kalbin kasılma
gücünün kısa sürede arttığı
ve kalp çevresindeki sıvının da kısa
sürede azaldığı görülmüştür.
Böylelikle hastaların kalp damar çevresinde
yeni damarlanmaların artmasıyla beraber nefes darlığı,
çabuk yorulma, göğüste yanma ve baskı
şikayetleri belirgin bir şekilde azalmıştır.
Diabetik hastalar için de büyük
şans:
Op.Dr. Cafer Abbasoğlu, özellikle diyabetik
ayak ve diyabete bağlı bacak ve ayak yarası
olan hastalarda, diz altı bacak damarlarının
ileri derecede darlıklarında ve tıkanıklıklarında,
by-pass ve stent şansı olmayan hastalarda 10 seans
red ve green katater ile damar içi düşük
enerjili lazer kullanılmasının önerildiğini
belirterek, Düşük enerjili lazer
tedavisi diyabet hastalarında başarı oranının
%75 olduğunu ve HbA1c kontrollerinde önemli
derecede düşüklük saptanarak,diyabetik
bacak ülserlerinde çok önemli sonuçlar
elde edildiğini belirtti.
Yapılan kontrollerde kan yağları, total
kolesterol, HDL, LDL, trigliserid, lipoprotein,
hemosistein, total protein, albümin seviyeleri
işlemlerden önce ve sonra kontrol edilerek karşılaştırılmaktadır.
Abbasoğlu son olarak , diyabetik bacaklarda
veya kritik bacak iskemisi hastalarındaki teşhislerde
fizik muayene, arteryel doppler ultrasonografi ve anjiiyografi
sonucu lazer tedavisi etkisinin, diz altındaki bacak
atar damarlarında revaskülirizasyon(yeni damarlanmaların
artması) ve ince kollateraller sağlayarak bacak
doku oksijenizasyonu artmakta ve bacak yarası kısa
sürede kapanmaktadır dedi.

BEL VE BOYUN AMELİYATLARININ
BÜYÜK BİR BÖLÜMÜ GEREKSİZ
YERE YAPILIYOR
05 Mayıs 2010
Doktora
başvurma sebeplerinin en başında boyun ve bel
ağrıları geliyor. Gerek yaşanan günlük
stresler gerekse yoğun çalışma temposu
ve trafikte araç kullanma bu ağrıların
en önemli sebepleri.
Ağrılar hastanın yaşam kalitesini bozacak
kadar şiddetli olabiliyor. Birçok kişinin
de bildiği gibi öncelikle akla gelen tedavi yöntemi
ameliyatlar. Reem Nöroloji Merkezi kurucusu Dr.Mehmet
Yavuz, bel ve boyun fıtığı ameliyatlarının
önemli bir bölümünün gereksiz yere
yapıldığını belirterek, uyguladıkları
MLS Lazer yöntemini ve ameliyatsız ulaştıkları
başarılı sonuçları anlattı.
Bel ve Boyun fıtıkları kişinin
hayatını kâbusa çeviriyor
Bel fıtığı, belde hissedilen
ve belden ya da kalçadan başlayıp ayaklara
kadar yayılan şiddetli ağrılardır.
Ağrılar bazen dayanılmaz düzeyde olabilir.
Kişinin hareketlerini çok kısıtlayabilir.
Öksürme ve hapşırma gibi eylemler ağrılarda
artmaya neden olabilir. Özellikle her şeyin
mekanikleştiği, kasların artık eskisi
kadar kullanılmadığı günümüzde
bel ve boyun fıtıkları giderek artış
göstermektedir. Modern hayatın yaşam kolaylıkları
kaslarımızı olabildiğince az kullanmamıza
neden olarak adeta bel ve boyun fıtıklarına
davetiye çıkarmaktadır. Omurlar arasında
ortasında jelimsi kauçuk kıvamında bir
maddenin bulunduğu yuvarlak kıkırdağımsı
çekirdekler vardır. Bu kıkırdak çekirdekler
herhangi bir nedenle aşındığında
ortasında bulunan kauçuk jelatinsi doku kendine
yol bularak dışa doğru hareketlenir. Böylece
sinir kökleri dışa doğru taşan bu
oluşum tarafından sıkıştırılır.
Netice de fıtıklaşma oluşur.
Mls Lazer yöntemi uygulanan bölgede
ağrı tamamen ortadan kalkıyor
Bel fıtığı tedavisinde Lazer yöntemi
iki şekilde yapılır;
1- Endoskopik yöntem
2- Perkütan yöntem
Endoskopik yöntem bir cerrahi girişimdir. Sinir
basısına neden olan fıstıklanmanın
lazerle yakılması esasına dayanır.
(lazer diskektomi) Ama bu yöntem de ulaşım
alanı dardır ve sadece bir tek sinir kökü
basıdan kurtarılabilir. Oysaki perkutan yöntem
de vücuda herhangi bir iğne vs sokulmaz. Etki
alanı geniştir. Sadece bir sinir kökü
değil en az 34 sinir köküne birden maruz
kalınan baskı ve ödemden kurtarma uygulaması
vardır. Birden çok seanslar halinde uygulanır.
Sadece bir defa uygulanabilecek bir yöntem olmadığı
ve seanslar halinde uygulandığı için tedavide
başarı şansı yüksektir. Endoskopik
yöntem ise anestezi altında yapılan pahalı
bir yöntem olduğu için bir kereden fazla yapılma
imkânı pek yoktur. Endoskopik yöntem de
sinir yapışıklığı ve endoskopi
esnasında çevredeki damarsal yapılara zarar
verilebilme ihtimali her zaman söz konusudur. Bizim
uyguladığımız perkutan yöntem de
ise hem daha geniş bir bölgenin tedavisi yapılabilir
hem de acısız, sızısız bir uygulamadır.
Ülkemizde bel fıtığı
ameliyatlarının birçoğu gereksiz yere
yapılıyor
MLS Lazer tedavisiyle bel ve boyun fıtığı
tedavisinin, ameliyatlara da üstünlüğü
vardır. Çünkü bel ya da boyun fıtığı
ameliyatı olan bir kişinin kendine gelerek tamamen
eski normal düzene girebilmesi neredeyse 6 ayı bulmaktadır.
Ayrıca ameliyat ve anestezi komplikasyonları mevcuttur.
Kişi neticede bedensel bir yara almakta ve özellikle
omurlar üzerinde uzunca bir bölgede operasyon izi
ya da skatrisi ile hayat boyu yaşamaya mahkûm olmaktadır.
Birçok hastada ameliyat bölgesinin hassasiyetinden
ötürü tekrarlamalar olmakta, aynı
kişi aynı bel fıtığından 3-5
defa ameliyat olabilmektedir. Her bir ameliyat ayrı
bir travma olduğundan üst üste ameliyat olanlar
giderek normal yaşam aktivitelerini kaybetmekte ve malul
duruma gelmektedirler. Hâlbuki günümüzde
neredeyse her bel fıtığında akla ilk gelen
ameliyat olmaktadır. Buna mukabil ameliyatlar ancak
acil durumlarda ya da sfinkter fonksiyon kayıplarında
ilk seçenek olmalıdır. Maalesef günümüzde
bel fıtığı ameliyatlarının çok
büyük bir oranı gereksiz yere yapılmaktadır.
MLS Lazer terapisi ile uygulama yapılan bölgede;
ağrı, enflamasyon ve ödem ortadan kalkar.
Enflamasyon, tüm doku derinliğiyle yok edilerek
tablonun düzelmesi ve güçlü analjezik
etki ile ağrının ortadan kalkması sağlanır.
Derin yapılardaki kas lezyonları, lif zedelenmeleri,
kıkırdak dokusu ve bağ dokusu zedelenmeleri
MLS Lazer tedavi ile onarılır. Dolayısıyla
MLS Lazer terapi, ameliyatsız ve anestezisiz bir
yöntem olduğundan bel ve boyun fıtığında
çığır açacak bir tedavi unsuru durumuna
gelmiştir.
MLS
Lazer Terapinin yan etkisi var mıdır?
MLS Lazer Terapi yönteminin hiçbir yan etkisi
yoktur.
MLS Lazer Terapi kaç seans gereklidir.?
Normal perkutan lazer terapilerinde seans sayıları
3040 a kadar çıkabilirken, MLS Lazer uygulamalarında
genelde 10 seans yeterli olabilmektedir.
MLS Lazer Terapinin, diğer lazer tedavilerine
üstünlüğü var mıdır?
Bizim uyguladığımız MLS Lazer Terapi,
multiplift sistem olup, en son teknolojik gelişime
sahip modern bir uygulamadır. Dolayısıyla
diğerlerinden hem etkinlik açısından hem
de tedavi süresinin daha kısa olması bakımından
birçok üstünlüğü vardır.
MLS Lazer Terapinin başarı oranı
nedir?
MLS Lazer Terapinin ameliyat ve anestezi komplikasyonları
olmadığı gibi başarı oranı %99
dur.
MLS Lazer Terapi ile nörolojik kusurlar
geri dönebilir mi?
Hastada bulunan, his kaybı, refleks kaybı,
kaslarda incelme (atrofi) ve kuvvet kaybı gibi
nörolojik kusurlar da tamamen ya da tama yakın geçmektedir.
Tedavi esnasında hasta ağrı,
sızı, rahatsızlık hissetmekte midir?
Hasta herhangi bir şekilde ağrı ve rahatsızlık
algılamamakta, klinik tabloya göre takriben
bir hafta sonra işine gücüne dönebilmektedir.
MLS Terapi ile ilgili son söz olarak ne
söylenebilir?
Diğer tedavi yöntemleri ve ameliyatla karşılaştırıldığında,
özellikle işgücü kaybı dikkate alındığında,
lazer lehine kıyaslanmayacak bir maliyet ve konfor farkı
göstermektedir.

DİŞ KAYIPLARINA
KESİN ÇÖZÜM: IMPLANT TEDAVİSİ...
16 Mart 2010
Genetik
kaynaklı ya da ağız diş sağlığına
yeterince önem gösterilmemesi, kullanılan
ilaçlar, geçirilen hastalıklar, yanlış
diş tedavileri gibi pek çok sebepten ötürü
yaşanan diş kayıpları gülüşümüzü,
estetiğimizi ve buna bağlı olarak diğer
insanlarla kurduğumuz ilişkileri olumsuz etkiler.
Yaşadığımız diş eksikliklerini
gidermenin en doğal ve en iyi yöntemi tartışmasız
Implant Tedavisidir diyen Türkiyenin
20 implant uzmanından biri olan Diş Hekimi Dr.
Özkan Çankaya, tedaviyle ilgili bilinmeyenleri
ve tedavide gelinen son noktayı bizler için anlattı.
Diş Implantını kısaca; eksik
dişlerin fonksiyon ve estetiğini sağlamak amacıyla
çene kemiğine yerleştirilen vida şeklinde
titanyumdan yapılmış yapay diş kökleri
olarak tanımlayan Dr. Özkan Çankaya:
Bu tanımlama gözünüzü korkutmasın.
Çünkü implant acı vermeyen, eksik
olan dişinize aynı gün içerisinde kavuşabileceğiniz
bir tedavi yöntemidir. Birkaç istisna dışında
herkese uygulanabilen implantın yerleştirildiği
bölge uyuşturulduğu için hasta hiçbir
ağrı ve konforsuzluk hissetmez. Bu bakımdan,
diş çekimi işleminden bile daha kolay ve kısa
bir randevu ile tamamlanabilen bir tedavidir dedi.
Dr. Özkan Çankaya titanyumun doku dostu bir
malzeme olduğu ve kemik ile hücresel düzeyde
özel bir bağ oluşturduğu için tercih
edildiğini söyledi ve sözlerine şöyle
devam etti: Biyolojik dokulara kolayca uyum sağladığı
için, vücudun normalde yabancı maddelere
karşı geliştirdiği iltihabi veya alerjik
reaksiyonlar titanyum için gerçekleşmiyor.
Ama kullanılan malzeme titanyum olsa da implanta kesin
bir ömür biçebilmek söz konusu değil.
Ağızdaki doğal bir dişin nasıl ki
belirli bir ömrü yok ve bireyin genetik özellikleri
ile ağız-diş bakımı ömrünü
belirliyorsa, implant için de aynısı geçerli
diyebiliriz.
NEDEN ACI VERMİYOR?
Hastaların tedavi sonrasını bu kadar rahat
geçirmesinin ana sebebini ise atravmatik
olarak ifade edilen çalışma yöntemi olduğunu
vurgulayan Dr. Özkan Çankaya; Travma,
dokularda reaksiyona neden olur, travmaya sebep olabilecek
unsurları ortadan kaldırarak dokuların ağrıya
sebep olan maddeleri salgılamasını önlüyoruz.
Sırrımız bu
diye açıkladı.

Kilo alımı ruhsal
problemlere yol açıyor
16 Mart 2010
Bahar
geliyor ve havalar ısındıkça insanın
da içi ısınıyor. Kış boyunca
alınan kilolar artık daha fazla göze çarpıyor.
Kıyafetlerin çoğu dar geliyor. Birçok
kişi zayıflamak adına diyet yapıyor ve
spor salonlarına gidiyor. Aslında kilolar sadece
bedenen değil ruhen de bizi etkiliyor. Nöroloji
Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, kilo kontrolünün
özellikle kadınlarda depresyonu tetikleyen bir unsur
olduğunu belirtiyor ve depresyona varabilecek kilo problemleri
ile ilgili şunları anlatıyor.
Beslenmedeki yanlış alışkanlıklar,
yaşanan iş stresi ve benzer birçok problem
ile kilo alımı hızlı olarak gerçekleşebilir.
Alınan kilolar ise fiziki ve ruhsal birçok probleme
yol açabiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr.
Mehmet Yavuz, kilolu olup da ben kendimle barışığım
diyenlerin çoğunun gerçeği yansıtmadığını
ifade ediyor ve ekliyor: "Aslında kilo, başlı
başına yoğun bir anksiyete nedenidir.
Kilo almanın depresyona neden olabileceği gibi depresyonda
olmanın da kilo almayı beraberinde getirebileceğini
belirten Yavuz, kilo almanın muhtemelen artan stres
veya duygusal bir aksaklık sonucu ortaya çıkacağını
söylüyor.
Kilo almaya başlayan kadın kendini sorgulamalı
Dr. Yavuz, yemek yemenin birçok kadın için
hem rahatlama hem de kızgınlık kaynağı
olabileceğini, spor yapmaktan kaçan ve kilo
almaya başlayan bir kadının mutlaka kendini
sorgulaması gerektiğini söyledi. Durumun
kısa bir süre sonra kısır döngüye
dönüşeceğini ve kilolu olma gerçeğine
daha fazla yemek yiyerek karşılık verip spor
yapmaktan kaçınarak kiloların alıp başını
gidebileceğini vurguladı. Depresyon sonucu kilo
alan bayanların antidepresan konusunda dikkatli olmaları
gerektiğini aktaran Dr. Yavuz, Böyle
bir tedavinin sonucu yine kilo almak olabilir, bu antidepresanlardan
kaçmak için bir neden değildir fakat fazla
kilolarla baş etmek için kullanılacak bir yöntem
de değildir açıklamasını yaptı.
Depresyon nedeniyle ilaç kullanan kişilerin kilolarını
sık sık takip etmeleri, eğer kontrolsüz
bir kilo alma söz konusu ise derhal hekimleri ile görüşmeleri
gerektiğini özellikle vurguladı.

TÜRKİYENİN TANSİYONU
KONTROL ALTINDA...
16 Mart 2010
Boehringer
Ingelheim, bugüne dek 70 bin kişinin tansiyonunun
ölçüldüğü Türk Hipertansiyon
ve Böbrek Hastalıkları Derneği tarafından
yürütülen Türkiyenin Tansiyonunu
Ölçüyoruz projesini 2010 yılında
Ana Sponsor olarak desteklemeye devam ediyor.
Türkiyenin tansiyon haritasının çıkarıldığı
Türkiyenin Tansiyonunu Ölçüyoruz
projesi ile bugüne dek 70 bin kişinin tansiyonu
ölçüldü. Veriler Türkiye'de
her üç erişkinden birisinin hipertansiyonu
olduğunu gösterirken, tansiyonunu hayatı
boyunca hiç ölçtürmemiş olan vatandaşların
oranı yaklaşık yüzde 32 civarında
olduğu tespit edildi. Türk Hipertansiyon ve
Böbrek Hastalıkları Derneği, proje
ile hipertansiyonun farkındalığını
artırmayı amaçlıyor.
Bu yıl üçüncüsü düzenlenen
Türkiyenin Tansiyonunu Ölçüyoruz
projesinin durakları Sivas, Kocaeli, Eskişehir
ve İstanbul olacak. Tansiyon tırı 11 Mayıs
tarihinde Sivastan yola çıkarak 17 Mayıs
tarihinde İstanbula varacak. Tansiyon tırı
ile gidilecek şehirlerde ölçümler yapılacak,
bilgilendirme broşürleri dağıtılarak
hekim ölçüm yaptıran herkese bilgi hastalık
hakkında verilecek.

Julia Roberts Lancômeun
Yeni Marka Elçisi...
02/02/2010
Lancôme,
yeni marka elçisi olarak aktris Julia Robertsı
sunmaktan büyük onur duyar.
Her açıdan sıradışı bir aktris
olan Julia Roberts, gerçek bir sinema ikonu. En çok
beğenilen, en çok sevilen, aynı zamanda
en gizemli olan. Göz kamaştırıcı
bir güzelliğe ve eşsiz bir kişiliğe
sahip
Oyunculuk yeteneğini tüm duyguları ustaca yansıtma
becerisi ile birleştiren Julia Roberts, dünyanın
en başarılı yönetmenleri ile çalıştı
ve günümüzün en büyük aktörleri
ile başrolde oynadı.
Bu benzersiz yetenek 2001 yılında ödüllendirildi
: Steven Soderberghin Erin Brockovich
filmindeki rolü ile En iyi Aktris Oscarını
kazandı.
Kendini sinemayla sınırlamayan Julia Roberts,
Broadwayde de sahne aldı. Ayrıca animasyonlu
çocuk filmlerinde de seslendirme yaptı. 2010da
iki büyük yapıt ; yönetmenliğini
Gary Marshallın yaptığı Valentines
Day ve Ryan Murphynin Eat, Pray,
Love adlı filmleri ile beyazperdede olacak.
Başarılı ve son derece kararlı bir kadın
olan Julia Roberts, hiç tereddüt etmeden ününü
yardım kuruluşlarına destek olmak için
kullanıyor. Hasta çocukların barındığı
dünyanın en geniş merkezler ağı olan
Hole in the Wall Gang ve Aids ile savaşan RED kampanyası
gibi.
Lancôme Uluslararası Başkanı Youcef Nabi
şöyle diyor: Dikkat çekici kişiliği
ve kariyeri ile Julia Roberts bugünün kadınının
amblemi. Olağanüstü yeteneği, parıltısı
ve kendini adadığı işler ve kişiliği
Lancômeun değerleri ile muhteşem şekilde
örtüşüyor. Markamızı mümkün
olan en görkemli şekilde temsil edeceğine yürekten
inanıyoruz.

RESTOREXTEN BİR
İLK: MİTOTİK ETKİ MUCİZESİ...
27/10/2009
RESTOREX
şampuan ve serumların aktif bileşeninde,
saç hücrelerinin ve saç dökülmesine
engel olan proteinlerin üretimini hızlandıran
Mineral-Peptide Complex bulunuyor. Türkiyede
sadece DrMedica tarafından geliştirilen patentli
formülüyle Restorex şampuan ve serumları,
içeriğinde yer alan Mineral-Peptide Complex sayesinde,
saç hücrelerinin zamanından önce yaşlanmasını
önlüyor, aynı saç hücresinin
daha uzun süre saç üretimine devam etmesine
yardımcı oluyor. Mitotik etki mucizesi,
bu etkilerin yanı sıra patentli bileşeni sayesinde
saç folikullerini serbest radikal hasarlara karşı
da koruyor.
80 saç telinden fazlasına dikkat!
20-49 yaş aralığındaki erkeklerin %42si,
50 yaşına kadar da kadınların %43ünde
saç dökülmesi problemi görülüyor.
Saç dökülmeleri, psikolojik baskılar
nedeniyle, kılcal damarların daralmasına
ve bu nedenle yavaşlayan kan dolaşımının
saç hücrelerini besleyememesine bağlı
olarak gelişiyor. Böylece, saç hücrelerinin
aktivitelerini yavaşlatması sonucu saç dökülmeleri
görülüyor.
Her gün ortalama 50-80 tel saçın dökülmesi
normal sayılırken metropol hayatının yorucu
temposu, iş stresi, mevsim değişiklikleri,
antidepresan ilaç kullanımı, dengesiz beslenme,
aşırı diyetler ve okul telaşı derken,
dökülen saç teli miktarının son yıllarda
artmaya başladığı gözlemleniyor.
Fransa Dermscan Laboratuarlarında yapılan
klinik testlerle etkisi kanıtlanan Restorex Şampuan
ve serumlarının patentli aktif bileşeni Biotinyl
GHK sayesinde stres, mevsim değişikliği,
antidepresan ilaçlar, hava kirliliği, aşırı
diyetler ve dengesiz beslenme sonucu meydana gelen saç
dökülmelerine karşı en etkili çözümü
sunuyor.
Kaybettiğiniz saçları 6-8 ay içerisinde
geri kazanmak mümkün!
Zaman kaybetmeden önlem alınmasını söyleyen
Restorex uzmanları, dökülen saçın
yerine yeni saçların çıkabileceğini,
yeni saçların kalın ve güçlü
çıkması için saç üretimini destekleyici
bir ürün kullanılması gerektiğini
vurguluyorlar. Dolayısıyla, saçlara
uygulanacak zamanında ve doğru tedaviyle, kaybedilen
saçları 6-8 ay içinde geri kazanmak mümkün
olabiliyor.
Restorex, içeriğinde yer alan ve Amino Asidler
ile Biotin zincirinden oluşan patentli molekül Biotinyl
GHK sayesinde, ilk olarak saçlarda bozulan yaşam
döngüsünü kontrol altına alıyor,
saç dökülmesini önleyen proteinlerin üretimini
destekleyerek, dökülmelere karşı etki
gösteriyor.
Restorexten Başa Deva Kampanya!
Restorex serumlardan 2 kutu alana, 1 kutu Restorex serum
ve şampuan da hediye olarak sunuluyor. Saçlarının
çok dökülmediğini düşünen
ve sadece şampuanla başlamak isteyenler ise,
2 adet Restorex şampuan alarak, 3. Restorex şampuana
ücretsiz sahip olabiliyor.

Epilepsi ve Ben Resim Yarışması...
06/06/2009
Sanofi-aventis
ve Türk Epilepsi İle Savaş Derneğinin
işbirliğiyle bu yıl üçüncüsü
düzenlenen Epilepsi ve Ben resim yarışmasının
sonuçları açıklandı. 6 Haziranda
Heybeliadada yapılan törende, 6-11 yaş
kategorisinde Hazal Ceylana, 12-16 yaş kategorisinde
ise Zekican Sarısoya birincilik ödülü
verildi.
Sanofi-aventis ve Türk Epilepsi İle Savaş
Derneği tarafından bu yıl üçüncüsü
düzenlenen Epilepsi ve Ben konulu resim yarışmasını
kazananlar belli oldu. Tüm Türkiyeden
175 eserin katıldığı yarışmanın
ödülleri, 6 Haziran Cumartesi günü
Epilepsi Günleri Sempozyumu kapsamında
Heybeliada Merit Halki Palace Otelinde yapılan
törenle sahiplerini buldu.
Yarışmanın 6-11 yaş kategorisinde,
Hazal Ceylan birinci, Eda Özkan ikinci, Merve
Deniz Çiçek ve Selin Akkaya üçüncü;
12-16 yaş kategorisinde ise Zekican Sarısoy birinci,
Pelin Yavaş ikinci ve Ayşe Kara üçüncü
oldular. Her iki kategoride de birinciye 2.000 TL,
ikinciye 1.500 TL ve üçüncüye 1.000
TL para ödülü verildi.
Türk Epilepsi İle Savaş Derneğinden
Prof. Dr. Çiğdem Özkara, yarışmanın
amacını şu şekilde açıklıyor:
Türkiye genelinde epilepsi hastalığı
bulunan 6-16 yaş arasındaki çocuklara hitap
eden bu yarışmanın amacı, epilepsi
konusunda farkındalığı artırmak,
epilepsisi olan çocukların kendilerini ifade etmesini
sağlamak ve epilepsiden etkilenen bireyleri ve aileleri
yakınlaştırmaktır.
Yarışmacıların suluboya, yağlıboya,
yağlı ve kuru pastel ya da karışık
türlerde katıldıkları yarışmanın
jürisi ise alanında uzman isimlerden oluşturuldu.
Eserler, ressam Neşe Erdok, ressam Evin
İyem, çocuk psikiyatrisi uzmanı Prof.
Dr. Emine Zinnur Kılıç, Boğaziçi
Üniversitesi Eğitim Fakültesinden Doç.
Dr. Hande Sert, Türk Epilepsi İle Savaş
Derneğinden Prof. Dr. Barış Baklan,
Prof. Dr. Çiğdem Özkara, Prof.
Dr. Ayşın Dervent, Prof. Dr. İbrahim
Bora ve Prof. Dr. M. Barış Korkmazın
yer aldıkları jüri tarafından değerlendirildi.
Yarışmada dereceye giren ve jüri tarafından
seçilen 18 eser, 5-6 Haziran tarihlerinde Heybeliada
Merit Halki Palace Otelinde ve ardından çeşitli
hastanelerde sergilenecek. Dereceye giren resimlerden
hatıra pulları üretilmesi de planlanıyor.

BIOXCINİN KEPEKLİ
İLE BABALAR ŞİMDİ DAHA BAKIMLI!...
18/05/2009
Babalar
Gününde dış görünümüne
dikkat eden ve bakımlı görünmek isteyen
babalara en güzel hediye yine BIOXCINden
Bitkisel içeriğiyle saç dökülmelerine
doğal ve etkili çözüm sağlayan BIOXCINin
bu etkisinin yanı sıra artık kepek probleminin
de önüne geçen yeni formu,
bakımlı babalara alınabilecek en iyi hediyelerden
biri. Babalar Gününde babanıza veya
eşinize ne alacağınıza henüz karar
veremediyseniz BIOXCINin yeni Kepekli Saçlar
için formu tam size göre
Babalar Gününde babanıza veya eşinize
daha bakımlı görünmesini, parlak ve
daha güçlü saçlara sahip olmasını
sağlayan bir hediye almak ister misiniz? Bunun için
tek yapmanız gereken bir eczaneye uğrayarak BIOXCINin
yeni Kepekli Saçlar için şampuan
formunu satın almak.
Erkeklerin korkulu rüyası olan saç dökülmelerine
karşı etkili çözümüyle bilinen
BIOXCIN, içeriğine yeni eklenen bitkisel ve
doğal karışımlarla şimdi de kepek
sorununa dur diyor. BIOTA Laboratuvarları
tarafından geliştirilen BIOXCIN KEPEKLİ
SAÇLAR İÇİN ŞAMPUAN, çinko
ve kükürt barındıran formülüyle
kepeği azaltırken, yeni kepek oluşumunu
da önlüyor. Diğer BIOXCIN ŞAMPUAN
çeşitlerinde bulunmayan antifungal içeriği,
kepeğe sebep olan mantara karşı etki ederken;
antiproliferatif özelliği aşırı hücre
oluşumunu engelliyor. Böylece derideki fazla
yağlanmanın önüne geçiliyor.
Kükürt de ölü hücrelerin yok olmasına
yardımcı oluyor.
Etkinliği ve güvenilirliği, çeşitli
üniversiteler ve saygınlığı dünyaca
bilinen araştırma merkezi Dermatestin gönüllü
katılımcılar üzerinde 8 ay boyunca yaptığı
klinik testlerle kanıtlanmış BIOXCIN KEPEKLİ
SAÇLAR İÇİN ŞAMPUANın
gözle görülen kepeği önlediği
ve aletli analiz yöntemiyle yapılan klinik testlerde
katılımcıların, yüzde 64ünde
kepeği tamamen yok ettiği, BIOXCIN SERUM ile
birlikte kullanılması halinde ise katılımcıların,
yüzde 90ında saç dökülmesini
engellediği, yüzde 80inde saç miktarında
artış sağladığı gözlendi.
Kepeği önleme, saç dökülmesinin
önüne geçme ve saç oluşumunu artırma
özellikleri ile saçlı deri üzerinde üç
farklı etkisi olan BIOXCIN KEPEKLİ SAÇLAR
İÇİN ŞAMPUAN Babalar Gününde
en çok dikkat çeken hediye alternatiflerinden biri
BIOXCIN Ürün Bilgisi
BIOXCIN ŞAMPUAN (Kepekli Saçlar için)
27 TL.
BIOXCIN ŞAMPUAN (Kuru/Normal Saçlar için)
25 TL.
BIOXCIN ŞAMPUAN (Yağlı Saçlar için)
25 TL.
BIOXCIN SERUM 90 TL.

Suriyeli doktorlardan Ortopediaya
ziyaret...
14/05/2009
Halep
Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev
yapan 8 öğretim üyesi Türkiyeye
gelerek Özel Ortopedia Hastanesini ziyaret etti.
Ziyaret Halep Üniversitesi ile Ortopedia arasında
düzenlenecek işbirliğine önayak oldu.
Özel hastanecilik alanında ilklere imza atarak
kısa bir sürede uluslararası bilinirliğe
ulaşan ve dünyanın farklı yerlerinden
hasta kabul eden Özel Ortopedia Hastanesi, hastaların
yanı sıra dünyanın çeşitli ülkelerinden
akademisyen ve sağlık görevlilerini de Adanada
buluşturmaya devam ediyor. Halep Üniversitesi
Tıp Fakültesinde görev yapan 8 öğretim
üyesi uzman hekim, Adanaya gelerek Özel
Ortopedia Hastanesini ziyaret etti. Hastane Genel
Müdürü Dr. Tansel Turan eşliğinde
ameliyathaneleri, laboratuarları ve hastanenin diğer
bölümlerini gezen grup, gezi sırasında
hastanenin kurucu ortaklarından Prof. Dr. Emre
Toğrulun yaptığı bir kalça
ameliyatını da konferans salonunda kurulan multivizyon
ile canlı olarak izleme ve bilgi alma fırsatı
buldu.
Halep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi Kürsü
Başkanı Prof. Dr. Bakri Dabalouni, Ortapedia
Hastanesinde kullanılan ileri teknoloji tetkik,
tedavi yöntemlerinden ve hastanenin farklı mimarı
yapısından çok etkilendiklerini belirterek,
Özel Ortopedia Hastanesi, ortopedi alanında
hizmet veren uluslararası kalitede bir hastane. Hastane
yetkilileriyle görüşmelerimiz devam edecek.
Önümüzdeki süreçlerde bilgi alışverişinde
bulunarak Halepten buraya hasta yönlendireceğiz
diye konuştu.
Özel Ortopedia Hastanesi Genel Müdürü
Dr. M. Tansel Turanda,
Dünyanın farklı ülkelerinden uzman
doktorların hastanemizi ziyaret etmesi ve hastanemizi
çok beğenmesi bizleri mutlu ediyor. Bu ziyaret
Halep Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Özel
Ortopedia Hastanesi arasında yapılacak işbirliğinin
ön ayağı oldu. Bundan sonraki süreçlerde
bilgi alışverişimiz devam edecek. Önümüzdeki
dönemlerde Halepten hasta kabul etmeye başlayacağız.
Ayrıca asistanlık eğitimlerimiz de olacak
şeklinde konuştu.

BİODER ÜRÜNLERİ
BIOXET ADI ALTINDA ŞİMDİ DE İSPANYADA
30/04/2009
Dermokozmetik
alanında bir dünya markası olma yolunda ilerleyen
BİODER, Avrupa pazarında yakaladığı
başarıyı İspanyada da devam ettirmeyi
hedefliyor. BIOXET adıyla yurtdışında
28 ülkede satışa sunulan ve çok kısa
bir süre önce Ukrayna pazarına giren BİODER
ürünleri, şimdi de İspanyada,
tüketiciyle buluşuyor.
28 Nisan 2009, İspanya-Madrid/ Lider dermokozmetik
firması BIOTA Laboratuvarları tarafından
üretilen ve Türkiyenin ilk bitkisel tüy
azaltıcı kremi olarak 3 milyon Dolarlık bir
Ar-Ge yatırımı sonucunda geliştirilen
BİODER, şimdi de İspanya açılımı
ile Avrupa pazarında yakaladığı başarıyı
geliştirmeyi hedefliyor. İlk olarak BIOXET adıyla
2006 yılında İran, Ürdün,
Lübnan, Suudi Arabistan, Suriye, Bahreyn,
Umman, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Ortadoğu
pazarına giren BİODER, yakaladığı
başarıyı Hollanda, Belçika, Portekiz,
Lüksemburg, İrlanda ve Makedonya gibi Avrupa
ülkelerinde de sürdürdü. 2009 yılı
Nisan ayı itibari ile Ukraynalı tüketicilerle
buluşarak Doğu Avrupa pazarına da giren BIOXET,
şimdi de İspanya açılımı ile
Avrupada yükselen başarısını
artırmayı hedefliyor. 2007 yılında
tüm G7 ülkelerini geride bırakarak yüzde
3,8 büyüme gösteren bir ekonomiye sahip
olan İspanyada BIOXET ürünleri ülke
genelinde tüm eczanelerde satışa sunulacak.
BIOTA Laboratuvarlarının ülkedeki
ilk yıl satış hedefi 2 milyon Avro. BIOXET,
Dünya Bankası verilerine göre dünyanın
en büyük sekizinci ekonomisine sahip ve 40 milyon
nüfuslu İspanyada, tıpkı Türkiyede
olduğu gibi tüy azaltıcı ürünler
alanında yeni bir kategori yaratıyor.
BIOXETi İspanyalı tüketicilere tanıtmak
amacıyla Madrid Urban Hotelde yapılan toplantıda
konuşan BIOTA Laboratuvarları Genel Müdürü
Cihat Dündar, Anadolu topraklarında yetişen
bitkilerden ürettikleri BİODER ile tüy sorununa
kalıcı, pratik, acısız, ekonomik
ve aynı zamanda sağlıklı bir çözüm
getirdiklerini belirtti. İspanya ile birlikte dünya
genelindeki toplam 29 ülkeye bir Türk markası
ile ulaşmanın gururunu yaşadıklarını
kaydeden Dündar, ileriye yönelik hedeflerini
5 yıl içinde dünyadaki tüm eczanelere
girerek 1 milyar Dolarlık ihracat rakamına ulaşmak
şeklinde açıkladı.
Yapılan lansmanda BIOTA Laboratuvarları Genel
Müdürü Cihat Dündar, kadınların
en büyük estetik problemlerinin başında
istenmeyen tüylerin geldiğini belirterek bu sorundan
kurtulabilmek için pek çok yönteme başvurulduğunu,
ancak bu yöntemlerin hiçbirinin sorunu kökten
çözmediğini belirtti. BİODERin
etkinliğinin yapılan klinik testlerle kanıtlandığına
dikkat çeken Dündar sözlerine şöyle
devam etti: Binlerce bitki üzerinde yapılan
araştırma neticesinde BIOTA Laboratuvarları
bayanların en büyük güzellik sorunu olan
istenmeyen tüylere yönelik ciddi bir buluş
yaptı. Belki de bu son yılların epilasyon
ve depilasyon alanındaki en önemli buluşuydu.
Tabi buluşu yaptıktan sonra Türkiyede
birçok insan bize inanmadı; böyle bir ürün
olamaz dedi. Hatta bize 8-9 aylık ömür
biçildi. Ancak BİODER Türkiyede 6
yıldır satılıyor ve milyonlarca insan
BİODERi kullanarak istenmeyen tüylerden kurtuluyor.
Bugün yüz binlerce insan bu ürünü
kullanıp, inanılmaz sonuçlar alıyor.
Yüzde 80i yabancı markaların elinde
bulunan Türkiye dermokozmetik sektöründe yeni
bir kategori yaratarak kısa sürede büyük
bir pazar payı elde eden BİODER, 2004te
8 milyon TL olan cirosunu 2007de 52 milyon TLye
çıkararak, son 4 yılda yaklaşık
yüzde 650 büyüme gösterdi. Yıllık
üretiminin yüzde 70e yakınını
dünya pazarına ihraç eden firma, Dudullu
Organize Sanayi Bölgesinde 35 bin metrekarelik
kapalı alana sahip üretim tesislerinin yapımını
tamamladığında bin kişiye istihdam sağlayacak.
İspanya basın lansmanına katılarak BİODER
(BIOXET)in etkinliği hakkında bilgi
veren Almanya merkezli bağımsız araştırma
kurumu Dermatest Enstitüsü Başkanı Dr.
Gerrit Schlippe de yaptıkları testlerle BİODERin
etkisini ortaya koyduklarını belirterek, ürün
için Epilasyon gibi pahalı, acı veren
ve yan etkileri olan yöntemlere karşı geliştirilen
BİODER, evde kimseden yardım almaksızın
uygulanabiliyor. Açık renkli ve çok ince
tüylerde de etkisini kanıtladığımız
BİODERin aynı zamanda cildin daha derin tabakalarına
ilerlemediği için kana karışmadığını
ve yan etkisi olmadığını da tespit ettik.
dedi.
BIOXET, büyük bir kozmetik pazarına sahip
İspanyada yer almanın haklı gururunu
yaşıyor
BIOXETin İspanya pazarındaki distribütörlüğünü,
ülkenin önde gelen ilaç, kozmetik ve ortopedik
malzeme ürünleri dağıtım firması
INTERSAN yapacak. Ülkenin en önemli distribütörlerinden
olan INTERSAN, özellikle teknolojiyi etkin kullanmasıyla
tanınıyor. INTERSAN, BIOXETi ülke
genelindeki tüm dermokozmetik eczanelerinde satışa
sunacak.
İspanyol güzellik endüstrisi, (parfümeri,
kozmetik ve kişisel hijyen ürünleri) global
pazarda sürekli büyüme ve başarı
elde ederek altın yıllarını yaşıyor.
İspanya, 2007 yılındaki tahmini 4 milyar
920 milyon Avroluk üretim ile Avrupa ülkeleri
arasında beşinci sırada yer alıyor ve
bu rakam, 2006 yılındaki 4 milyar 652 milyon
Avro seviyesindeki ciroya göre yüzde 6lık
bir büyümeyi ifade ediyor.
İspanya pazarı, ürün kategorisine
göre analiz edildiğinde, 2007 yılında,
1 milyar 318 milyon Avrodan fazla bir ciro elde eden
ve sektörün yüzde 26,8ini temsil
eden cilt bakımı ürünleri kategorisinin
ilk sırada yer aldığı görülüyor.
Bu segmenti sektörün yüzde 22,8ini
temsil eden ve 2007 yılında yaklaşık 1
milyar 124 milyon Avro ciroya ulaşan parfümeri ve
koku segmenti izliyor. Ağırlık itibarı
ile sektörde yüzde 22,2 oranında bir paya
sahip olan ve 2007 yılında 1 milyar 93 milyon Avro
ciro gerçekleştiren saç bakımı ürünleri
üçüncü sırada yer alıyor.
Son sırada ise sektör toplam cirosunun yüzde
8,3üne sahip olan ve 406 milyon Avroluk
ciro yaratan saç boyası segmenti yer alıyor.
BİODER HAKKINDA
İstenmeyen tüylere kalıcı çözüm
sunan bitkisel içerikli tüy azaltıcı
BİODERin kremi ve serumu, tüylerin kalıcı
olarak azalmasını, incelmesini ve geç çıkmasını
sağlıyor. Yapılan testler sonucunda BİODER
kremin 3 aylık kullanımından sonra tüylerde
yüzde 46 oranında azalma, yüzde 43 oranında
gecikme ve yüzde 30 oranında incelme sağladığı
biliniyor. BİODERin ayda sadece 3 kez kullanılan
serum formu ise tüylerde yüzde 56 oranında
azalma, yüzde 65 oranında gecikme ve yüzde
37 oranında incelme sağlıyor. BİODER
krem ve serumun etkisi, İstanbul Üniversitesi
Eczacılık Fakültesi ve Almanyanın
önde gelen Medikal Araştırma Kurumu Dermatestte
yapılan klinik testlerle de kanıtlı.

Palmolive Anneler
Gününü Bakım Yaparak Kutluyor
30/04/2009
Palmolive
Pure Cashmerein Anneler Gününe özel
hazırladığı Annemi Seviyorum
hediye setinde bulunan duş jelleri, yüzde 100
doğal kaşmir özleri ve nemlendirici krem ile
zenginleştirilmiş ipeksi formülüyle en
kuru ciltleri bile nemlendirmeye yardımcı oluyor.
Kadınlara özel ürünleri ile kişisel
bakımın tercih edilen markası Palmolive,
Anneler Günü için özel olarak hazırladığı
Pure Cashmere Duş Jeli Annemi Seviyorum hediye
seti ile anneniz için özel bir hediye alternatifi
sunuyor. Palmolive Pure Cashmere Duş Jeli, 5
gün içinde daha yumuşak ve pürüzsüz
bir cilt sağlarken, kadın olmanın keyfini
çıkarmak isteyen annelere de özel çözümler
öneriyor. Nemlendirici Bakım, Hassas Bakım
ve Besleyici Bakım çeşitleri ile farklı
cilt tiplerine farklı bakım alternatifleri sunuyor.
Palmolive Pure Cashmere Nemlendirici Bakım, ipeksi
formülü ile cildinizi yumuşacık ve pürüzsüz
hissetmenize; Palmolive Pure Cashmere Hassas Bakım ise
yüzde 100 kaşmir özü ve nemlendirici krem
ile cildinizi nemlendirmeye ve doğal dengesini korumaya
yardımcı oluyor. Pure Cashmere Duş Jeli
serisinin yeni çeşidi Besleyici Bakım ise içerdiği
E Vitamini ve yağlar ile cildinizi beslerken, 24
saate kadar etkili nemlendirici içerik ile cildinizin
en kuru bölgelerini nemlendiriyor ve yumuşatıyor.
Pure Cashmere Hediye Seti fiyat: 5,30 TL.

PROTEX İLE
BAKTERİLERE GÜLE GÜLE DEYİN!...
12/03/2009
Sıradan
sabunlara göre bakterilere karşı 10 kat daha
fazla koruma sağlayan Protex antibakteriyel sabun,
Mart ve Nisan aylarında tüm Türkiyede
düzenleyeceği Protex ile Bakterilere Güle
Güle Deyin kampanyasında, el yıkamanın
ve hijyenin insan sağlığı için önemine
dikkat çekmeye devam ediyor.
Düzenli el yıkayarak, günlük hayatımızda
çok sık karşılaştığımız
grip mikrobu ve bakteriler başta olmak üzere,
pek çok hastalıkla mücadele edebileceğimiz
bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek.
Toplumu, özellikle de çocukları bu konuda
bilinçlendirmek için 2005 yılından beri
düzenlediği sağlık kampanyalarıyla
el yıkamanın önemini anlatan Protex, 2009da
da aynı çalışmaya Bakterilere Güle
Güle Deyin sloganı ile devam ediyor.
Mart ve Nisan ayları boyunca tüm Türkiyede
düzenlenecek olan sağlık kampanyası çerçevesinde
Protex, hastane, halk pazarları ve vapur iskeleleri
gibi bakterilerin yoğun olduğu alanlarda bulunacak
mobil el yıkama ünitelerinde, halkı el
yıkamanın önemi konusunda bilinçlendirmeye
devam edecek. Başta grip olmak üzere birçok
hastalığın en yaygın bulaşma şeklinin
eller yoluyla ağza giden bakteriler olduğu,
bu yüzden hastalıklardan korunmak için sık
sık el yıkamanın önemi halka anlatılacak.
Sağlığına önem veren ve bakterilere
karşı korunmak isteyen herkese ulaşmayı
hedefleyen Protex, kampanya süresince tüm kitle
iletişim araçlarını kullanarak, doğru
el yıkama yöntemleri üzerine eğitim verecek.
Siz de bakterilere ve özellikle kış aylarında
etkisini gösteren gribe karşı ellerinizi sık
sık Protex ile yıkayın ve bakterilere güle
güle deyin!
JANSSEN CILAG, 120 YILDIR YAŞATTIĞI DEĞERLERLE
10 YILDIR TÜRKİYEDE
Sağlık hizmetleri alanında dünyanın
en büyük kuruluşlarından Johnson&Johnson
Grubunun bir bölümü olan Janssen Cilag,
bu yıl Türkiyedeki 10. yılını
kutluyor.
3 Mart 2009, İstanbul - Sağlık hizmetleri
alanında dünyanın en büyük kuruluşlarından
olan ve 120 yıllık bir geçmişe sahip Johnson&Johnsonın
ilaç şirketi Janssen Cilag, Türkiyedeki
10. faaliyet yılını kutluyor. Özellikle
merkezi sinir sistemi alanında lider tedavileri bulunan
Janssen Cilag, bugün Türkiyede çeşitli
terapötik alanlardaki 9 ürününü hastalara
en hızlı ve kolay şekilde ulaştırma
önceliği ile çalışıyor.
Janssen Cilag Türkiye Genel Müdürü Ayşe
Çetinel, 10. yıl vesilesiyle yaptığı
açıklamada, 10 yıldır Türkiyede
faaliyet göstermekten ve yatırımlarımıza
aralıksız devam etmekten büyük mutluluk
duyuyoruz. Global anlamda 2007 yılında Ar-Ge
çalışmaları için 7.2 milyar dolar
yatırım gerçekleştirdik. Bu yatırımın
1 milyon doları ise Türkiyede gerçekleşti.
Ayrıca, önümüzdeki 5 yıl içinde
yaklaşık 20 yenilikçi tedavi alternatifini
daha tıp dünyasının hizmetine sunmaya
hazırlanıyoruz dedi.
Dünyada tüm sektörler içinde Ar-Geye
yatırım yapan en büyük 10 şirketten
biri olan Johnson&Johnson, ilaç alanında
gerçekleştirdiği çalışmalarla
2014 yılına kadar özellikle onkoloji, üroloji,
ağrı, dermatoloji, enfeksiyon hastalıkları
ve iç hastalıklar alanlarında 20 yenilikçi
tedavi alternatifini dünyada ve Türkiyede
sağlığın erişimine sunmaya hazırlanıyor.
Janssen-Cilag, İK uygulamaları ve çalışan
memnuniyeti anlamında da tüm dünyada en çok
beğenilen ve çalışılmak istenen şirketler
arasında yer alıyor.
Johnson&Johnson grubuna 1961 yılında katılan
Janssen Pharmaceutica, 1994 yılında Cilag şirketiyle
birleşerek Janssen-Cilag adını almıştır.
Johnson&Johnson bünyesinde faaliyet gösteren
Janssen-Cilag, dünyanın önde gelen yenilikçi
ve Ar-Ge odaklı sağlık şirketlerinden
biridir. Merkezi Belçikada bulunan Janssen-Cilag,
psikiyatri, onkoloji, algoloji, üroloji,
enfeksiyon, iç hastalıkları, nöroloji,
dermatoloji alanlarında insan sağlığının
iyileştirilmesi için Ar-Ge, pazarlama ve satış
faaliyetleri gerçekleştirmektedir. Janssen-Cilag,
2009 yılında Türkiyedeki faaliyetlerinin
10. Yılını kutlamaktadır.

DERACINE DERİN
KIRIŞLIK SERİSİ...
23/02/2009
Dermatest
Araştırma Kliniği, Deracine Derin
Kırışıklık Serisi ürünleriyle
gerçekleştirdiği ürün etkinlik
testinde, 1 saat içinde yüzde 27ye
varan düzelme kaydetti.
Avrupanın en saygın, bağımsız
dermatoloji enstitülerinden olan Alman Dermatest Araştırma
Kliniği, Deracine kırışıklık
ürünleri üzerinde yaptığı yepyeni
bir araştırmanın çarpıcı sonucunu
açıkladı. Dermatestte yapılan
test sonuçlara göre, Deracine Derin Kırışıklık
Serisi ürünleri, 1 saat içinde ciltte yüzde
27ye varan oranda düzelme sağlıyor
BIOTA Laboratuvarlarının özellikle
45 yaş ve sonrası için geliştirdiği
Deracine Derin Kırışıklık Serisi,
yüzde 100 bitkisel COMPLEX D19 ekstresi sayesinde cilt
tarafından hızlıca emiliyor ve etkisini hemen
göstermeye başlıyor. Kırışıklıkların
oluşmasına sebep olan çevresel ve kronolojik
yaşlanmaya karşı çift yönlü
etki gösteren Deracine ürünleri, cildi
içerden onarırken, aynı zamanda dışardan
gelen etkilere karşı koruyor. Kronolojik yaşlanma
ve çevresel faktörlerin etkisi ile 40lı
yaşlarla birlikte göz çevrelerinde kazayağı
çizgileri, alında ise kaygı ve kaş
çatma çizgileri kalıcı hale gelerek kırışıklıklar
daha fazla hissedilmeye başlıyor. Cildin azalan
yapı taşlarını yeniden yerine koyan Deracine
Derin Kırışıklık Serisi ise çevresel
faktörlerin yol açtığı hasarlara
karşı ciltte bariyer fonksiyonu da görüyor.
Deracine ürünleriyle daha genç görünmek
için şimdi sadece 1 saate ihtiyaç duyuluyor!
Derin kırışıklıklara karşı
krem, göz kremi, jel ve serumdan oluşan
Derin Kırışıklık Serisi ürünleri,
Türkiye çapındaki yetkili eczanelerde tüketiciyle
buluşuyor. Ürünler ile ilgili ayrıntılı
bilgi 0800 261 33 46 numaralı telefondan ve www.deracine.com.tr
sitesinden alınabiliyor.
Deracine Derin Kırışıklık
Serisi Fiyat Bilgileri
Derin Kırışıklıklara Karşı
Krem Gündüz 50 ml. 60,00 TL.
Derin Kırışıklıklara Karşı
Krem Jel Gece 30 ml. 67,00 TL.
Derin Kırışıklıklara Karşı
Göz Kremi 15 ml. 52,00 TL.

Saç Dökülmesine
Tek Çare Medikal Tedavi...
17/12/2008
Pek
çok erkeğin kâbusu olan erkek tip saç
dökülmesi kişilerin psikolojik ve sosyal
hayatını da etkileyebiliyor. Saç dökülmesine
çare arayan erkeklerin yaptığı en büyük
hata ise uzman bir hekime görünmeden bilimsel olarak
etkisi kanıtlanmamış bitkisel ilaçları
kullanmaları. Erkek tipi saç dökülmesinin
genetik bir hastalık olduğunu söyleyen İ.Ü.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim
Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Server
Serdaroğlu, Bunu kullan geçer, şu
karışım iyi gelir, gibi kulaktan dolma
yanlış bilgiler kişileri doğru ve etkin
tedaviden uzaklaştırıyor ve tedaviyi geciktiriyor
dedi.
Toplumda kellik olarak bilinen erkek tipi
saç dökülmesi erkeklerin yüzde 70ini
etkileyen genetik bir hastalık. Tıpta Androgenetik
alopesi olarak adlandırılan bu hastalık,
genetik yapı nedeniyle erkeklik hormonlarının
saç köklerini etkilemesi sonucu ortaya çıkıyor.
Doktor gözetiminde tedavi edilebilen bir hastalık
olan erkek tipi saç dökülmesi ile ilgili yapılan
en büyük hata ise; çoğu zaman vakit ve
para kaybına neden olan bitkisel ilaç kullanımının
tercih edilmesi.
Prof. Dr. Serdaroğlu, erkek tipi saç
dökülmesi sorunu yaşayan hastaların ilk
olarak kuaförler tarafından fark edilebildiğini
ya da hastaların hekim yerine kuaförlerine başvurduğunu
söyleyerek, Kuaförler tarafından
önerilen şampuanların işe yaraması
için içeriğinde saç kökünü
uyaracak bir ilaç olması ve saç köküne
kadar emilmesi için saçlı deride en az 4 saat
kalması gerekir. Bu pratik olarak mümkün
değil. Kuaförlerin bu konuda hastalara yardımcı
olmaları ve erken dönemde dermatologlara yönlendirmeleri
gerekiyor diye konuştu. Bitkisel ilaçların
ise dermatologlar tarafından tercih edilmediğini
söyleyen Prof. Dr. Serdaroğlu, Etkin
bir tedavi için uzman hekimler olarak onaylı,
bilimsel etkisi ve sonuçları kanıtlanmış
ilaçları kullanırız, bitkisel ilaçların
bu hastalığı iyi geldiği konusunda ise
herhangi bir bilimsel kanıt bulanmamakta şeklinde
konuştu.
PSİKOLOJİK SORUNLARA NEDEN OLUYOR
1825 yaş arası erkeklerde ciddi psikolojik
sorunları beraberinde getiren erkek tipi saç dökülmesi
bu yaş grubunun duygusal ilişkilerinde aldıkları
olumsuz tüm yanıtları, ilgili olsun ya
da olmasın kelliğe bağlamalarına neden
oluyor. Bu psikolojik etkinin yaş ilerledikçe
azaldığını söyleyen Prof. Dr.
Serdaroğlu, 25 yaşından sonra erkeklerin,
iş yaşantısındaki başarının
da etkisiyle kelliği psikolojik sorun olmaktan çıkardıklarını
ve kendilerini o şekilde sevmeye başladıklarını
belirtti. Prof. Dr. Serdaroğlu, saç
dökülmesinin içinde hekimlerin olmadığı
saç merkezlerinde bazı geleneksel yöntemlerle
tedavi edilmeye çalışıldığını
sözlerine ekleyerek, Bu işlemlerin tamamının
işe yaramadığını söyleyemem.
Örneğin çeşitli kimyasallar ile tedavi
yapılan yerler var, bu yöntemler belki saçları
kalınlaştırabilir. Ama bunlar kontrolsüz
işlemlerdir ve ileride ne tür bir yan etki doğuracağı
bilinmemektedir dedi.
TEDAVİ ÖMÜR BOYU SÜRÜYOR
Prof. Dr. Server Serdaroğlu, 20002008
yılları arasında İ.Ü. Cerrahpaşa
Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Saç
Hastalıkları Birimine başvuran 350 erkek
tipi saç dökülmesi hastasının üzerinde
yaptığı araştırma ile erkeklerin
hastalık başladıktan ortalama 4 yıl sonra
hekime başvurduğunu ortaya koydu. Bu sürenin
tedavi için çok büyük kayıplar doğurmadığını
belirten Prof. Dr. Serdaroğlu, Erkeklerin
saç dökülmesi konusunda tek çarenin saç
ekimi olmadığını bilmeleri gerekir.
Hastalık başladıktan 4 yıl sonra bile
bize başvuran kişileri medikal tedaviyle iyileştirebiliyor
ve hastalığı kontrol altında tutabiliyoruz
diye konuştu. Tedavi sürecinde yaşadıkları
en önemli sorunlardan birinin hastaların tedaviyi
yarım bırakmaları olduğunu söyleyen
Prof. Dr. Serdaroğlu, İlaçlar
hasta tarafından kısa süre kullanılıp,
etkisiz olduğu düşünülerek bırakılabiliyor.
Sonuç alınabilmesi için uzun bir tedavi sürecine
ihtiyaç olduğunu bilmek gerekir, 1 ay ilaç
kullanıp mucize beklemek yanlış olur
şeklinde konuştu.
Erkek tipi saç dökülmesi tedavisinin tıpkı
şeker hastalığında olduğu gibi ömür
boyu süreceğini de dile getiren Prof. Dr.
Serdaroğlu, Hastaların ilacı bırakmalarında
haklı nedenler olabiliyor. Mesela bazı ilaçlar
saçlı deriye sürüldüğünde
kaşıntı yapıyor. Genellikle kellik
ilaçlarının devlet tarafından geri ödemesi
yapılmıyor ve bu da hastaya ek maliyet getiriyor.
dedi.

Başınıza
Gelen En Güzel Kampanya...
16/12/2008
Saç
dökülmesine karşı etkili BIOXCIN ürünleri,
yılbaşına özel olarak hazırlanan
Başınıza Gelen En Güzel Kampanya
ile sevdiklerine farklı bir hediye sunmak isteyenlere
hitap ediyor.
Yeni yılda sevdiklerinize hem farklı hem faydalı
bir hediye vermek istiyorsanız seçim yapmanın
şimdi tam sırası! Alacağınız
hediye ile onu gerçekte ne kadar sevdiğinizi ve
düşündüğünüzü gösterebilirsiniz.
Saç dökülmesine karşı etkili bitkisel
özlü BIOXCIN şampuan ve serumlar, Başınıza
Gelen En Güzel Kampanya ile sevdiklerine yeni yıl
hediyesi almak isteyenlere kaçırılmayacak bir
fırsat sunuyor. BIOXCIN, kampanya dahilinde iki
kürlük ekonomik serum paketine bir de şampuan
hediye ediyor. 48 ampul içeren 2 kutu Bioxcin serum
ve 300 ml şampuan bir arada, şimdi 202 YTL yerine
sadece 159 YTL.
BIOXCIN yeni yılda da herkese gür ve parlak saçlar
vaat ediyor!
Ürün Bilgisi
Bioxcin Serum 6 ml 24 adet ampul 89 YTL.
Bioxcin Şampuan 300ml 24 YTL.

DERACINEDEN
KAMPANYALI YILBAŞI HEDİYESİ...
16/12/2008
Kırışıklık
ve selülit giderici ürünleriyle 2008 yılına
damgasını vuran yeni dermokozmetik markası
DERACINE, Kasım ve Aralık ayları boyunca
sürecek indirim kampanyası sayesinde kendinize ve
değer verdiklerinize hoş bir yılbaşı
hediyesi seçmenizi kolaylaştırıyor.
Yeni yılda kendinizi baştan yaratmaya ne dersiniz?
Avrupanın en saygın bağımsız
dermatoloji enstitülerinden Alman Dermatest Araştırma
Kliniğinin mucize ürün olarak
nitelediği DERACINE, kadınların bu arzusunu
gerçekleştirmek için geliştirildi.
2009a daha genç bir girmek isteyenlere DERACINE,
kırışıklık giderici ürünler
sunuyor. Üstelik yılbaşına özel
hazırlanan kampanya ile gece kremi alana, gündüz
kremi yüzde 50 indirimle
DERACINE Kırışıklık Serisi,
içerdiği yüzde 100 bitkisel COMPLEX D19 ekstresi
ile kırışıklıkların oluşmasına
sebep olan çevresel ve kronolojik yaşlanmaya karşı
çift yönlü etki göstererek cildi içerden
onarırken, aynı zamanda dışardan gelen
etkilere karşı koruyor. Tamamıyla bitkilerden
ve doğal yağlardan oluşan doğal içeriğe
sahip DERACINE ürünlerinin etki oranları piyasadaki
tüm rakiplerinden daha yüksek.
Tamamıyla bitkilerden oluşan doğal içeriğe
sahip DERACINE ürünlerinin 12 hafta süren klinik
testleri, Almanyanın önde gelen Medikal
Araştırma Kurumu Dermatest tarafından gerçekleştirildi
ve onaylandı. Katılımcıların
hepsinde olumlu etki gösteren ürün, kırışıklık
derinliğinde yüzde 58e varan azalma sağlıyor.
DERACINE ürünleri, Türkiye çapındaki
yetkili eczanelerin notlarında yerini alırken,
ürünler ile ilgili ayrıntılı bilgi,
0800 261 33 46 numaralı telefondan ve www.deracine.com.tr
sitesinden alınabiliyor.
Fiyat bilgisi
Deracine Derin Kırışıklık Serisi
Kremi (50 ml): 49 YTL
Deracine DerinKırışıklık Serisi Krem
Jeli (30 ml): 56 YTL
Deracine Derin Kırışıklık Serisi
Göz Kremi (15 ml): 43 YTL
Deracine Erken Kırışıklık Serisi
Kremi (50 ml): 43 YTL
Deracine Erken Kırışıklık Serisi
Krem Jeli (30 ml): 49 YTL
Deracine Erken Kırışıklık Serisi
Göz Kremi (15 ml): 39 YTL

YENİ YILDA
İSTENMEYEN TÜYLERİNİZDEN KURTULUN!...
16/12/2008
İstenmeyen
tüyler tüm kadınların korkulu rüyası.
Kadınların bu sorununa meydan okuyan bitkisel içerikli
tüy azaltıcı ve inceltici BİODER,
yeni yıl kampanyası ile yüz serumlarında
ve vücut kremlerinde bir ürün alana ikincisini
yüzde 50 indirimli olarak sunuyor. Yeni yılda
kendinize BİODER hediye ederek tüy sorununuzdan
kurtulabilir, 2009un tadını pürüzsüz
bir ciltle çıkarabilirsiniz.
Pürüzsüz ve mükemmel bir cilde sahip
olmak tüm kadınların hayalidir. Yeni yılda
hayallerini gerçekleştirmek ve istenmeyen tüylerinden
kurtulmak isteyen herkes, BİODERin yılbaşına
özel kampanyasıyla hayallerine bir adım yaklaşıyor.
İstenmeyen tüylere kalıcı çözüm
sunan bitkisel tüy azaltıcı ürün
BİODERin Kasım ve Aralık ayları
boyunca sürecek yeni yıl kampanyasıyla,
yüz serumu ve vücut kreminden herhangi bir ürün
alana aynı ürünün ikincisi yüzde
50 indirim fırsatıyla
Yeni yılda kendinize
bir iyilik yapın; BİODERin tüy sorununa
bitkisel çözüm sağlayan ürünlerinden
alın!
Ürün bilgisi
BİODER Serum Yüz Formu 44 YTL.
BİODER Serum Vücut Formu 69 YTL.
BİODER Vücut Kremi 34 YTL.
BİODER Yüz Kremi 29 YTL.
Kampanya bilgisi
1 Bioder alana 2.si yüzde 50 indirimli yüz
serumu seti 88 YTL. yerine 66 YTL.
1 Bioder alana 2.si yüzde 50 indirimli/makyaj
çantası hediyeli vücut kremi seti 68 YTL yerine
51 YTL.

Janssen-Cilag
Türkiyenin yönetim ekibi...
26/11/2008
Johnson
& Johnson grubunun bir parçası olarak 1961 tarihinden
bu yana faaliyet gösteren Janssen-Cilag, yüksek
kalitede ilaç geliştirme faaliyetleriyle bugün
dünyanın önde gelen yenilikçi sağlık
şirketlerinden biridir. Merkezi Belçikada
bulunan Janssen-Cilag, kanser, AIDS, psikiyatri,
nöroloji, alzheimer, ağrı, mantar
enfeksiyonları ve diyabet gibi alanlar için geliştirdiği
80in üzerinde yeni ilaçla, Kanada,
ABD, Çin ve Japonya başta olmak üzere toplam
36 ülkede hizmet vermektedir. Ar -Ge faaliyetleri
kapsamındaki yeni teknoloji yatırımları
2006 itibariyle 152 milyon Euro tutarında gerçekleşen
Janssen-Cilag 2011e dek, akut ağrı ve
kanser başta olmak üzere farklı alanlarda 70
yeni ilaç daha geliştirmeyi hedeflemektedir.
Janssen-Cilag, 1999 yılından bu yana Türkiyede
insan sağlığı için çalışmaktadır.
Janssen-Cilag Türkiye, merkezi sinir sistemi,
onkoloji, ağrı, dermatoloji ve gastroentoloji
alanlarındaki mevcut ürünleriyle büyümenin
yanı sıra, hem bu pazarlara yeni ürünler
vermeyi hem de önümüzdeki yıllarda farklı
terapötik alanlarda yeni ürünleri tıbbın
hizmetine sunmayı planlamaktadır.
Janssen-Cilag Türkiyenin yönetim ekibi aşağıdaki
isimlerden oluşmaktadır;
Ayşe Çetinel / Janssen-Cilag Genel Müdürü
Ayşe Çetinel, 2001 yılından bu yana
Janssen-Cilag Türkiye Genel Müdürü olarak
görev yapmaktadır. 19982001 tarihleri
arasında Janssen-Cilag Finans, Yönetim ve Lojistik
Müdürü olarak görev yapan Çetinel,
19961998 yılları arasında ise Johnson
& Johnson Grubunda Finans Müdürü
olarak çalışmıştır.
Doç. Dr. Fahreddin Tatar / Janssen-Cilag Kurumsal
İlişkiler ve Sağlık Politikaları
Direktörü
Doç. Dr. Fahreddin Tatar, 2007 yılından
beri Janssen-Cilagda Kurumsal İlişkiler ve
Sağlık Politikası Direktörlüğü
görevini sürdürmektedir. 1984 yılında
Hacettepe Üniversitesi Sağlık İdaresi
Yüksekokulundan mezun olan Doç. Dr.
Fahreddin Tatar, özellikle sağlık ekonomisi
ve politikaları konularında uzun yıllar çeşitli
kurum ve kuruluşlarda görev yapmış ve
bu konunun ülkemizde gelişmesi konusunda çalışan
lider ekiplerin içinde yer almıştır..
Dr. Çiğdem Dönmez / Janssen-Cilag Medikal
Direktör
Haziran 2007den bu yana Janssen Cilag Türkiyede
Medikal Direktör olarak görev yapmakta olan Dr.
Çiğdem Dönmez, İstanbul Üniversitesi
Tıp Fakültesinin ardından, 1983 -1987
yılları arasında SSK
Şişli Hastanesinde Dahiliye Pratisyen Hekimi
olarak çalışmıştır. Dönmez,
1992 yılından sonra çeşitli
şirketlerde üst düzey görevlerde bulunmuştur.
Demet Akman / Janssen-Cilag İnsan Kaynakları
Direktörü
2007de Janssen-Cilag Türkiye ailesine katılan
Demet Akman, daha önceki yıllarda çeşitli
şirketlerde yöneticilik görevlerinde bulunmuştur.

Migreni baş
ağrısı ile karıştırmayın...
12/11/2008
Toplumda
sıklıkla görülen migren, lodoslu havalar,
az ya da çok uyku, kadınlar için adet dönemleri,
yorgunluk, beslenme şekli gibi birçok etken
ile tetikleniyor. Çoğunlukla baş ağrısı
ile karıştırılan migrenle ilgili hastalara
uyarıda bulunan Prof. Dr. Mustafa Ertaş,
Baş ağrısı ile migreni karıştırmayın,
migren ağrısı ağrı kesici ile tedavi
edilemez aksine migrenli kişilerin sık kullandığı
ağrı kesiciler bağımlılık yapar
ve migreni kronikleştirir diyor.
Merck Sharp & Dohme İlaçlarının
düzenlediği Migrenin Epidemiyolojisi ve Toplumdaki
Yükü başlıklı toplantıda
migrenin Türkiyedeki ve dünyadaki durumu tartışıldı.
Toplantıya katılan Anadolu Sağlık Merkezi
Hastanesi Nöroloji Kliniği Konsültan Öğretim
Üyesi Prof. Dr. Mustafa Ertaş, Türkiyede
her 4 kadından ve her 10 erkekten birinde görülen
migrenin az bilindiğini söyleyerek; Migren
çoğunlukla baş ağrısı ile karıştırılıyor.
Hastalar, migrenlerinden habersiz olduğu için
atak geçirdiklerinde ağrı kesici kullanıyorlar.
Ama migren ağrısını ağrı kesici
ilaçlar her zaman geçirmez. Migren herhangi
bir baş ağrısı değildir, beyinde
oluşan iltihaplanmadan kaynaklanır. Bunu da
iltihabı önleyen migrene özel geliştirilmiş
ilaçlar geçirir. diye konuştu.
Prof. Dr. Ertaş, migrenin 1865 yaş
arası 100 kişinin 16sında görüldüğünü
söyleyerek Bilinç düzeyi çok düşük,
yıllarca ağrı çekip hiç doktora gitmemiş
hastalar var. Doktora gelenlerin oranı yüzde
40ın altında, reçetesini doktordan
alanların sayısı ise yüzde 30. Yani
yalnızca 3 migrenliden biri ilacını doktordan
alıyor dedi. Migren konusunda en büyük
hatanın ezbere ağrı kesici kullanımı
olduğunu belirten Prof. Dr. Ertaş, Ağrı
kesiciler bırakın migreni geçirmeyi, migrenin
kronikleşmesine neden oluyor ve bağımlılık
yapıyor. Bu yüzden sık ağrı çeken
kişilerin migren olup olmadığının
teşhis edilmesi gerekir. dedi
BU SORULARI KENDİNİZE SORUN
Migreni herhangi bir baş ağrısından ayırmak
için çok basit yöntemler olduğunu belirten
Prof. Dr. Ertaş, Tekrarlayan baş
ağrılarınız varsa ve bu ağrılar
bir kere bile olsa sizi doktora götürdüyse
kendinize şu soruları sorun; Işık hiç
sizi rahatsız etti mi? Hiç mide bulantısı
yaşadınız mı? Hiç ağrı
nedeniyle işten güçten bir gün geri kaldınız
mı? Hasta bu 3 sorunun 2sine evet diyorsa yüzde
90 gibi büyük bir ihtimalle migrendir diyor.
BİRÇOK KİŞİ AĞRI
KESİCİ İÇTİĞİ İÇİN
AĞRI ÇEKİYOR
Nöroloji Derneği Başağrısı
çalışma grubunun yaptığı çalışmaya
göre, Nöroloji Polikiliniklerine başvuran
her 3 hastadan 1'i başağrısı şikayeti
ile geliyor. Bunların yarısına da migren
tanısı konuyor. Bu hastaların 5'te
3'ü ise sık ve düzenli tedavi gerektiren
baş ağrıları çekiyorlar. Türkiye'de
ortalama her 100 kişiden 5'inin her gün başının
ağrıdığını belirten Prof.Ertaş
" Önleyici tedavide olması gereken hastaların
oranı yüzde 40 ancak tedavi olanların oranı
yalnızca yüzde 9." diyerek migren tedavisine
yeterli önemin verilmediğine dikkat çekti.
Prof.Dr.Ertaş "Tedavi olmayan hastalar umudu
ağrı kesicilerde arıyorlar, ancak ağrı
kesiciler hem migreni kronikleştiriyor hem de yarattıkları
bağımlılık depresyon, dikkat eksikliği,
halsizlik ve yorgunluk gibi sorunları beraberinde getiriyor
şeklinde konuştu.
BESİNLER ÇOK ÖNEMLİ
Migreni tetiklemek konusunda gıdaların çok
önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr.
Ertaş, Migreni en çok tetikleyen gıdalar
arasında süt, peynir, balık ürünleri,
buğday, mayalı ürünler ve alkol yer
alıyor dedi. Prof. Dr. Ertaş,
4 hastanın 1inde yalnızca bu duyarlı
olunan gıdalar kesildiğinde bile migrende yüzde
50 oranında azalma görüldüğünü
de sözlerine ekledi.
YENİ VE DAHA ETKİN TEDAVİLER İÇİN
ÇALIŞIYORUZ
MSD İlaçları tarafından düzenlenen
Migrenin Epidemiyolojisi ve Toplumdaki Yükü
toplantısına katılan MSD İlaçları
Nörolojik Bilimler-Bilimsel Araştırmalar Global
Direktörü Dr.Marcelo Bigal ise migrenin dünyanın
heryerinde sıklıkla görülen bir hastalık
olduğunu söyleyerek, ABDde 35 milyon
migrenli var. Migren Dünya Sağlık Örgütü
tarafından da kanserden sonra en önemli engelleyici
hastalıklar arasında gösteriliyor dedi.
Yaklaşık on yıldır hastalar tarafından
kullanılan migren ilacına ek olarak MSDnin
yine yalnızca migren tedavisinde kullanılacak yeni
bir ilaç sınıfı üzerinde çalıştığını
belirten Dr. Bigal, Bu ilaç şu anda
migren tedavisinde sıklıkla kullanılan triptanlardan
daha farklı bir tedavi alternatifi. En önemli
farkı ise damarları daraltmaması. Bu özellik
kalp hastalığı ya da başka hastalıkları
olanlar için önemli bir avantaj. Bu yeni ilacın
şu anki sonuçlara göre halihazırda kullanılan
pek çok triptana kıyasla güçlü bir
etkinliği var. Ayrıca hastalar tafından
iyi tolere ediliyor. Bizler bilimsel çalışmalarımızın
sonuçlarının iyi olacağını ve
bu yeni tedavinin migrenli hastalar için yeni bir umut
ışığı olduğunu düşünüyoruz.
diye konuştu.
3 YAŞINDAKİ BEBEKLERDE BİLE GÖRÜLÜYOR
Migrenin başlama yaşının çok değişken
olduğunu söyleyen Dr. Bigal, 34
yaşlarında bile migren hastası olunabilir.
Ama özellikle 12 yaş ortalamasında görülme
sıklığı artıyor ve yüzde 12lere
ulaşıyor. Bu yaşlarda yetişkinlerde
olduğu gibi kadın ve erkek arasında fark görülmüyor.
Çünkü genellikle bu yaşlarda kızlar
henüz adet görmemiş oluyor dedi.
Kadınlarda migrenin ilk adet ile artış gösterdiğini
belirten Dr. Bigal, Migren hastalarında
beyin aşırı hassas olur ve sistemde görülen
değişikliklere karşı aşırı
tepki verir. Adet döneminde de kadınlarda östrojen
hormonu sürekli değişiklik gösterir.
Bu iniş çıkışlara beyin fazla tepki
verir şeklinde konuştu.
AİLELER ÇOK DAHA BÜYÜK BİR
SORUN SANIYOR
Özellikle 34 yaşındaki çocuklarda
migrenin zor fark edildiğini belirten Dr. Bigal,
Migrenli bir çocuk atak geçiriyorsa oyun oynamak
istemez, kendini karanlık bir odada kalmak ister,
bazen kusar ama uyuyup uyandığında normale
döner. Burada yetişkinlerle en önemli fark
çocukların daha kısa süreli ataklar geçirmesidir.
dedi. Ebeveynlerden birinde migren varsa belirtileri bir
şekilde anlayabildiğini söyleyen Dr. Bigal,
Özellikle kız çocuksa kolaylıkla
anlıyorlar. Erkek çocuk olduğunda anne
babalar bir sorun olduğunu fark etseler de migren olduğunu
düşünmüyor belirtilerin çok daha
ciddi sorunlara ilgili olduğunu sanıyorlar.
diye konuştu.

MSD ve Japon
Sigara Devi JT Inc Yeni Bir Kemik Erimesi İlacı
Geliştirmek İçin Anlaşma İmzaladı...
10/11/2008
25 Eylül 2008 tarihinde MSD (Merck
& Co., Inc.) ve Japan Tobacco Inc.
(JT) kemik yoğunluğunu ve gücünü
azaltan ve kemiklerde kırık riskini arttıran
kemik erimesinin tedavisi için araştırılmakta
olan JTT-305 kodlu kemik gelişimini uyarıcı
ilacı geliştirmek ve pazarlamak için global
bir lisans anlaşması imzaladıklarını
açıkladılar.
JT Farmasötik Birimi Başkanı Noriaki Okubo
Merck ile yapılan bu anlaşmayla, JT,
kemik erimesi olan hastalar için gelecekte muhtemel bir
seçenek olarak JTT-305in geliştirilmesi için
önemli bir adım atmıştır dedi.
JTT-305 ağız yolu ile alınan kalsiyuma duyarlı
bir reseptör (CaSR) karşıtıdır
ve güncel olarak JT tarafından Japonyada kemik
yoğunluğunu arttırıcı etkisi bakımından
Faz II klinik çalışmalarda ve Japonya dışındaki
ülkelerde Faz I klinik çalışmalarda incelenmektedir.
Mevcut kemik erimesi tedavilerinin çoğu kemik kaybını
(veya kemik yıkımını) azaltarak
kırık riskini azaltmaktadır. JTT-305 gibi
kemik yapıcı ilaçlar yeni kemik gelişimini
uyararak ve böylelikle kemik yoğunluğunu artırarak
kırık riskini azaltabilmektedir.
Merck Araştırma Laboratuvarları (MRL),
Kemik, Solunum, İmmünoloji ve Endokrin Ürünleri
başkanı ve kıdemli başkan yardımcısı
Alan B. Ezekowitz: "Bu yepyeni bileşiği
geliştirmek amacıyla JT ile kurulan işbirliği
ile birlikte, Merckin kas-iskelet sistemiyle ilgili
geliştirmeyi planladığı ilaçların
listesi tamamlanmıştır. Gelecekte kemik
yıkımını önleyen ve yapımını
arttıran ilaçların birlikte kullanımının,
kemik erimesi olan hastalarda kırık riskini azaltmak
için etkin bir şekilde kullanılacaklarına
inanıyoruz."

BAYERDEN
TÜRK DOKTORLARINA UYGULAMALI EĞİTİM PROJESİ...
06/11/2008
100
yılı aşkın süredir insan sağlığına
hizmet eden daha iyi bir yaşam için bilim
ve insan sağlığı için medikal ilerleme
ilkesini benimseyen Bayer İlaç firması,
Avrupada doktorların 10 yıldır yararlandıkları
özel uzman eğitimlerini Türk doktorlarına
sunuyor.
İnsan maketinde gerçeğe uygun biyolojik
dokularla gerçekleştirilen uygulamalı
eğitim programının ilki sindirim sistemlerine
yönelik. Mide ve sindirim hastalıklarının
hızla arttığına dikkat çeken Gastrointestinal
Endoskopi Derneği Başkanı Prof. Dr.
Cem Kalaycı, verilecek eğitimler ile endoskopiyle
yapılan cerrahi işlemlerin yaygınlaştırılmasının
sağlanacağını söyledi.
Endo-Trainer eğitim programı; mide hastalıklarının
teşhis ve tedavisinde önemli bir uygulama olan endoskopinin
en az riskle gerçekleşmesini ve farklı hastalıkların
tedavisinde kullanım yöntemlerini göstermeyi
hedefliyor. Eğitim; Türk Gastroenteroloji Derneği
ve Gastrointestinal Endoskopi Derneği ile birlikte Türk
doktorlarına ücretsiz olarak sunulacak.
Bayer Schering Pharma, ülkemizde bir ilke imza atarak
Avrupalı doktorların uzmanlık kazandıkları
çok özel Erlangen Endo-Trainer eğitim modelini
Türkiyeye getiriyor ve Türk doktorlarının
yararına sunuyor. İnsan maketinde gerçeğe
uygun biyolojik dokularla gerçekleştirilen eğitimlerle
doktorlar, daha fazla uygulama yaparak uzmanlaşıyor.
Eğitimlerin ilki Endoskopik Cerrahi uygulamalarını
kapsıyor. Mide, kolon ve safra kesesine yönelik
eğitimler, Gastrointestinal Endoskopi Derneği
ve Türk Gastroenteroloji Derneği ile birlikte düzenleniyor.
100 yılı aşkın süredir insan sağlığı
için hizmet veren ve Daha iyi bir yaşam için
bilim ve insan sağlığı için medikal
ilerleme ilkesiyle çalışan Bayer İlaç
firması 6 Kasım 2008 Perşembe günü
düzenlediği basın toplantısında Türk
doktorların yararına sunduğu ve Türkiyede
bir ilk olan Eğitim Projesini duyurdu.
Gastrointestinal Endoskopi Derneği Başkanı
Prof. Dr. Cem Kalaycı yeni projenin uygulama
aşamaları ve hekimlere sağlayacağı
fayda hakkında bilgi verdi. Kalaycı konuşmasında
Endo-Trainer programı katılımcının
bilmediği bir tekniği uygulamasını veya
zaten yapmakta olduğu bir tekniği geliştirmesini
sağlamaktadır. Eğitimin en önemli
noktası seyrederek değil uygulayarak öğrenme
fırsatı sunmasıdır. Benzer eğitimlerde
bir uzman anlatır, katılımcılar izler
ama burada hekimlere bizzat uygulama fırsatı verilmektedir.
Özellikle endoskopi eğitimlerinde bunun önemi
büyüktür. dedi. Endo-Trainer
programında insana en yakın biyolojik dokularla
çalışıldığı için gerçekçi
bir eğitim imkanı sunulduğunu belirten Kalaycı,
endoskopi tekniklerini geliştirmek isteyen hekimler için
programın büyük bir fırsatı olduğunu
sözlerine ekledi.
Bayer Schering Pharma Primary Care Bölüm Yöneticisi
Dr. Oğuz Mülazımoğlu da hasta sağlığı
için medikal ilerlemeye önem verdiklerini, bu
çerçevede tüm dünyada doktorların
yanında olduklarını ve onların eğitimleri
için yurtdışında da bu tür yenilikçi
eğitimleri önemsediklerini belirtti. Bu
modeller ilk defa 10 yıl önce Almanyada kullanılmaya
başlandı. Bu süre zarfında ihtiyaclar
doğrultusunda geliştirildi ve bugüne kadar
Avusturya, Fransa, Hollanda, İsviçre,
İngiltere, İtalya, Avusturalya, Portekiz,
Kanada, Bulgaristan, Güney Afrika gibi çeşitli
ülkelerde gerçekleştirildi. Bugün
de Bayer olarak endo-tranier programını Türk
doktorlarıyla buluşturmanın gururunu yaşıyoruz.
2009 yılında planlanan en az 10 eğitimle Türkiyedeki
tüm gastroenterologlara ulaşmayı hedefliyoruz.
dedi.
Bilimsel eğitime destek vermeye devam edeceklerini ve
Türkiye genelinde ihtiyaç duyulan her noktaya eğitimi
götüreceklerini belirten Mülazımoğlu
programın hedefini endoskopi yapan ama mevcut endoskopi
tekniklerini geliştirmek isteyen hekimlere destek olmak,
endoskopiyi Türkiyede yaygınlaştırmak
ve geliştirmek olarak açıkladı.
Farklı uzmanlık alanlarına, farklı
nitelikte modeller getirip, Endo Tur şeklinde eğitimi
tüm Türkiyeye yaymayı planladıklarını
da sözlerine ekledi.
Türkiyede ilk kez doktorlar uygulayarak öğrenecek,
gerçek dokularla biyosimilasyon yapacak.
Son yıllarda tüm dünyada kullanılan ve
gastroenterologlarca en üst kalite olarak
tanımlanan Endo-Trainer, endoskopi eğitiminde
kullanılan farklı bir metot olup Alman Dr. M.
Neumann tarafından geliştirilmiştir. Bu
biyosimilasyon modelinde gerçeğe uygun biyolojik
dokular kullanılmaktadır. Kullanılacak
mide ve organlar anatomik sıralamaya uygun şekilde
bir insan maketinin içine yerleştirilmekte,
endoskop yutturularak, adeta bir endoskopi yapar gibi
uygulama yapılmaktadır. Gövde ve baştan
oluşan insan maketi yatay olarak tutulmakta, istenildiği
gibi döndürülerek istenilen pozisyonda sabitlenebilmektedir.
İnsan anatomisine en yakın biyojenik organlar üzerinde
yapılan çeşitli similasyonlar aracılığıyla
birçok endoskopi tekniği için son derece gerçekçi
bir eğitim imkânı sağlanmaktadır.
Erlangen Endo-Trainer sayesinde, en basit endoskopi tekniklerinden
en güncel ERCP tekniklerine ve acil kanama simülasyonlarına
kadar çok geniş bir yelpazede pratik yapılabiliyor.
Tüm eğitimler deneyimli eğitmenler eşliğinde
veriliyor. Endo-Trainer eğitimi, endoskopi ile
uygulanabilecek yöntemlerden pek çoğunu öğrenme
fırsatı sunuyor. (ERCP safra yollarından
endoskopla taş çıkarmak ya da kolondan polipleri
çıkarmak gibi)
Her model üzerinde en fazla 10 hekim çalışabiliyor.
Planlanan eğitimde; basit endoskopi, endoskopik hemostaz,
polipektomi, bronkoskopi ve ERCP gibi önemli başlıklar
bulunuyor.
İlk eğitim 25. Ulusal Gastroenteroloji
Haftasında, Adanada
Eğitimlerin ilki 14 Kasım 2008de, Adanada
yapılacak Gastroenteroloji Kongresinde verilecek.
Bu eğitime 160 gastroenterolog katılabilecek.
Her modelin başına belirli sayıda katılımcı
alınabileceğinden bir gün öncesinde (13
Kasım) Bayer standından yapılacak başvuru
sırasına göre öncelik verilecek.
Almanyadan steril biçimde, özel prosedürlerden
geçerek ve gerekli izinler alınarak getirilen modeller
özel bir toplantı odasında bulunacak ve katılımcı
hekimleri bu maketler üzerinde endoskopi tekniklerini
uygulama fırsatı bulabilecek. Sabah ve öğleden
sonra iki seans halinde gerçekleştirilecek eğitimlerde
her modelin başında birer eğitmen bulunacak.

COLGATEİN
AĞIZ SAĞLIĞI HAFTALARI YARIN BAŞLIYOR...
31/10/2008
Colgatein
Türk Periodontoloji Derneği işbirliği
ve T.C. Sağlık Bakanlığı
desteği ile 3 yıldır yürüttüğü
Ağız Sağlığı Haftaları,
bu yıl 0129 Kasım 2008 tarihleri arasında
yine tüm Türkiyeye ulaşacak. Hedef
Mükemmel Ağız Sağlığı
sloganı ile gerçekleşecek olan haftalar kapsamında
isteyen herkes, ağız ve diş kontrolü
yaptırabilecek.
Colgate ve Türk Periodontoloji Derneği tarafından,
T.C. Sağlık Bakanlığının
desteği ile düzenlenen Ağız Sağlığı
Haftaları, bu yıl 0129 Kasım
2008 tarihleri arasında gerçekleşecek.
Hedef Mükemmel Ağız Sağlığı
sloganı ile yürütülecek Ağız
Sağlığı Haftaları projesi süresince
toplumun ağız ve diş sağlığı
konusunda bilinçlendirilmesi ve koruyucu diş hekimliğinin
yaygınlaştırılması amaçlanıyor.
Ağız Sağlığı Haftaları
boyunca gönüllü diş hekimlerinden randevu
alan herkes, dişlerini kontrol ettirecek, ağız
ve diş sağlığı hakkında bilgiler
edinecek, eski diş fırçasını
getirenler yeni bir Colgate diş fırçasına
ve diş macunu numunesine sahip olacak.
Yaklaşık 4 bin gönüllü diş
hekiminin katılımı ile gerçekleşen
Ağız Sağlığı Haftaları
kapsamında, 2006 yılında 134 bin 649 kişiye,
2007 yılında ise 145 bin 928 kişiye ağız
ve diş kontrolü yapıldı. Türkiye
genelindeki belli sağlık ocakları, ana
çocuk sağlığı merkezleri ve üniversitelerin
de destek verdiği haftalarda bu yıl 4 bin gönüllü
serbest diş hekiminin katılımı ile 200
bin kişiye ulaşılması hedefleniyor.
YILDA EN AZ BİR KERE DİŞ HEKİMİNE
GİDİLMELİ!
Türkiye nüfusunun sadece yüzde 22sinin
iki yılda bir en az bir kere diş hekimine
kontrol amacıyla gittiğini belirten Türk Periodontoloji
Derneği yetkilileri, yılda en az bir kere diş
hekimine muayene amacıyla gidilmesi gerektiği konusunda
halkı uyarıyor. Yapılan bir araştırmaya
göre Türkiyede kişi başına
yılda sadece 86 gr. diş macunu düşüyor.
Bu rakamın Almanyada 470 gr. olduğu düşünüldüğünde
Türkiyede ağız sağlığı
bilincinin oluşturulması konusunda yapılacak
çok şey olduğu ortaya çıkıyor.
Ağız sağlığı alanında
yürüttüğü sosyal sorumluluk projeleriyle
bu konudaki boşluğu doldurmaya çalışan
Colgate, Parlak Gülüşler, Parlak Gelecekler
Projesi ile çocuklara ağız sağlığı
eğitimi verirken, Ağız Sağlığı
Haftaları ile de tüm halkı koruyucu diş
hekimliği konusunda bilinçlendiriyor.
Bu yıl Hedef Mükemmel Ağız Sağlığı
sloganı ile yürütülecek Ağız
Sağlığı Haftaları hakkında www.agizsagligihaftalari.com
adresinden veya 0800 211 63 07 numaralı ücretsiz
telefon hattından detaylı bilgi edinilebilir.
Türk Periodontoloji Derneği Hakkında
Temel amaçları arasında Türk toplumunun
ağız sağlığının ileri ülkeler
düzeyine çıkartılması ve bunun insan
genel sağlığının bir parçası
olduğunun topluma benimsetilmesi olan Türk Periodontoloji
Derneği, 1970 yılında İstanbulda
kuruldu
Periodontoloji kelime anlamı olarak dişi
çevreleyen dokular ve dişetleriyle ilgilenen bilim
dalının adı! Colgate-Palmolivein
de destekçisi olan Dernek, 37 yılda 37 bilimsel
kongre ve 17 bilimsel sempozyum düzenledi; hemen hepsi
uluslar arası olan bu kongrelerde, ülkemizde
periodontoloji alanında çalışan tüm
genç bilim insanlarına ve tüm akademisyenlere
bildirilerini sunma, posterlerini sergileme ve konferans
verme gibi konularda zemin hazırladı. Sempozyumlarda
bilimsel bir konuyu seçerek, ayrıntılı
olarak irdeleyen TPD, periodontoloji eğitimi ile
ilgili konular üzerinde de durmayı ihmal etmiyor.
Toplumun ağız ve diş sağlığı
konusunda bilgilenmesi için çeşitli çalışmalara
imza atan Dernekin merkez örgütü dışında
Ankara ve İzmir şubeleri de aktif olarak çalışmalarını
sürdürüyor.
Colgate-Palmolive Hakkında
Colgate-Palmolive, 1806 yılında New Yorkta
kuruldu. 2007de 201inci kuruluş yıldönümünü
kutlayan şirket, Türkiyedeki faaliyetlerine
1985 yılında başladı. Colgate-Palmolive
ürünleri Türkiyede, ağız
bakım, kişisel bakım,
deterjan ve sert yüzey temizleyicileri
kategorilerinde sunuluyor. Şirketin Türkiyede
bilinen bazı markaları ve ürünleri; Colgate,
Palmolive şampuan ve duş jelleri, Ajax yüzey
temizleyicileri, Hacışakir sabunları,
ABC Arap Sabunu ve Lady Speed Stick...

TIPTA YENİLİKÇİLİK
KONULARI ULUSLARARASI SEMPOZYUMDA ELE ALINDI...
14/10/2008
Merck
Sharp Dohme İlaçları Ltd. Şti (MSD),
Doktor & Hastalara Destek Olmak Üzere Başlattığı
Yeni Girişiminde 1500 adet Merck El Kitabı (Merck
Manual) Bağışladı.
20 ülkedeki kamu sektöründen ve özel
sektörden 250 uzman, bugün İstanbulda
düzenlenen uluslararası bir konferansta, halk
sağlığının iyileştirilmesi,
sağlık sistemlerinin finanse edilmesi ve yeni ilaçlarda
yenilikçiliğin teşvik edilmesi konularında
çözüm üretmek üzere bir araya geldi.
Esma Sultan Konferans Merkezinde gerçekleştirilecek
olan ve moderatörlüğünü eski Avrupa
Parlamentosu Başkanı Pat Coxun yaptığı
uluslararası "İlaçlara Erişim,
Yenilikçilik ve Sağlık Ekonomisi" (AIA)
konulu sempozyumda ilaç sektörünün değişik
konuları ele alındı.
Konferansa ev sahipliği yapan Merck Sharp Dohme İlaçları
(MSD), doktorlar için en önemli medikal
referans kaynaklarından olan ve yeni Türkçe
baskısı yapılan 1500 adet Merck El Kitabı'nı
bağışladığını açıkladı.
Merck El Kitapları (Merck Manuals), tüm
ülkedeki sağlık kurumlarında görev
yapan doktorlar ile bu kurumlardan hizmet alan hastalara destek
sağlamak üzere T.C. Sağlık Bakanlığına
verilmektedir.
Yeni Bir Çalışma: "Sağlıkta
Potansiyel Lider Olarak Türkiye"
SHI Consulting tarafından hazırlanan yeni bir çalışma,
Türkiyenin sağlık alanında başarılı
bir küresel güç haline gelebileceğini
ortaya koymaktadır.
Polonya ve Macaristan dahil, gelişmekte olan pazarlara
sahip bir dizi ülke arasında karşılaştırma
yapan çalışma, Türkiyenin araştırma,
geliştirme, üretim ve hatta yenilikçi ilaç
ihracatı alanında önemli bir oyuncu olma vizyonunun
gerçekleştirilebilir olduğu, ancak bu vizyonun
yetkin stratejiler ve politikalarla desteklenmesi gerektiği
sonucuna ulaşmıştır.
Çalışma, bürokrasinin azaltılmasına
ve sağlık ve farmasötik sektörlerine yatırımın
artması bakımından kritik önem taşıyan
süreçlerin verimli hale getirilmesine yönelik
düzenleyici reformları teşvik etmektedir.
3 Kilit Konu
Konferans, Türkiyenin ve tüm dünya
ülkelerinin karşı karşıya olduğu
3 kilit sorun üzerine odaklanmaktadır:
? Ülkeler, yeni farmasötik ürünlerde
yenilikçiliği teşvik etmek için doğru
yasal ve düzenleyici politikaların uygulanmasını
nasıl sağlayabilir?
? Gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler
ile gelişmekte olan pazarlara sahip ülkelerde yenilikçi
ilaç ve tedavilere erişim nasıl artırılabilir?
? Yenilikçiliğe ve yeni medikal teknolojilere
yatırıma zarar vermeden, yenilikçiliği
ödüllendirme gereksinimi ile giderek artan bütçe
kısıtlamaları arasında nasıl bir
denge kurulabilir?

BIOXCIN İLE
SAÇLARINIZI STRESE KARŞI KORUYUN!...
07/10/2008
Çalışanların
yaşadığı en büyük problemlerden
olan stres ve yorgunluk, saç dökülmesinin
de başlıca nedenlerinden birisi. Özellikle
ofiste bilgisayar karşısında uzun saatler geçiren
kişiler, zihinsel yorgunluk ve stres sebebiyle saç
dökülmesi sorunuyla karşı karşıya
kalabiliyorlar.
Hayatın her alanında sağlığımızı
olumsuz etkileyen stres ile deri hastalıkları arasındaki
ilişki öteden beri biliniyor. Psikolojik sıkıntılar
ya da stres sonucunda dermatolojik bir problem oluşabileceği
gibi kendiliğinden oluşmuş saç dökülmesi,
kişilerde bireysel ve psikolojik olumsuzluklara yol açabiliyor.
Sevilen birinin kaybedilmesi, iş kaybı gibi
hızlı, ciddi stres halleri de çarpıcı
ve şiddetli saç dökülmelerine neden olabiliyor.
Saç dökülmesi 25 yaşına kadar erkeklerin
yüzde 25'ini, 40 yaşına kadar yüzde
40'ını, 50 yaşına kadar ise yüzde
50'sini etkiliyor. Erkek tipi saç dökülmesi
kalıtımsal özelliklere ve hormon dengesine
bağlı olarak değişiklik gösteriyor
ancak bu etkenlere stres ve yorgunluk gibi faktörler
de eklenince saç dökülmesi erkekler için
önemli bir soruna dönüşüyor.
Uzun süre strese maruz kalan kişilerde baskıya
bağlı olarak salgılanan stres hormonları,
bütün vücut gibi saç sağlığını
da olumsuz etkiliyor. Özellikle yoğun çalışan
kişiler, yorucu çalışma temposuna
bağlı stres ortamından ve zihinsel yorgunluktan
dolayı saç dökülmesi problemine karşı
daha fazla risk altında oluyor.
Uzun süren çalışmalar sonucu elde edilen
tamamen doğal içeriği sayesinde Bioxcin,
şampuan formuyla saç dökülmesini önlerken,
serum formuyla saç gelişimini destekleyerek,
saç tellerinde artış sağlıyor.
Bioxcin şampuan ve serumu sürekli ve düzenli
kullananlar üzerinde klinik testler uygulayan İstanbul
Üniversitesi Eczacılık Fakültesi uzmanları,
2 ay süren etkinlik ve güvenilirlik testleri sonucunda
katılımcıların yüzde 90ında
saç dökülmesinin engellendiğini; yüzde
80inde ise saç miktarının arttığını
gözlemlediler. Aynı uzmanlara göre Bioxcin
şampuan ve serum, zayıflamış saç
ve saç köklerini canlandırıp, saça
direnç, dolgunluk, parlaklık ve canlılık
kazandırıyor; kepeği ise azaltıyor.
Saç dökülmesine karşı özel
olarak üretilen Bioxcinin etken maddeleri tamamen
bitkisel kaynaklı BIOCOMPLEX B11den oluşuyor.
BIOCOMPLEX B11 ayrıca, içeriğinde bulunan
çinko, magnezyum, potasyum, demir gibi mineraller
ile A, B1, B2, B5 VE B9 vitaminleri sayesinde
saçın ihtiyaç duyduğu tüm besinleri
sağlıyor. Bioxcin serum ve şampuan,
zayıflamış saç ve saç köklerini
canlandırıp, saça direnç, dolgunluk,
parlaklık kazandırıyor; kepeği ise azaltıyor.

PEMBE MASKE
YÖNTEMİYLE SELÜLİTLERE ÇÖZÜM...
06/10/2008
Enes
Bio Estetik Center da uygulanan Pembe Maske Yöntemiyle
selülit sorunu kısa sürede çözülüyor.
Enes Bio Estetik Center in uzmanlarından Nesrin Sürer
in verdiği bilgilere göre bu yöntemde uygulamadan
önce kişinin genel formuna bakılıyor.Yağların
dağılımına ve selülitin yoğunlaştığı
bölgelere bilgisayarlı cihazla masaj yapılıyor.
Böylelikle metabolizma hızlandırılarak
vücuttaki fazla yağların yakılması
sağlanıyor. Ardından özel selülit
jel yediriliyor. Sonra hamur halindeki özel pembe
maske dökülüyor. İçeriğinde
bitki özleri kristal tuz bulunan maskenin ısısı
0 dereceden 42 dereceye kadar yükseliyor oluşan
ısı bitki özlerinin cildin altına nüfuz
ederek metabolizmayı çalıştırmasını
sağlıyor. Metabolizma selülitleri atarken
bağ dokuları sıkışıyor.
Lenf sistemi harekete geçiyor ve selülitli bölgelere
yeterli dolaşım sağlanıyor. Maskenin
ısınma ve soğuma işlemi sonunda vücut
şeklini alarak maske tulum gibi çıkarılıyor.
Pembe Maske sayesinde hanımlar 1.5 ayda 3 beden incelmesini
düzgün forma kavuşmasına ve sarkıkların
selülitlerin düzelmesini sağlıyor.
Her seansın 45 dakika sürdüğünü
ve uygulanacak toplam seansların selülitlerin durumuna
göre değiştiğini belirten Nesrin Sürer
kür e yardımcı olarak sağlıklı
beslenme programı öneriyor..
Selülitin hormanel ve kalıtımsal nedenlerin
yanında dolaşım bozukluğuna da bağlı
olduğunu belirten Sürer şu açıklama
da bulunuyor.Yağlı yiyecekler ve asitli içecekler
selülite zemin hazırlıyor. Dokularda biriken
yağ su ve tuz molekülleri organizma tarafından
kullanılmadığında vücudun çeşitli
bölgelerine yerleşiyor. Yani cildin destek dokusu
zayıfladığında ve hasarlandığında
yağlar cildin orta tabakasına doğru hareket
ederek selülit oluşuyor. Bu da portakal kabuğu
denen görüntüye yol açıyor.
Kadınların genelde yüzde doksanın da selülit
görülür.
Gelişme döneminde yüzde onikisi hamilelik
döneminde yüzde yirmisi menepoz öncesi yüzde
yirmibeşi tüm yaşlarda yüzde kırküç
ü şişman veya zayıf kadınlar eşit
oranda selülitten etkilenirler.
Dikkat edilecek kurallar ; Mutlaka günde iki litre su
içmek , kahve ve kola dan kaçınmak ,
yağlı , tuzlu yiyecekler ve kızartmalardan
uzak durmalı.
Ezel ve Nesrin kardeşler Almanya da İnt. Cosmetic
College Baron von Pechmann adlı okuldan 1982 yılında
mezun olduktan sonra 1986 yılında yurda dönerek
Bağdat cad. Erenköy de ilk merkezlerini açtılar.
Halen edindikleri 23 yıllık tecrübeleriyle
faaliyetlerine devam ediyorlar.

GÜZELLİK
İKSİRİ OLAN MASKE İLE GELEN GENÇLİK
06/10/2008
Enes
Bio Estetik Center da uygulanan kişiye özel içerikli
Pembe Maske yöntemi yazıın kuruyan
, lekelenen ve yıpranan cildinizi yeniden sağlıklı
duruma getiriyor.
Beş haftalık kür halinde uygulanan yöntem
yüz cildindeki su , vitamin ve kolejen eksikliğini
tamamlayıp gerekli fonksiyonlarını yerine getirerek
canlanıp tazeleniyor.
Bir çok ünlünün uğrak yeri olan
Enes Bio Estetik Center in uzmanlarından Nesrin Sürer
Pembe Maske ile şu bilgileri veriyor ;
Bio Molekül içerikli pembe maske hamur
biçiminde tüm yüz ve boyuna sürülüyor.
Maskenin ısısı kendiliğinden 42 dereceye
yükselip O dereceye düşüyor.
Pembe maskenin ısınma ve soğuma işlemi
sırasında önceden kişinin cilt tipi ve
sorununa yönelik seçilen aktif maddeler ( vitamin
- kolajen Elastin . ) cilde iyice nüfuz
ediyor. 30 dakikalık bu uygulamadan sonra cilt hücreleri
canlanıyor ve cilt fonksiyonları düzenleniyor.
Kişinin yüz kaslarını hareket ettirmesiyle
maske kalıp şeklinde çıkartılıyor.
Zararlı güneş ışınları
yanı sıra hava kirliliği stres ve hormonlu
gıdaların cildin bozulmasına ve yaşlanmasına
yol açtığını belirten Nesrin Sürer
cildin depolama kapasitesi ve kolejen hidrofili azalması
ile cilt yumuşaklığını, esnekliğini
yitiriyor diyor ve söyle devam ediyor;
Ayrıca metabolizmanın yavaşlaması da hücrelerin
yenilenmesini güçleştiriyor. Bu durumda
üst deri kalınlaşıp kuruyor ve zararlı
serbest radikallerden olumsuz etkileniyor. Pembe Maske
yöntemini iç ve dış etkenlerinin ciltte
yol açtığı yaşlanmayı önlediğine
de dikkat çeken Nesrin Sürer beş haftalık
kürden sonra cildin yenilendiğini yağ ve nem
dengesinin düzene girdiğini vurguluyor.
Zuhal Olcay 1990 yılından beri Enes Bio Esetik
Center da pembe maske yi yılda iki kez uygulatıyor.
Özellikle çalışma temposuna girmeden önce
maske kürü yaptırıyor. Cildinin tazeliğini
gençliğini pembe maskeyle koruyor.
Yoğun makyaj ve düzensiz beslenmeden dolayı
ciltlerinde yağlanma ve sivilce gibi problemlerle karşılaşan
genç ciltler, cildi hızlı şekilde
dengeye kavuşturduğu için Pembe Maskeyi tercih
ediyorlar.
Genç ciltler için özel olarak hazırlanan
Pembe Maske içeriğinde A, C vitamin kompleksleri
, yoğun nem deposu olan Q10 ağırlıktadır.
Bu vitaminler sayesinde yağ salgılaması dengelenir
ve sivilce oluşumu azalır.
Orta yaş grubunda olan kişiler, yorgun olan
ciltlerine kişinin cilt tipine özel hazırlandığı
ve doğal olduğu için pembe maskeyle tazelenerek
genç görünümüne kavuşuyorlar.
Olgun ciltlere özel olarak hazırlanan Pembe Maskenin
içeriğinde kolejen Q 10 , elastin Hyolünorik
Asit etken maddeleri, A,E ve F vitaminleri Çinko
Demir - Selenyum yoğunluktadır. Bu maddeler,
kırışıklıkları azaltırken
gevşemeleri de toplama özelliğine sahiptir.
Nesrin Sürer Almanya da İnt. Cosmetic College
Baron von Pechmann adlı okuldan 1982 yılında
mezun olduktan sonra 1986 yılında yurda dönerek
ilk merkezini açtı. Halen edindikleri 23 yıllık
tecrübeleriyle faaliyetlerine devam ediyorlar.

Stres, sedefi
tetikliyor...
23/09/2008
On
Klinik Dermatoloji Uzmanı Dr. Türkan Aksöz,
sedefin hayat boyu devam eden kronik bir deri hastalığı
olduğunu belirterek özellikle psikolojik stres ve
sıkıntının sedefi tetiklediğini belirtiyor
Deride kırmızı ve beyaz döküntülerle
kendini gösteren ve kişiden hayat boyu ayrılmayan
bir hastalık olan sedef, toplumda çok sık
rastlanıyor. On Klinik Dermatoloji Uzmanı Dr.
Türkan Aksöz, sedefe neden olabilecek faktörleri
şöyle anlatıyor:
Pek çok kişi için korkutucu bir hastalık
sedef hastalığı kronik bir deri hastalığıdır.
Deride çeşitli şekillerdeki lezyonlarla kendini
belli eder ve hayat boyu devam eder. Sedefin belli bir
derecede genetik gelişli olduğu, hayatın
herhangi bir anında çeşitli fiziksel ya da
psikolojik travmaların bunları tetiklediği
düşünülmektedir. Özellikle de
bunların en başında da stres geliyor. Stres,
sedefin başlamasında, sürmesinde ve alevlenmesinde
çok önemli bir etken. Ayrıca çocukluk
çağlarında boğaz hastalıkları,
üst solunum yolları enfeksiyonları ile nadiren
de olsa aşılar, büyük üzüntüler,
psikolojik kaynaklı stres ve sıkıntılar
bu hastalığın tetiklenmesinde rol oynamaktadır.
20-40 yaş arasında yaygın
Sedefin toplumda görülme oranının çok
fazla olduğunu da vurgulayan Aksöz, 20-40 yaş
arası daha çok görüldüğüne
dikkat çekiyor.
Tam olarak nedeni bilinmeyen bir hastalık olduğu
için sedefin kesinleşmiş bir tedavisinin de
olmadığını söyleyen Dr. Türkan
Aksöz, tedavi konusunda şu bilgileri veriyor:
Sedefin de türleri vardır. Klasik sedef
daha ziyade dirsekleri, dizleri, kalça bölgesini
tutan ya da saçlı derede görülen,
el ve ayakları bazen tırnakları tutabilen ve
çeşitli büyüklükteki lezyonlarla
kendini gösteren bir hastalıktır. Bu damla
şeklinde de olabilir, biraz daha büyük
de olabilir. Bunlar türüne göre farklı
şekilde tedavi edilir. Biz burada kortizonsuz doğal
ürünlerle sedef tedavisi gerçekleştiriyoruz.
Tedavide Lut Gölünden elde edilen hormonsuz,
kortizonsuz, doğal ürünler kullanıyoruz.
İlaçların uygulanmasından sonra ilk iyileşme
belirtileri 3-4 hafta sonra kendini gösteriyor. Tedavide
birkaç aydan üç yıla kadar kişinin
cildi temiz olur. Tüm dünyadaki 126 On Klinik
şubesinde bugüne kadar binlerce kişi bu yöntemle
tedavi edildi. Türkiyede yeni başladık
ve bugüne kadar 300e yakın hasta baktık.
Bu hastaların içinde tedaviyi muntazam kullananlarda
başarı oranı yüzde 90.
SEDEFİ OLANLARA ÖNERİLER
Bazı ilaçların veya tedavinin birden kesilmesi
hastalığın başlamasında etkili olabilir.
Doğal güneş ışığının
sedef üzerine olumlu etkisi vardır. Ancak deride
yanık oluşturacak kadar güneşlenmek sedefi
alevlendirebilir.
Kış aylarında nem oranının azalması
derinin kurumasına ve kaşınmasına yol
açar. Kaşımak da sedefi alevlendirebilir.
Deriye fiziksel travma, enfeksiyonlar (farenjit),
psikolojik stres ve bazı ilaçlar gibi çevresel
faktörler ailesinde sedef hastalığı olmayan
kişilerde bile sedefin başlamasını sağlayabilirler.
Sedefe yatkınlığı olan kişilerde
psikolojik stres ve sıkıntılar sedefi başlatabilir
veya var olan sedefin artışına yol açabilir.
O nedenle stresten uzak durmanın faydası olacaktır
Bilgi için: 0216 545 32 10 www.onklinik.com.tr

BIODER,
HOLLANDADA DA BAYANLARIN İLK
TERCİHİ
OLMAYA ADAY
09/09/2008
Dermokozmetik
alanında bir dünya markası olma yolunda ilerleyen
Bioder, Orta Doğudan sonra, Haziran 2007de
girdiği Hollanda pazarında da büyük ilgi
görüyor.
Yurt dışında Bioxet markasıyla satışa
sunulan ve istenmeyen tüyleri cilde zarar vermeden kalıcı
olarak azaltıp incelten Bioder, Orta Doğu ve
Avrupa pazarında liderliğe oynuyor. Pratik ve
kullanışlı olmasının yanı sıra
içerdiği bitkisel formülü sayesinde istenmeyen
tüylerin kalıcı olarak azalmasını
sağlayan Bioder, tüylerde incelme ve gecikme
sağlıyor.
Hollandanın önde gelen ilaç ve kozmetik
dağıtım firması Dio Drogisterijin
sahibi Brigitte Loeffen, Hollandada yayımlanan
ünlü dermokozmetik dergisi Trade Magazinene
verdiği röportajda Bioxetten övgüyle
söz ederken, ürünü pazara en
iyi girişi yapan marka olarak değerlendiriyor.
İstenmeyen tüylere kalıcı çözüm
sunan Türkiyenin ve dünyanın ilk bitkisel
içerikli tüy azaltıcı ürünü
olan Bioder krem ve serum, istenmeyen tüylerin kalıcı
olarak azalmasını ve incelmesini sağlıyor.
Yapılan testler sonucunda Bioder kremin 3 aylık
kullanımından sonra tüylerde yüzde 46
oranında azalma, yüzde 43 oranında gecikme
ve yüzde 30 oranında incelme sağladığı
gözlendiği biliniyor. Bioderin ayda sadece
3 kez kullanılan serum formu ise tüylerde yüzde
56 oranında azalma, yüzde 65 oranında gecikme
ve yüzde 37 oranında incelme sağlıyor.
Türkiyenin ve dünyanın klinik testlerle
onaylı ilk bitkisel tüy azaltıcı ve inceltici
kremi olan Bioder, Avrupada dahil olmak üzere
toplam 23 ülkede satışta sunuluyor. Türkiyede
Bioder, yurt dışında ise Bioxet adıyla
satışa sunulan mucizevi tüy azaltıcı
krem ve serumun etkisi, İstanbul Üniversitesi
Eczacılık Fakültesi ve Almanyanın
önde gelen Medikal Araştırma Kurumu Dermatestte
yapılan klinik testlerle kanıtlı.
Ürün bilgisi
Bioder Serum Yüz Formu 44 YTL.
Bioder Serum Vücut Formu 69 YTL.
Bioder Vücut Kremi 34 YTL.
Bioder Yüz Kremi 29 YTL.

DERACINE ERKEN
KIRIŞIKLIK SERİSİ İLE YAŞLANMAYI
GECİKTİRİN...
08/09/2008
Kadınların
korkulu rüyası kırışıklıklar,
erken müdahale ile ileri yaşlarda büyük
sorun olmaktan çıkıyor. Kırışıklık
problemi için alternatif çözümler sunan
Deracinein Erken Kırışıklık
Serisi kırışıklıkları
genç yaşta önlerken, aynı anda cildi
de koruyor.
Doğal yaşlanma sürecine giren cilt, çevresel
faktörlerin etkisiyle kırışmaya ve elastikiyetini
kaybetmeye başlıyor. Kronolojik yaşlanmanın
yanı sıra çevresel etkenler, erken kırışıklıklara
sebep oluyor. Erken kırışıklıklar,
özellikle dudak çevresi, göz kenarı
ve alın bölgelerinde oluşan mimik kırışıklıklar
ve ince çizgilerden oluşuyor. Deracine
Erken Kırışıklık Serisi,
ince çizgilere etkin bir çözüm sunarken,
aynı zamanda cildi gençleştiriyor.
Avrupanın en saygın bağımsız
dermatoloji enstitülerinden Almanya Dermatest Araştırma
Kliniği tarafından da mucize ürün
olarak adlandırılan Deracinein 25-40 yaş
arası için önerilen Erken Kırışıklık
Serisi, krem, krem- jel ve göz kremi olmak üzere
üç üründen oluşuyor. Deracine
Erken Kırışıklık Serisi yüzde
100 bitkisel COMPLEX D19 ekstresi ile çevresel ve kronolojik
yaşlanmaya karşı çift yönlü
etki gösteriyor.
Deracine Erken Kırışıklık
Serisi Kremi cildi nemlendirirken kolajen sentezini
de tetikliyor. Güçlü antioksidanlarla cildi
serbest radikallerin olumsuz etkilerine karşı koruyan
krem, güneşin zararlı ışınlarının
ve diğer çevresel faktörlerin zararlı
etkilerini ortadan kaldırarak, kırışıklıkları
önlüyor. Kuru-normal ve yağlı
olmak üzere her cilt tipi için ayrı kırışıklık
kremi bulunuyor.
Uykuda hücre yenilenmesi hızlandığı
için gece kullanımı için hazırlanan
Deracine Erken Kırışıklık Serisi
Krem Jel, cildi gece boyunca yenilerek kolajen sentezinin
tetikliyor ve yağlandırmadan nemlendiriyor.
Cildi içerden beslerken çevresel etkenlere karşı
da bariyer fonksiyonu görüyor.
Hassas göz çevresi için özel hazırlanan
Deracine Erken Kırışıklık Serisi
Göz Kremi ise içerdiği bitkisel özler
sayesinde hassas göz çevresini çevresel ve
kronolojik yaşlanmaya karşı çift yönlü
koruyarak, kırışıkları azaltıyor.
Türkiyenin en önemli üniversite laboratuvarlarında
etkisi kanıtlanan Deracinein yurtdışı
klinik testleri, Almanyanın önde gelen
Medikal Araştırma Kurumu Dermatest tarafından
gerçekleştiriliyor ve etkisi onaylanıyor.
Deracine kırışıklık ürünlerini
kullananlar üzerinde dört hafta boyunca yapılan
klinik testler sonucunda, katılımcıların
yüzde 100ünde etkili olduğu, kırışık
derinliğinde yüzde 58 azalma ve cilt yüzeyinde
yüzde 21e varan düzelme kaydedildiği
kanıtlanmıştır.
Deracine ürünleri, Türkiye çapındaki
yetkili eczanelerde tüketiciyle buluşuyor. Ürünler
ile ilgili ayrıntılı bilgi, 0800 261 33
46 numaralı telefondan ve www.deracine.com.tr
sitesinden alınabiliyor.

Embil, verimlilik
hedeflerini Elsys ile yakalayacak...
14/07/2008
Yeni
formülasyonları teknolojik yeniliklerle birleştiren
Embil İlaç, üretimden insan kaynaklarına,
kalite yönetimine uzanan kritik iş süreçlerini
Elsys danışmanlığında kurgulanacak
SAP projesi ile daha verimli kılmayı hedefliyor.1930'dan
bu yana sürekli bir büyüme grafiği çizen
Embil İlaç, uluslararası pazarda artan
iddiasını Elsys ile güçlendirecek.
Doğrudan insan yaşamına etki eden bir alanda
faaliyet gösterdiği için kalite yönetiminin
ayrı bir önem taşıdığı
Embil İlaç, tüm üretim süreçlerini
Elsys danışmanlığında SAP altyapısına
taşıyarak hata payını ortadan kaldıracak.
Proje ile tümüyle entegre bir sisteme geçiş
yapacak Embil İlaç, stratejik önem taşıyan
yeni sisteme üretimin yanı sıra muhasebe,
satış, dağıtım ve insan kaynakları
modülleri ile adım atıyor.Kardem yöneticileri,
özellikle Elsys ile çalışmayı seçme
gerekçelerinin başında Elsys'in tekstil
sektöründeki engin deneyimini gösterirken;
tamamı kendi çatısı altında kadrolu
olan 120 SAP danışmanının bulunmasının
da önemli bir tercih sebebi olduğunu vurguladı.
Embil İlaç Proje Yöneticisi Onur Atmaca,
proje ile bilimsel anlayışın kalite ile bütünleştiği
Embil İlaç'ta iş süreçlerinin
de bilimsel bir sistematiğe oturtulacağını
ifade ederek şunları söyledi: "78 yıllık
bilgi birikimi bulunan organizasyonumuzda süreçlerimizi
verimlilik odaklı yaklaşım ile yönetip
izlerken güncel bilgiyi doğru şekilde saklayıp
etkin paylaşımını sağlayabilmeyi
amaçlayarak yola çıktık. Ekip olarak
projeye inancımız ve motivasyonumuz çok yüksek
düzeyde. Takım arkadaşlarımız,
SAP ve Elsys kombinasyonu ile planlanan terminde sorunsuz
şekilde canlıya geçerek projeyi tamamlayacağımıza
yürekten inanarak çalışmalarımızı
sürdürüyoruz"
Projenin Ocak 2009da canlı kullanıma geçmesi
hedefleniyor.

BABANIZA VE
EŞİNİZE BİOXCİN İLE SAÇLARINI
HEDİYE EDİN...
06/06/2008
Saç
dökülmesine karşı etkili Bioxcin şampuan
ve serum ile Babalar Gününde eşinize
veya babanıza saçlarını yeniden hediye
edin.
BIOCOMPLEX B11 ile saç dökülmesine karşı
etkili olan Bioxin şampuan ve serum sayesinde, babanızın
ve eşinizin en büyük problemi olan saç
dökülmesini engellemek artık mümkün.
Türk kozmetik sektörü için bir ilk niteliği
taşıyan Bioxcin, erkeklerin korkulu rüyası
olan saç dökülmesini önlerken, pH
değerinin saç derisine ve cilde uyumu sayesinde
alerjik reaksiyonları da önlüyor.
Bioxcin şampuan ve serumu sürekli ve düzenli
kullananlar üzerinde klinik testler uygulayan İstanbul
Üniversitesi Eczacılık Fakültesi uzmanları,
2 ay süren etkinlik ve güvenilirlik deneyleri sonucunda
katılımcıların yüzde 90ında
saç dökülmesinin engellediğini; yüzde
80inde ise saç miktarının arttığını
gözlemlediler. Aynı uzmanlara göre Bioxcin
şampuan ve serum, zayıflamış saç
ve saç köklerini canlandırıp, saça
direnç, dolgunluk, parlaklık ve canlılık
kazandırıyor; kepeği ise azaltıyor.
Uzun süren çalışmalar sonucu elde edilen
tamamen doğal içeriği sayesinde Bioxcin,
şampuan formuyla saç dökülmesini önlerken,
serum formuyla saç gelişimini destekleyerek,
saç tellerinde ise artış sağlıyor.

DOĞANIN
KAZANDIRDIĞI SAĞLIKLI BİR CİLT İÇİN
DERACINE...
04/06/2008
BIOTA
Laboratuvarları, Avrupanın en önemli
bağımsız botanik dermatoloji enstitüsü
Dermatest tarafından mucize ürün
olarak adlandırılan Deracine cilt bakım ürünlerini,
Türk tüketicisiyle buluşturdu.
Türkiyenin lider dermokozmetik laboratuvarı
BIOTA, Bioder ve Bioxcin ile ispatlanan başarısının
ardından şimdi de yeni markası Deracine ile
cilt sorunlarına mucizevi çözümler getiriyor.
Türkiyenin önemli üniversite laboratuvarlarında
da etkisi kanıtlanan Deracinein yurtdışı
klinik testleri, Almanyanın botanik dermatoloji
konusunda en köklü enstitüsü olan Dermatest
tarafından gerçekleştirildi ve etkisi onaylandı.
Deracine selülit serisi ile 12 haftada kesin çözüm
Deracine Selülit Kremi içerdiği yüzde
100 bitkisel COMPLEX D17 ekstresi ile var olan selülit
görünümünü ortadan kaldırarak
dolaşımı düzenliyor, fazla suyu ve
ödemi selülitli bölgeden atarak cildin elastikiyetini
artırıyor. Deracine Selülit Kremi
başlangıç aşamasındaki selülitlere
karşı etkili olurken Türkiyede bir ilk
olan yoğunlaştırılmış Deracine
Selülit Serumu da ileri seviyedeki problemlere
çözüm sunuyor. 12 hafta boyunca Deracine
ile yapılan klinik testlerin sonucunda katılımcıların
yüzde 100ünde cilt sıkılaşması,
yüzde 90ında selülit görünümünde
azalma ve yüzde 70inde bacak çapında
incelme gerçekleştiği kanıtlanmış
bulunuyor.
Deracine ile kırışıklıklara da son!
BIOTA Laboratuvarlarında yapılan klinik
araştırmalarda geliştirilen yüzde 100
bitkisel COMPLEX D19 ekstresi, kırışıklık
sorununa çözüm sağlıyor. COMPLEX
D19, kırışıklıkların oluşmasına
sebep olan çevresel ve kronolojik yaşlanmaya karşı
çift yönlü etki göstererek cildi içerden
onarırken, aynı zamanda dışardan da
koruyor. Erken ve derin kırışıklıklar
için özel olarak tasarlanan Deracine kırışıklık
serisinde; nemlendirici kremlerden sarkma ve gevşemeleri
önleyen konsantre serumlara, gece bakım jelinden
göz kremine kadar bir çok ürün bulunuyor.
Dört hafta boyunca yapılan klinik testler sonucunda
yüzdeki kırışıklıklarda yüzde
100 iyileşme, kırışık derinliğinde
yüzde 58 azalma ve cilt yüzeyinde yüzde 21e
varan düzelme kaydedildiği biliniyor.
Deracine Anti-aging İçerikli Temizleme Serisi
Türkiyede ilk defa cilt temizlerken, aynı
zamanda kırışıklık karşıtı
bakım da yapan temizleme serisi Deracinede.
Temizleme jeli, temizleme sütü ve tonikten oluşan
Deracine Cilt Temizleme Serisi, gözenekleri sıkılaştırıp
canlandırırken, cildi ölü hücreler
ve yağlardan arındırmayı sağlıyor.
Gece ve gündüz kullanımına uygun olarak
üretilen Deracine temizleme ürünleri sayesinde
kırışıklıkları önceden
engellemek daha da kolaylaşıyor.
Tamamen doğadan, etkisi kanıtlı
Tamamıyla bitkilerden oluşan doğal içeriğe
sahip DERACINE ürünlerinin Ar-Ge süreci sonrasında
12 hafta süren klinik testleri, Almanyanın
botanik dermatoloji konusunda en köklü enstitüsü
Dermatest tarafından gerçekleştiriliyor.
Dermatest Enstitüsü Genel Müdürü
Dr. Gerrit Schlippe, Deracine ürünleri için
Gerçekleştirdiğimiz klinik testler ile
Deracinein etkili sonuçlar verdiğini gördük.
Özellikle selülit ürünlerinin etkinlik
testleri sonucunda katılımcıların yüzde
100ünde cilt sıkılaşması,
yüzde 90ında selülit görünümünde
azalma ve yüzde 70inde bacak çapında
incelme görüldü diyor.
DERACINE cilt bakım ürünleri, Türkiye
çapında eczanelerde tüketicilere sunuluyor.
Ürünler ile ilgili ayrıntılı bilgi,
0800 261 33 46 numaralı telefondan ve www.deracine.com.tr
sitesinden alınabiliyor.
Deracine Selülit Kremi 200 ml 45 YTL.
Deracine Selülit Serumu 15x10 ml 59 YTL.

Rota Virüsü
Aşı Programı...
03/06/2008
Dünya
Sağlık Örgütü (WHO)
Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş
Milletler bünyesi içinde sağlıkla ilgili
konuları yürüten ve koordinasyonunu sağlayan
bir kurumdur. Küresel sağlık sorunlarında,
sağlık araştırma gündeminin şekillendirilmesinde,
kanıtlardan yola çıkarak oluşturulan politikaların
duyurulmasında, ülkelere teknik destek sağlanmasında
ve sağlık eğilimlerinin gözlemlenmesi
ve değerlendirilmesinde liderlik etmekle görevlidir.
Güvenli ve etkili bir rota virüsü aşısının
geliştirilmesi Dünya Sağlık Örgütünün
en büyük önceliklerinden biridir. Bu önceliğin
gerçekleştirilmesi için, birçok araştırma
aşağıdaki alanlarda finanse edilmekte ve desteklenmektedir:
Afrika, Asya ve Latin Amerikada rota virüsü
gözetim faaliyetleri, Afrika, Asya ve Latin Amerikada
rota virüsü intussusception (bağırsağın
bir kısmının diğer bir kısmı
içine doğru katlanması ile tıkanmaya sebep
olan bir rahatsızlık) çalışmaları
ve Afrika, Asya ve Latin Amerikada rota virüsü
aşı denemeleri.
Sabin Aşı Enstitüsü
Sabin Aşı Enstitüsü aşı üretimi
ve gelişmekte olan ülkelerde ihmal edilen hastalıkları
önlemek ve aşı geliştirmek için biyomedikal
araştırmalar yapan ve dünya çapında
görülmekte olup göz ardı edilen bulaşıcı
tropik hastalıklar için gerekli aşı ve
ilaçların ulaşılabilirliğini sağlamak
için çalışan kar amacı gütmeyen
bir sivil toplum örgütüdür.
Enstitü, 2003 yılında ciddi sağlık
sorunlarına yol açan rota virüsünün
yol açtığı sıkıntılara
dikkat çekmek amacıyla bir koruma önceliği
başlatmıştır. Bu yapılanmanın
amacı, liderler ve politikacılar arasında
görüş birliğini sağlayarak, benzer
inanışlardaki örgütler arasında bağ
kurarak rota virüsüne karşı güvenli
ve etkili bir aşı üretmektir.
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC)
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC),
Amerika Birleşik Devletlerindeki toplumsal sağlık
faaliyetlerini oluşturmak ve desteklemek amacıyla
çalışan federal bir kurumdur. CDCnin
ana hedefi, hastalık, yaralanma ve sakatlıkların
engellenmesi veya kontrol edilmesi yoluyla sağlık
ve yaşam kalitesinin arttırılmasıdır.
Rota Virüsü Aşı Programının
bir parçası olarak, Hastalık Kontrol ve
Önleme Merkezi ile Dünya Sağlık Örgütü
rota virüsü enfeksiyonlarının gözetim
ve kontrol dönemi için standart hale gelmiş
bir protokol geliştirmiştir. Diğer Rotavirüs
Aşı Programına katkıda bulunan tarafların
da yardımı ile Hastalık Kontrol ve Önleme
Merkezi, dünya çapında beş bölgede
(40 ülkeden fazla) rota virüsü gözetimini
desteklemektedir.
Norveç Toplumsal Sağlık Enstitüsü
(NIPH)
Norveç Toplumsal Sağlık Enstitüsü
(NIPH) salgın hastalıklar, akıl
sağlığı, bulaşıcı hastalıklar,
çevresel tıp, adli toksikoloji ve madde bağımlığı
alanlarında uzmanlaşmış ulusal bir merkezdir.
NIPH, düşük ve orta gelir düzeyine
sahip ülkelerde görülen ishal hastalıklarını
önlemek ve kontrol altına almak için işbirliği
içinde araştırma yapmakta ve bu yolla dünya
sağlığını geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Orta Asyada yürütülmekte olan bir araştırma
projesi bu konuda önemli bir örnek teşkil etmektedir.
PATH
PATH uzun süren olumsuz sağlık koşullarının
ortadan kaldırılması için kültürsel
yapıya uygun, uzun soluklu çözümler
üreten ve kar amacı gütmeyen uluslararası
bir örgüttür. Değişik kamu kuruluşları
ve özel sektör ile işbirliği yaparak uygun
sağlık teknolojilerini sağlamada ve insanların
düşünce ve hareket tarzını değiştirecek
stratejileri oluşturmada etkin rol oynamaktadır.
PATH, 2003 senesinde, Hastalık Kontrol ve Önleme
Merkezi ve Dünya Sağlık Örgütü
ile ortak çalışmalar yürütmek üzere
Rota virüsü Aşı Programını
kurmuştur. PATH, gelişmekte olan ülkelerde
kullanılabilecek rota virüsü aşılarının
ulaşılabilinirliğini arttırarak ishale
dayalı çocuk hastalıkları ve ölümlerini
azaltma misyonunu üstlenmiştir. Rota virüsü
Aşı Programının uygulamaları
Küresel Bağışıklık Kazandırma
ve Aşılama Birliği ile ortak bir anlaşma
altında yürütülmektedir.

KANSERDE ERKEN
TEŞHİSLE ÇOCUK SAHİBİ OLMA ŞANSI...
14/05/2008
Genel
olarak genç yaşlarda yakalanılan meme,
lenf, testis kanserlerinde erken teşhis aşamasında,
yumurta veya spermlerin dondurulması(Vitrifikasyon:
Hızlı Dondurma Yöntemi) ile çocuk
sahibi olunabiliyor. Kanser tedavisinde kemoterapi ve
/ veya radyoterapi uygulanan hastaların kısır
kalması nedeniyle, çocuk sahibi olmak için
tek çözüm olan Vitrifikasyon yöntemi,
gelişmiş ülkelerin yanı sıra,
Türkiyede de uygulanıyor.
Kadıköy Şifa Sağlık Grubu Yardımcı
Üreme Teknikleri Yöneticisi Uzm. Dr. Engin
Enginsu, genç yaşta en çok rastlanan meme,
lenf, testis kanserlerinde erken teşhis aşamasında
onkologların, kemoterapi ve/veya radyoterapi tedavisinden
önce hastalarına mutlaka kısırlık
hakkında bilgi vermesi gerektiğini belirtiyor.
Dünyada ve Türkiyede kanser hastalarının
yüzde 50sinin üreme sağlığı
ya da üremeyi korumaya yönelik teknik olanaklardan
haberi olmadığının altını çizen
Uzm. Dr. Engin Enginsu, günümüzde
kansere yakalanan hastaların yüzde dördünün
35 yaşın altında olduğunu ifade ediyor.
Uzm. Dr. Engin Enginsu, Kanser tedavilerinde
son 25 sene içerisinde beş yıllık yaşam
şansının yüzde 56dan yüzde
64e yükseldiğini, meme kanserinde bu oranın
yüzde 90lara ulaştığını
ve çocukluk dönemi kanserlerinde ise bu oranın
yüzde 6dan yüzde 75lere yükseldiğini
açıklıyor.
Uzm. Dr. Engin Enginsu: İyileşen hastalar
daha sonra anne-baba olmayı istediklerinde, kanser
tedavileri nedeniyle kısır kaldıklarını
öğreniyor. Erken teşhiste onkologların,
hastalarına sperm ve yumurta dondurma işlemini (Vitrifikasyon)önermesi
büyük önem taşıyor.
Çocuk yaşlarda görülen kanser vakalarında
da uygulanabilen bir işlem olduğunu aktaran Uzm.
Dr. Engin Enginsu Vitrifikasyon ile dondurma yönteminin
üç şekilde gerçekleştirildiğini
söylüyor:Birinci yöntemde; kadına
ilaç verilip tüp bebek uygulamasındaki gibi
yumurtalar toplanıyor. Evli ise, tüp bebekteki
embriyo aşamasına geliniyor ve embriyo donduruluyor.
İkinci yöntemde; genç erkeklerin spermleri
donduruluyor. Üçüncü yöntemde
ise; yumurtalık dokusunda zar kadar küçük
parçalar dondurularak saklanıyor. Bu yöntem
bakirelere de uygulanabiliyor
Laboratuvar ortamında eksi 196 derece sıvı
nitrojende saklanan sperm ve yumurtaların, çocuk
sahibi olmak istendiğinde tüp bebek yöntemi
kullanılarak hastaların aile kurmalarına yardımcı
olunduğunu söyleyen Kadıköy Şifa
Sağlık Grubu Yardımcı Üreme Teknikleri
Yöneticisi Uzm. Dr.Engin Enginsu, başarı
oranının kurtarılan yumurta sayısı,
yumurta ve sperm kalitesine bağlı olduğunu
belirtiyor.
Uzm. Dr. Engin Enginsu yurtdışında
uzun yıllardır uygulanan yumurta dondurma işleminin
bizim ülkemizde henüz yaygınlaşmadığını,
sadece birkaç tüp bebek merkezinde uygulandığını,
maliyetinin de sanılanın aksine tüp bebek maliyetinden
fazla olmadığını açıklıyor.

ABDİ İBRAHİM
İLAÇTA DÖRT YENİ YÖNETİCİ...
14/05/2008
Şükrü
Varolun Reçetesiz İlaçlar Genel Müdürü
olarak atandığı Abdi İbrahim İlaçta,
Hakan Onel İnsan Kaynakları Direktörü,
Yücel İskender Pazarlama Hizmetleri Müdürü,
Beyza Tebbutt Kurumsal İletişim Müdürü
olarak göreve başladı.
1966 doğumlu Şükrü Varol, Boğaziçi
Üniversitesi Endüstri Yüksek Mühendisliği
Bölümünden mezun oldu. 1988-2000
yılları arasında Pfizerde, üretim
planlama, reçeteli ilaç satış ve pazarlama
da değişik görevler üstlenen Varol,
2000-2004 yıllarında ise Rocheta reçetesiz
ürünlerden sorumlu genel müdür yardımcısı
olarak çalıştı. 2005-2008 yılları
arasında Bayerde reçetesiz ilaçlar Türkiye
sorumlusu olarak çalışan Varol, Abdi İbrahim
İlaçta reçetesiz ilaçlar genel müdürlüğünü
yürütüyor.
Yıldız
Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği
Bölümünden mezun olan Hakan Onel,
Döktaş A.Ş.'de endüstri mühendisi,
Demirdöküm A.Ş.'de insan kaynakları
sorumlusu, Türk Siemens'te insan kaynakları
yöneticisi görevlerinde bulundu. Simko A.Ş.'de
insan kaynakları ve endüstri ilişkileri yöneticisi
olarak çalışan Onel, Dardanel'de insan
kaynakları direktörlüğü görevini
yürüttü. Onel, Birmot A.Ş.'de
insan kaynakları, toplam kalite, reklam ve halkla
ilişkiler koordinatörlüğünü
üstlendikten sonra, Koç Holding A.Ş.'de
insan kaynakları ve operasyonel hizmetler koordinatörü
olarak görev yaptı. Onel, Abdi İbrahimde
insan kaynakları direktörlüğü görevini
yürütüyor.
İstanbul
Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun
olan, Yücel İskender çeşitli hastane
ve işyerlerinde doktor, HMRde sırasıyla
ürün müdürü, grup ürün
müdürü, pazar araştırma uzmanı
ve pazarlama hizmetleri müdürü olarak görev
yaptı. Ardından, Aventiste, pazarlama
hizmetleri direktörü ve Sanofi Aventiste,
pazarlama ve satış operasyonel destek müdürü
olarak çalıştı. İskender,
Abdi İbrahimde pazarlama hizmetleri müdürlüğü
görevini yürütüyor.
İstanbul
Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü
mezunu Beyza Tebbutt, Hürriyette müşteri
ilişkileri yöneticisi, reklam bölge koordinatörü
ve reklam müdürü olarak çalıştı.
Yorum-Publicste müşteri süpervizörü
olarak görev alan Tebbutt, sonrasında; Radikalde
reklam genel müdürlüğü, dDf Internationalda
ise proje koordinatörlüğünü üstlendi.
Aygazda kurumsal iletişim müdürü
olan Tebbutt, Abdi İbrahimde kurumsal iletişim
müdürü olarak görev yapmaya başladı.

Abdi İbrahim
ilaç, 2007 Yılı Vergi Rekortmeni...
13/05/2008
Abdi
İbrahim İlaç, Büyük Mükellefler
Vergi Dairesi Başkanlığı (BMVDB)na
kayıtlı kurumlar arasında toplam 19.271.069
YTLlik vergi tutarı ile sağlık kategorisinde
ilaç sanayi firması olarak birinci oldu.
İstanbul: Büyük Mükellefler Vergi
Dairesi Başkanlığı (BMVDB) tarafından
açıklanan bilgiye göre, kayıtlı
kurumlar arasında sağlık kategorisinde ilaç
sanayi firması olarak toplam 19.271.069 YTLlik
vergi tutarı ile Abdi İbrahim İlaç,
birinci oldu.
BMVDBne kayıtlı 492 kuruma 2007 gelirleri
için 31.2 milyar YTL vergi tahakkuk ettirildi.
Tahsil edilen toplam vergi tutarı da 30.4 milyar
YTL oldu. Büyük mükellefler, geçen
yıl içinde Türkiyede tahsil edilen net
vergi gelirinin yüzde 18.27lik bölümünü
karşıladı.
Yatırımlarıyla ilaç sanayinin gelişimine
öncülük eden Abdi İbrahim İlaç,
ülke ekonomisine katkısını artırarak
sürdürüyor.
Abdi İbrahim hakkında
96 yıldır ilaç sektöründe faaliyet
gösteren Abdi İbrahim İlaç, Türk
ilaç sektörünün 5 yıldır lideri
konumunda bulunuyor. 2007 yılında 805 milyon
dolarlık ciro elde eden şirket, İSO
500de 77inci sırada yer alıyor.
200ü aşkın ilacı ve 2 bin 600 çalışanı
ile Türkiyede yüzde 7.2lik pazar
payına sahip olan şirket, Rusyadan Cezayire
15 ülkeye toplam 25 milyon dolarlık ihracat gerçekleştiriyor.
40ın üzerinde lisansör firmayla yürüttüğü
ortak çalışmalarını, uluslararası
boyutta bilgi, teknoloji ve pazarlama işbirliğiyle
destekliyor. Abdi İbrahim İlaç, Türk
ilaç endüstrisinde en çok lisansörle çalışan
firma unvanını da elinde bulunduruyor. Dünyanın
en son üretim teknolojilerinin kullanıldığı,
GMP ve GLP koşullarına uyumlu Bahçeşehir
Üretim Tesisleri; 260 milyon kutuya ulaşan kapasite
ile üretim yapıyor.

ACTAVISLE
PEDİATRİ KİLİNİĞİNE MİNE
ARASAN RENKLERİ
13/05/2008
Actavis
ilaç firması sponsorluğunda ünlü
ressam Mine Arasan, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Pediatri Polikliniğinin duvarlarını baharın
renklerini taşıyan resimlerle süsledi.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pediatri Anabilim
Dalı Başkanı Prof. Dr. Haluk Çokuğraş,
Mine Arasanın renk armonisi ile duvarlara
resim yapması çocukların ruh sağlığına
önemli katkılarda bulunuyor. Actavis ile geçtiğimiz
yıllarda da yaptığımız bu çalışma
ile hastanemizde çocuklar için daha canlı bir
atmosfer yaratıyoruz. Proje kapsamında gerçekleştirilen
bu etkinlik için Actavis ve Mine Arasana teşekkür
ediyoruz dedi. Etkinliğe, Actavis Pazarlama
Müdürü Kürşad Koç, Ürün
Müdürü Gülçin Girgin ve Satış
Müdür Yardımcısı Tunç Tırak
katıldı.
Çocuklara hastanelerde daha renkli ve neşeli bir
ortam yaratmayı amaçlayan Actavis Ürün
Müdürü Gülçin Girgin tarafından
hazırlanan proje kapsamında ressam Mine Arasan ile
birlikte 2005 yılından bu yana Türkiye çapında
25 hastanenin pediatri kliniklerinin duvarları boyandı.
Yüzlerce çocuğa umut ışığı
yaratan boyama şenlikleri hem çocuklar hem de hastane
çalışanları tarafından büyük
ilgi görüyor. Ayrıca, proje kapsamında
önümüzdeki günlerde Zürih Başkonsolosu
Mehmet Emrenin davetlisi olarak Zürihte bir
hastanenin pediatri bölümünü duvarlarının
Mine Arasan renkleri ile tanışacağı bilgisi
verildi.
Actavis ürün müdürü ve Proje Sorumlusu
Gülçin Girgin, Ressam Mine Arasan ile birlikte
çocukların daha güzel ortamlarda tedavi olmayı
hak ettikleri düşüncesiyle başlattıkları
Boyama Şenliği projesinin yarattığı
olumlu etkiden dolayı çok mutlu olduklarını
belirterek, Mine Arasan renkleri ile canlanan projeyi
Türkiye çapında bir çok hastanede sürdüreceklerini
belirtti.
Actavis hakkında: 40 ülkede toplam 11.000
çalışanı ile dünyadaki ilk 5 jenerik
ilaç firması arasında bulunan Actavis,
2004 yılında Fako İlaçlarını
bünyesine katarak Türkiye pazarında yer almıştır.
Mine Arasan hakkında: Marmara Üniversitesi Güzel
Sanatlar Fakültesinden mezun olan ressamın,
yurtiçi ve yurtdışında olmak üzere
52 kişisel ve sayısız karma sergisi bulunuyor.
Mevlana Sevgi ve Barış Yılın Sanatçısı
Ödülü (1996) ve Truva Kültür
Sanat Yılın Sanatçısı Ödülü(2001)
gibi daha birçok ödülü bulunan Arasan,
Aşağı Saksonya Eyaleti Koleksiyonuna eseri
alınan ilk Türk ressam olma özelliğini
taşıyor. Hayatı Gülümseten Sanatçı
isimli kataloğu yayınlanan Arasanın Çizgiden
Söze isimli bir şiir kitabı bir de desen kitabı
bulunuyor.
Actavis sosyal sorumluluk projeleri: Actavis 2005 yılından
bu yana Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı
(KEDV) ile çeşitli projeler yürütmektedir.
Actavis KEDV işbirliği kadınların üretim
becerilerini işe dönüştürmek amacıyla,
Mardinde oluşturulan İpekyolu Kadın Kooperatifini
desteklemesi ile başlamıştır. Kadın
ve Çocuk Merkezi kapsamında faaliyet gösteren
kooperatifte bulunan çeşitli üretim atölyelerinde
kadınların hediyelik eşya, gıda ve
sabun üretmeleri ve pazarlamaları sağlanmış,
özellikle kadınlar tarafından üretilen
20den fazla sabun türü büyük ilgi
görmüştür. Mardinde aynı
modelle faaliyet gösteren kooperatifte ise mum üretilmektedir.
Projenin başlangıcından bu yana 100.000in
üzerinde mum ve sabun siparişi veren Actavis,
merkezin en büyük destekçilerinden biri olmuştur.
Actavis, aldığı sabunları hekimlere
tanıtım malzemesi olarak kullanmaktadır.
KEDV tarafından kurulan ve Actavis tarafından desteklenen
Cumhuriyet Mahallesi Kadın ve Çocuk Merkezi,
Mardin Valiliği ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının
da katkılarıyla faaliyetlerine devam etmektedir.
Merkezde bugüne kadar 3-6 yaş çocuklar için
yürütülen yarım günlük oyun
ağırlıklı erken çocuk eğitim
faaliyetlerinden yılda 600 çocuk yararlanmıştır.
Çocuklara yönelik genel sağlık ve diş
sağlığı taramalarının da yapıldığı
ve mahalledeki annelere erken çocuk gelişimi ve
eğitimi, çocuk sağlığı,
beslenme konusunda eğitimler verilmektedir.

40 BİN
HEKİM TAM GÜN YASASINA KARŞI TEPKİSİNİ
ANKARAYA TAŞIYOR...
07/05/2008
TIPTA Uzmanlık Dernekleri" adı altında
tam 34 dernek. 40 bin uzman doktoru temsilen "Tam
Gün Yasası"na karşı merkez üssü
seçtikleri Ankarada atağa geçti.
Önce, 29 dernek adına tam sayfa gazete ilanları
verip sonra İstanbulda basın toplantısı
düzenleyerek, bu yasaya karşı çıkan
uzman doktorlar, şimdi de başkentte devlet zirvesinden
randevu istediler.
Doktorlar, Cumhurbaşkanı, Başbakan,
Meclis Başkanı, CHP ve MHPden randevu
talep ettiler. Ancak, randevu taleplerine hala bir
yanıtta alamadılar. Tüm bu çabaları
sonuçsuz kalırsa, bu uygulamaya karşı
son çare yargıya başvuracaklar. Platform
adına altı uzmanlık derneğinin temsilcisi
profesör zirveye yasaya neden karşı çıktıklarını
anlatacaklar ve bir rapor sunup uzman doktorların sorunlarını
aktaracaklar.
Uzmanlık Dernekleri Platformu Sözcüsü
Prof. Dr. Bülent Tıraş, Sağlık
Personelinin Tam Gün Çalışmasına
ve Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağının
bu haliyle Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı
olduğunu söyledi.
Platform üyesi derneklerden tam günle ilgili yoğun
şikayetler aldıklarını belirten Tıraş,
Üyelerimizin hakkını korumak için,
girişimlerimizden bir sonuç alamazsak ve yasa bu
haliyle Meclisten geçerse, yasal olarak her
türlü girişimde bulunacağız
dedi.
Prof. Dr. Bülent Tıraş, tasarı
taslağında, kamuda çalışan hekimlerin
serbest çalışmalarının yasaklanmasına
karşın, askeri hekimlerin serbest çalışma
hakkının korunmasını eleştirdi.
Uzmanlık Dernekleri Platformu Sözcüsü
Tıraş, şunları dile getirdi:
Askeri hastanede çalışan askeri hekimler
saat 16:00da serbestçe muayenehanelerine gidip
hasta bakabilecekler. Ama devlet hastanesi ve tıp
fakültesindeki meslektaşlarımız bunu yapamayacak.
Bunu Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı
olarak görüyoruz. Kaldı ki hekim açığı
nedeniyle böyle bir kanunun çıkarıldığı
üzerinde duruluyor. Ülkemizde eğer hekim
açığı varsa daha çok çalışmaktan
yanayız. Bizim önerimiz Uzmanlık Dernekleri
Platformu olarak Türkiyedeki bütün hekimlerin
8 saat çalışmaları. Zaten hazırlanan
taslakta haftalık çalışma süresi
40 saate düşürülüyor. Talebimiz,
8 saat tüm hekimlerin kurumlarında çalışmaları,
daha sonra da serbest olarak mesleklerini istedikleri yerde
icra etmelerine olanak tanınmasıdır.
Taslaktaki en büyük handikapın, üniversite
hastanelerindeki öğretim üyelerinin ücretli
hasta bakma hakkının kaldırılması
olduğunu vurgulayan Tıraş, şöyle
devam etti:
Bunun çok sakıncaları olduğuna
inanıyoruz. Birincisi hastaların hekim seçme
hakkını elinden alan bir uygulama olarak karşımıza
çıkıyor. Bunun dışında özellikle
şu anda üniversite hastanelerinde döner sermayelerin
çalışmasını sağlayan en önemli
nakit girdisi, öğretim üyelerinin baktıkları
hastalardan elde edilen gelirdir. Üniversitelerin
döner sermayeleri bu şekilde ayakta kalabiliyor.
Çünkü üniversite hastaneleri devletten
almaları gereken ödemeleri zamanında alamıyor.
Öğretim üyelerinin herhangi bir şekilde
özel hasta bakmalarının yasaklanması,
üniversite hastanelerinin tamamıyla Sosyal Güvenlik
Kurumu ve devlet kanallarından gelecek ücretlere
bağımlı kılma durumunu teşkil eder
ki bu mevcut sistemde üniversitelerin yaşamasının
mümkün olmadığına inanıyoruz.
Prof. Dr. Bülent Tıraş, tasarı
taslağındaki nöbet ücretleriyle ilgili
maddeye de değinerek, hangi akademik kariyerdeki
öğretim üyesinin ne kadar döner sermaye
payı alacağının net olarak belirtilmediğini
söyledi. Artırılan nöbet ücretleri
için Maliye Bakanlığının ciddi bir
kaynak ayırması gerekeceğini ifade eden Tıraş,
Üniversitede part time çalışan
5 yıllık bir profesörün almış
olduğu maaş 1100 YTL civarındadır.
Gününün 4 saatini üniversitede geçiren
bir öğretim üyesine devletin verdiği günlük
ücret 30-40 YTL arasında bir rakam çıkıyor.
Part time çalışan öğretim üyeleri
bu ücret için üniversiteye gelmiyorlar.
Onların üniversitede bulunma nedeni tamamıyla
akademik yönden bir şeyler üretebilmek,
öğrenci yetiştirebilmektir dedi.
Bu yasanın faydalı olacağına inansam,
muayenehanemi hemen kapatıp devlette çalışırım.
Ama inanmıyorum diyen Tıraş, yasa
taslağı bu haliyle kalırsa, kamudan yoğun
şekilde istifalar olabileceğini söyledi.
Prof. Dr. Tıraş, öğretim
üyelerinin özel muayenehanelerinin kapatılması
sonucu, buralarda çalışan yaklaşık
80-100 bin kişinin işsiz kalacağını,
devlete ödenen vergilerin azalacağını,
dolayısıyla kamu maliyesinin çift taraflı
zarara uğrayacağını kaydetti.
Prof. Dr. Bülent Tıraş, Uzmanlık
Dernekleri Platformu olarak temelde hekimlerin tam gün
çalışmasına karşı olmadıklarını
belirterek, tasarı ile ilgili önerilerini şöyle
anlattı:
Bizim önerimiz, üniversitelerdeki öğretim
üyeleri de dahil olmak üzere tüm öğretim
üyeleri hastanelerde 8 saat çalışsınlar.
Çalışma süresinin bitiminde isteyen herkes,
herhangi bir kısıtlama olmaksızın,
Sosyal Güvenlik Kurumuyla anlaşmalı ya da anlaşmasız
tüm hastane, ayaktan teşhis-tedavi merkezi ya
da muayenehane gibi birimlerde serbestçe çalışsın.
Tam gün yasa taslağında böyle bir değişiklik
olduğu takdirde, biz Uzmanlık Dernekleri Platformu
olarak bunu sonuna kadar savunuruz.
Ülkemizde bazı dallarda son derece kısıtlı
sayıda uzman hekim var. Örneğin Doğuda
bir ilde kamuda çalışan bir beyin cerrahı,
oradaki özel hastanede gece saat 20.00de bir
hastaya müdahale edebilmeli. Bunun ne gibi bir sakıncası
var? Sayın Bakanımız hekimlerin daha verimli
çalışmasını istiyorsa, hekimler
de bunu istiyor. Hekimler 24 saat çalışabilirler,
hepimiz 24 saat çalışmak üzere eğitildik.
Ama saat 16.00dan sonra o hekim evinde oturmaya
ve tamamıyla pasif bir konuma itiliyorsa bunun sakıncaları
olacağını düşünüyoruz.

İlaç
Endüstrisi İşverenler Sendikasında
Görev Değişimi...
21/04/2008
İlaç Endüstrisi İşverenler
Sendikasının (İEİS) 1213
Nisan 2008 tarihlerinde yapılan Olağan Genel Kurulunda
yeni Yönetim, Denetleme ve Disiplin Kurulu üyeleri
belirlendi. Genel Kurulun ardından gerçekleşen
Yönetim Kurulu toplantısında yapılan görev
dağılımında, Nezih Barut, Yönetim
Kurulu Başkanlığına; Dr. Tandoğan
Tokgöz ise yeniden Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığına
seçildi.
Genel Kurulda, ayrıca, Mart
2000 tarihinden bu yana Yönetim Kurulu Başkanlığı
görevini yürüten ve yeni Yönetim Kuruluna
aday olmayan Sayın Bülent Eczacıbaşına,
İEİSe sağladığı özverili
ve değerli katkılar nedeniyle oybirliğiyle
İEİS Onur Başkanı unvanı
verildi.
1952 yılında İstanbul'da
doğan ve ailedeki üçüncü kuşak
eczacı olan Nezih Barut, 1976 yılında İstanbul
Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nden
mezun oldu. Barut, temeli 1910 yılında dedesi
Abdi İbrahim Bey tarafından atılan Abdi İbrahim
İlaç Fabrikası'nda 1976 yılında
göreve başladı. 32 yıldır Abdi
İbrahim İlaç'ta görev yapan Barut,
sırasıyla üretim müdürlüğü,
genel müdür yardımcılığı
ve genel müdürlük yaptı. Halen Abdi
İbrahim İlaç San. ve Tic. A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı
yürüten Barut, İstanbul Eczacı Odası
ve İstanbul Ticaret Odası üyesi. Barut,
daha önce İEİS Yönetim Kurulu Başkan
Yardımcılığı görevini yürütüyordu.
İEİS Yönetim Kurulu
Başkan
Nezih Barut Abdi İbrahim İlaç San. ve Tic.
A.Ş.
Başkan Yardımcısı
Dr. Tandoğan Tokgöz Mecofarm İlaç
ve Kozmetik Tanıtım Hiz. A.Ş.
Üyeler
Ali Arpacıoğlu Adeka İlaç San. ve
Tic. A.Ş.
Murat Barlas Liba Laboratuarları A.Ş.
Sedat Birol Eczacıbaşı İlaç Pazarlama
A.Ş.
Melih Gürsoy Fako-Actavis İlaçları A.Ş.
Bülent Karaağaç Bilim İlaç San.
ve Tic. A.Ş.
Cengiz Sezen Mustafa Nevzat İlaç San. A.Ş.
Hasan Ulusoy Nobel İlaç ve Hamm. İth.
İhr. A.Ş.
İEİS Denetleme Kurulu üyeleri
Muzaffer Bal Ali Raif İlaç San. A.Ş.
Kamil Göknar Yeni İlaç ve Hammadde San.
ve Tic. A.Ş.
Ahmet Ergun Seval Erkim İlaç San. ve Tic.
A.Ş.
İEİS Disiplin Kurulu üyeleri
Erman Atasoy Abdi İbrahim İlaç Pazarlama A.Ş.
Tolga Sözen Kansuk Lab. San. ve Tic. A.Ş.
Tunç Turgut Turgut İlaçları A.Ş.

BEYİN GÖÇÜNÜ
TERSİNE ÇEVİRMEK MÜMKÜN...
18/04/2008
Güner: - Araştırmacı
İlaç Firmalarının yıllık 90
milyar dolarlık AR-GE harcamasında Türkiye'nin
payı sadece 30 milyon dolar
Araştırmacı İlaç Firmaları
Derneği (AİFD) Genel Sekreteri Engin Güner,
Türkiye'nin başlattığı olumlu
adımları sürdürmesi halinde yıllık
AR-GE harcaması 90 milyar dolara yaklaşan yenilikçi
ilaç ve biyoteknoloji firmalarının yatırımlarından
daha fazla pay alabileceğini ve ülke dışındaki
on binlerce Türk bilim adamı ve araştırmacının
geri dönüşünün sağlanabileceğini
söyledi. Dünyanın yeni ilaç araştırmaları
konusunda en büyük merkezi sayılan ABD'nin
Boston kentinde bir grup Türk basın mensubuyla birlikte
ilaç firmaları ve Massachusetts eyalet kurumlarında
incelemelerde bulunan AİFD Genel Sekreteri Güner,
"Türkiye yatırım ve ArGe ortamını
iyileştirmeye devam ettiği takdirde, halen ABDde
bulunan binlerce Türk araştırmacının
ülkemize geri dönmesi mümkün olabilir"
dedi
Harvard Tıp Fakültesinde hafta sonunda yapılan,
Türk Amerikan Bilim İnsanları ve Akademisyenleri
Derneğinin (TASSA) üçüncü
yıllık konferansında da benzeri görüşlerin
dile getirildiğini anımsatan Güner, "Halen
ABD'de yaklaşık 15 bin Türk bilim insanı
çeşitli üniversitelerde, farklı araştırma
projelerinde görev yapıyor. Bu, Türkiye
açısından ciddi bir beyin gücü kaybıdır.
Oysa doğru politikaların uygulanması ve araştırma
ve geliştirme ortamını güçlendirecek
projelerin hayata geçirilmesi halinde beyin göçü
tersine dönebilir. Bu değerli bilim insanları,
bilgi ve enerjilerini doğrudan Türkiye üzerinden
insanlığın hizmetine sunabilirler" ifadesini
kullandı. Engin Güner, "AİFD olarak
biz ülkemizde ArGe'yi teşvik eden politikaları
her zaman destekledik ve desteklemeye devam edeceğiz.
Bunun hiç de kolay olmadığının bilincindeyiz,
ama bir yerden başlamak gerekiyor. Bu kararlılığı
hem hükümet kanadında, hem de yurt dışındaki
genç beyin gücümüzde görmek bizi
mutlu ediyor" diye konuştu.
2008 TÜRKİYE İÇİN
ÖNEMLİ YIL
Danışmanlık firması PriceWaterhouseCooper
tarafından dünyanın önde gelen 1250 şirketi
arasında yapılan araştırmaya göre,
2006 yılında 157 yenilikçi ilaç ve biyoteknoloji
şirketinin araştırma geliştirme projeleri
için 90 milyar dolar harcadığını
söyleyen Güner, Ancak bundan Türkiye'nin
aldığı pay 30 milyon dolar gibi küçük
bir rakam dedi. Güner, 2008 yılını
Türkiye için önemli ve tercihini yapması
gereken bir yıl olarak gördüklerini de belirtti.
"Bu yıl Türkiye'nin, yenilikçi
ilaçların araştırılması,
geliştirilmesi ve üretiminde küresel bir güç
olmak ile başka ülkelerde geliştirilen teknoloji
ve ürünlerin izleyicisi olmaya devam etmek arasında
bir tercih yapması gerektiğini" kaydeden Engin
Güner, "Küresel yatırımlardan
daha fazla pay alabilmemiz için gerekli altyapımız
ve insan gücümüz mevcut. Bunun için
ülkemizde yatırım ortamını iyileştiren
önlemler almaya devam etmemiz, yeni ar-ge yasası
gibi olumlu adımların arkasını getirmemiz
gerekiyor. Doğru politikalar uygulandığında,
ülkemizin bu alanda milyar dolarlık yatırımlar
çekebileceğine inanıyoruz" dedi. Güner,
"Bir ülkede araştırma ve geliştirme
faaliyetlerinin yapılabilmesi için genel anlamda
yatırım ortamının iyileştirilmesi
şart. Bunun için en önemli koşullardan
biri de fikri mülkiyet haklarının uluslararası
standartlarda korunması. Bunun yanı sıra
ArGe çalışmalarıyla ilgili mevzuatın
gözden geçirilerek, süreci gereksiz yere
yavaşlatan bürokratik işlemlerin ortadan kaldırılması
önem taşıyor. Hükümetimizin,
araştırma geliştirme çalışmalarını
teşvik edecek uzun vadeli politikaları şeffaf
bir şekilde oluşturması ve açıklık
temelinde uygulaması da ortamın iyileştirilmesinde
önemli bir rol oynayacaktır" diye konuştu.
-SAĞLIK BAKANLIĞINA RAPOR- AİFD Genel Sekreteri
Engin Güner, ilaç ve biyoteknoloji yatırımlarını
çekmekte büyük başarı sağlayan
İrlanda gibi 4 milyon nüfuslu küçük
bir ülkenin, yılda 53 milyar dolarlık ilaç
ihracatı yaptığını vurgulayarak,
Türkiye'de Sağlık Bakanlığı
öncülüğünde İrlanda örneğini
gerçekleştirmek istediklerini, bu konuda bakanlığın
kendilerinden rapor istediğini ve bu raporu haziran ayına
dek sunacaklarını bildirdi. Güner,
Sağlık Bakanlığının da bu raporu
inceleyerek hükümete sunacağını ve
böylece Türkiye'nin yol haritasının
çizileceğini kaydetti. Türkiye'de 2003
yılından bu yana faaliyette bulunan Araştırmacı
İlaç Firmaları Derneği (AİFD),
patenti kamuya mal olmuş ilaçları kopyalayarak
üreten jenerik ilaç firmalarının aksine,
bugüne dek bulunmamış bileşikler ve moleküllerden
yeni ilaçlar geliştirmeye çalışan
37 ilaç şirketini bünyesinde barındırıyor.
TÜRKİYE'DE MUAZZAM
BİR POTANSİYEL GÖRÜYORUZ
AIFD üyesi yenilikçi ilaç firması
Merck Sharp Dohme (MSD) Dış İlişkiler
Direktörü Jeff Kemprecos, yaptığı
açıklamada, Türkiye'de gerek yenilikçi
ilaç sanayisi, gerekse yaşam bilimleri alanında
"muazzam bir potansiyel gördüklerini" söyledi.
Kemprecos, sadece kendi şirketinin bu yıl yeni
ilaç araştırmalarına 5,5 milyar dolar
yatırım yapacağını kaydederek,
Merck'in Boston'daki laboratuarlarında
mide kanserini tedavi edecek yeni ilaçlar geliştirmekte
olan Dr. Cem Elbi gibi Türk bilim adamlarıyla
da çalışıyoruz. Türkiye'nin
insan kaynakları, iyi bir hastane-üniversite
altyapısı, yerel pazar, Avrupa'ya yakınlığı
ve AB adaylığı açısından önemli
bir potansiyele sahip olduğunu düşünmekteyiz.
Küresel düzeyde Türkiye'nin rekabet gücünü
daha da artırmak için politika oluşturan kişi
ve kurumlarla birlikte çalışmalar yapmak istiyoruz.
Bu çalışmalarla yaşam bilimleri ve yenilikçi
ilaç sektöründe Türkiye bir sonraki sektör
devi haline gelebilecektir" dedi. MSD Dış
İlişkiler Direktörü Jeff Kemprecos,
ABD'de Massachusetts eyaletinin yeni ilaç geliştirilmesinde
dünyanın bir numaralı merkezi haline gelmesinin,
İrlanda ve Singapur gibi küçük ülkelerin
bu alanda öne çıkmalarının tesadüf
olmadığına dikkat çekerek sözlerini
şöyle sürdürdü: "Massachusetts'in
bütün bu avantajlarına ve yenilikçi ilaç
ar-ge'sinde süper merkez unvanını kazanmasına
rağmen, yine bu alanda rekabetçiliğini
ve önderliğini güçlendirmek için
Vali'nin ofisinde sektörümüzü sürekli
takip eden ve desteğini sağlayan bir görevli
var. Eyalet meclisinde de hem iktidar, hem muhalefet
partisinden 15-20 temsilci ve senatör bir 'biyomedikal
grup' oluşturmuş ve birlikte, yenilikçi
ilaç sanayisine yardımcı olacak çözümler
üretiyorlar. İrlanda ve Singapur, son dönemde
sektörümüzden yatırım ve teknoloji
transferi çekebilmek için doğru vizyonu ve
stratejiyi oluşturan ülkelere örnek teşkil
etmekte, bu açıdan diğer ülkelere
rehberlik etmektedir. İrlanda, tüm kamu
ilaç masraflarını, ihracat dahil olmak
üzere ilaç sektöründeki ekonomik faaliyetlerden
elde edilen vergilerle karşılıyor. Singapur
da bir yandan doğru politikalar uygularken, diğer
yandan yeni fabrikalarımız ve araştırma
merkezlerimiz için denizi dolduruyor ve yerel istihdam
yeterli olmadığı için binlerce yetenekli
yabancının ülkede çalışmasına
izin veriyor. Türkiye'de ise yeterli arazi ve
çok sayıda yetenekli insan bulunmaktadır; ihtiyacımız
olan şey, yenilikçi ilaç sektörünü
teşvik edecek ve dünya çapında ülkenin
rekabetçiliğini artıracak politikalardır."

Altın Örümcekten
ErtesiSabah.Coma Ödül...
17/04/2008
Yapımını MagiClick Digital Solutionsın
üstlendiği ErtesiSabah.Com sitesi, Doruknet
tarafından düzenlenen Altın Örümcek
Web Ödülleri Yarışmasında
İlaç Sanayi kategorisinde En
İyi Web Sitesi ödülüne layık
görüldü.
Korunmasız ilişki nedeniyle hamile kalma riski taşıyan
kadınları hedefleyen ErtesiSabah.Com sitesinin
tasarımı genel olarak ilgi çekici ve hedef
kitleye uygun bulundu. ErtesiSabah.Com, geçen
yıl Altın Örümcek Web Ödülleri
Yarışmasında İlaç/Sağlık
kategorisinde ikincilik ödülünü kazanmıştı.
Yarışma Hakkında
Altın Örümcek Web Ödülleri,
web ve internet teknolojileri kullanılarak gerçekleştirilen
başarılı projelerin daha iyi tanıtılması
ve hak ettiği yeri bulması, bu alanda yapılacak
yatırımların özendirilmesi ve gündem
oluşturulması amacıyla gerçekleştirilen,
geleneksel hale gelmiş Türkiye'deki ilk ve tek
platform bağımsız organizasyon olma özelliğini
taşıyor.
2002 yılından bu yana Doruknet tarafından düzenli
olarak gerçekleştirilen Altın Örümcek
Web Ödülleri Organizasyonu'nda, web ve internet
teknolojileri, pazarlama ve iletişim alanlarında
uzman ve tecrübeli jüri üyeleri her sene Türkiye'de
gerçekleştirilen başarılı projeleri
belirliyor.
İş ve günlük hayatımızda her
geçen gün çok daha önemli bir konuma sahip
olan internetin gelişimine paralel olarak, Altın
Örümcek Web Ödülleri, 53 farklı
kategoride web sitelerini ödüllendiriyor.
ErtesiSabah.Com
Hakkında
www.ertesisabah.com sitesinden,
istenmeyen gebelikleri önlemek için kullanılan
acil korunma sistemi ve doğum kontrol yöntemleri
hakkında bilgi alınabiliyor. Site, halk
sağlığı için büyük önem
taşıyan konuda kulaktan dolma bilgilerin yayılmasını
önlemeyi ve toplumu doğru bilgilendirmeyi amaçlıyor.
Abdi İbrahim Hakkında
96 yıldır ilaç sektöründe
faaliyet gösteren Abdi İbrahim, Türk ilaç
sektörünün 5 yıldır lideri konumunda
bulunuyor. 2007 yılında 805 milyon dolarlık
ciro elde eden şirket, İSO 500de
77inci sırada yer alıyor. 200ü
aşkın ilacı ve 2 bin 600 çalışanı
ile Türkiyede yüzde 7.2lik pazar
payına sahip olan şirket, Vietnamdan Cezayire
15 ülkeye toplam 12 milyon dolarlık ihracat gerçekleştiriyor.
40 lisansör firmayla yürüttüğü
ortak çalışmalarını, uluslararası
boyutta bilgi, teknoloji ve pazarlama işbirliğiyle
destekliyor. Abdi İbrahim, Türk ilaç
endüstrisinde en çok lisansörle çalışan
firma unvanını da elinde bulunduruyor. Dünyanın
en son üretim teknolojilerinin kullanıldığı,
GMP ve GLP koşullarına uyumlu Bahçeşehir
Üretim Tesisleri; 260 milyon kutuya ulaşan kapasite
ile üretim yapıyor.

PALMOLIVEDEN
CİLDİNİZİN YUMUŞAKLIĞI İÇİN
YENİ KAŞMİR MUCİZESİ
15/04/2008
Kişisel bakımın tercih edilen
markası Palmolive, duşta kaşmir yumuşaklığını
hissedebilmeniz için kaşmir özleri içeren
yeni serisi Palmolive Pure Cashmere duş jellerini sunuyor.
Palmolive Pure Cashmere serisine ait iki ürün
olan Palmolive Pure Cashmere Sensitive ve Palmolive
Pure Cashmere Intense Hydration duş jellerinin
içindeki yüzde 100 doğal kaşmir özleri
ve nemlendirici krem ile zenginleştirilmiş ipeksi
formülü, en kuru ciltleri bile nemlendirmeye
yardımcı oluyor. Dermatolojik olarak test edilen
yeni Palmolive Pure Cashmere serisindeki duş jelleri,
sadece 5 günlük düzenli kullanım süresinden
sonra bile cildinizi daha yumuşak ve pürüzsüz
kılıyor.
Klinik testlerle kanıtlı
Stephen & Associates Kolorado'da yapılan
çalışmalar, Palmolive Pure Cashmere duş
jellerinin 5 gün boyunca düzenli kullanıldıktan
sonra cildin nemlendirilmesinde ve genel durumunda gözle
görülür bir fark hissedildiğini kanıtlıyor.
Ayrıca cilt kuruluğunda ve pul pul dökülmelerde
belirgin bir azalma kaydediliyor.
Pure Cashmere Intense Hydration ile kaşmir
deneyimi
Palmolive Pure Cashmere Intense Hydration duş
keyfinizi daha rahatlatıcı ve keyifli bir hale getiriyor.
Suyla karıştığı an yumuşacık,
pembe-kremsi bir köpüğe dönüşen
özel formülü sayesinde Palmolive Pure Cashmere
Intense Hydrationın dinlendirici ve kalıcı
kokusu vücudunuzu sarıyor. Kaşmir özleri
cildinizi pürüzsüz ve yumuşacık hissetmenizi
sağlayarak, doğal güzelliğinize kavuşmanızı
sağlıyor.
Palmolive Pure Cashmere Sensitive ile hassas ciltlerde de
kaşmir yumuşaklığı
Hassas ciltler için özel olarak üretilmiş
Palmolive Pure Cashmere Sensitivein özel kremsi
formülü yüzde 100 kaşmir özlerinden
ve nemlendirici sütten oluşuyor. Hassas ciltlere
sahip kişiler de Palmolive Pure Cashmere Sensitivein
benzersiz formülü sayesinde kaşmir yumuşaklığının
keyfini yaşayabiliyorlar.
Palmoliveden farklı, kullanışlı
iki ambalaj
Palmolive Pure Cashmere serisinin kolay tutulabilir,
yumuşak ve estetik hatlara sahip fildişi rengi yeni
ambalajları sayesinde, duş keyfiniz artık
çok daha pratik hale geliyor. Kozmetik formu ile
yeni Palmolive Pure Cashmere duş jelleri artık çok
daha şık ve pratik
PALMOLIVE İLE KAŞMİR YUMUŞAKLIĞINI
ELLERİNİZ VE YÜZÜNÜZDE DE HİSSEDECEKSİNİZ
Yeni Palmolive Pure Cashmere Softening El Sabunu
ve Tuvalet Sabunu, özel formülü ile cildinizin
doğal dengesine sadık kalarak, sahip olduğu
nemi korumaya yardımcı oluyor. Palmolivein
kaşmir özlü sabunları elleriniz ve yüzünüzde
de kaşmir yumuşaklığı yaratıyor.
Kaşmir hakkında
Kaşmir, dünyada Çin ve Moğolistan
başta olmak üzere pek az sayıda ülkede
yüksek ve serin yaylalarda yaşayan nadide kaşmir
keçilerinin yılın sadece üç ayında,
en soğuk dönemlerde aşırı soğuk
iklim koşullarından korunmalarını sağlamak
amacı ile oluşan, asıl yünlerinin
altındaki ikinci ipeksi yumuşacık yüne
verilen isim. Kaşmire destansı yumuşaklığı
kazandıran ise bu yünlerin inceliği.
Dünyanın en nadide ve değerli
ipliği kabul edilen kaşmir, yüzyıllardır
tahtını bırakacağı bir başka
iplik bulamayarak tüm zamanlarda ve kültürlerde
en değerli dokuma olmuş; prestij ve kalite ile özdeşleşmiş.
Bugün benzersiz dokusu ve yumuşaklığı
sebebiyle kaşmir lüks ürünlerde de kullanılıyor.
Kaşmirin yumuşaklığı ve inceliği
yün ve ipekle karışabilme imkânı
sağlayarak moda dünyasında da sıklıkla
kullanılıyor. Bu sebeple, kaşmir artık
tam anlamıyla cazibenin ve kadınsılığın
sembolü oluyor. Gözleriniz kapalıyken bile
eşsiz kaşmir dokusu sayesinde diğer tüm
dokuların arasından kaşmir yumuşaklığını
hemen fark edebiliyorsunuz.

Kalıcı
inceliğin yeni sırrı: Biyometrik Diyet...
14/04/2008
Yaşasın Hayat Kliniği,
yaz mevsimine daha ince bir vücutla girmek isteyenleri
BİYOMETRİK DİYET ile tanıştırıyor
Düşük glisemik indeksli beslenmeyi
hedefleyen Biyometrik Diyet planı kişileri,
sosyal hayattan koparmadan yaşam tarzlarını
ve damak zevklerini dikkate alarak sağlıklı
ve kalıcı bir inceliğe kavuşturmayı
hedefliyor.
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu öncülüğünde
Yaşasın Hayat Kliniği Beslenme ve Kilo Yönetimi
Enstitüsü uzmanları tarafından geliştirilen
bu diyet özellikle sağlığa zararlı
yağları yok etmeyi hedefliyor. Kişiye
özel bu program sayesinde vücudun bel, kalça
ve diğer bölgelerinde biriken yağlara kalıcı
olarak son veriliyor ve kişiler sağlıklı
bir inceliğe kavuşturuluyor.
Yaşasın Hayat Kliniği; Biyometrik
Diyet planını uygularken, günlük toplam
kalori tüketiminde yüzde 25 - 40 oranında bir
sınırlama yapmak ve günde ortalama 150 - 250
kalorilik ek bir fiziksel faaliyette bulunmak yeterli oluyor.
Besin dengesi yüzde 30 yağ, yüzde 50 karbonhidrat,
yüzde 20 protein olarak planlanıyor. Karbonhidrat
kaynakları tam tahıl, bakliyat, sebze,
meyve gibi doğal olanlardan seçiliyor. Şekerlemeler,
şekerli besinler, tatlılar biraz sınırlanıyor,
beslenme aralıkları kısaltılıp ara
öğünlerle diyet keyifli bir hale getiriliyor.
DİYET İŞİ EKİP İŞİ
Yaşasın Hayat Kliniğinin
uyguladığı Biyometrik Diyet, Türkiyede
ilk kez geniş bir akademik ekip ile gerçekleştirilen
bir program. Biyometrik Diyet, Yaşasın Hayat
Kliniğinde beslenme uzmanı dışında,
Prof.Dr.Osman Müftüoğlu, Aile Hekimliği
Uzmanı Dr. Evren Altınel, Davranış
Değişikliği Uzmanı İlknur Yılmaz
ve aktivite uzmanı Özcan Kızıltaştan
oluşan bir ekip tarafından yürütülüyor.
Her gelir grubuna hitabeden bu çalışma sırasında
kişiler, tüm bu akademik ekibin danışmanlığından
ayrıca bir bedel ödemeden yararlanabiliyorlar.
NEDEN BİYOMETRİK DİYET?
Biyometrik Diyet, bilimsel yöntemlerle ölçülebilir
bedensel veriler dikkate alınarak yapılan bir çalışmanın
ürünüdür. Biyometrik Diyette vücutta
yağların hangi bölgelerde biriktiği dikkate
alınarak, bir ekip tarafından hem bu yağların
yok edilmesine hem de vücudun genel olarak zayıflatılmasına
yönelik diyet ve aktivite programları hazırlanıyor.
İNCE BİR VÜCUT İLE DENİZ
MEVSİMİNİ KARŞILAMANIN, KALICI BİR
ZAYIFLIĞIN YOLU, YAŞASIN HAYAT KLİNİĞİ
BİYOMETRİK DİYET PROGRAMINDAN GEÇİYOR.

BAHARDA TOZA
VE POLENE DİKKAT!...
03/04/2008
İlkbaharın gelmesiyle birlikte alerjilerin
artışının ardında çiçek
polenleri neden olarak gösterilse de; hayvan tüyleri,
ev ve iş yerindeki tozlar bu hastalığı
tetikleyen önemli faktörler arasında
yer alıyor.
Kadıköy Şifa Sağlık
Grubundan Göğüs Hastalıkları
Uzmanı Dr. Hakan Solak, alerjiyi, Vücuda
solunum ve sindirim yoluyla giren veya deriye temas eden bazı
maddelere karşı, kişilerin anormal duyarlılık
göstermesi şeklinde açıklıyor.
Alerjik reaksiyonlara sebep olan maddelere alerjen
dendiğini belirten Dr. Hakan Solak, baharın
gelmesiyle beraber başta polenler olmak üzere; çilek,
yumurta, balık gibi çeşitli gıdalar
ile hayvan tüyleri, ev ve iş yerindeki tozların
alerjiye neden olduğunun altını çiziyor.
Kadıköy Şifa Sağlık
Grubundan Göğüs Hastalıkları
Uzmanı Dr. Hakan Solak; alerjiyi tetikleyenler arasında
önemli alerjenlerden biri olan ev akarlarının;
ev tozunda yaşayan ve gözle görülmeyen
küçük böcekçikler olduğunu ve
bu böcekçiklerin yatak, yorgan, yastık,
halı, kumaş kaplı mobilyalar ve tüylü
oyuncaklarda bulunduklarını belirtiyor.
Dr.Hakan Solak, bu tip alerjiye daha
çok ev hanımlarının yakalandığını
açıklayarak, nemli ortamlarda yaşayan ve
deri döküntüleri ile beslenen ev akarlarından
korunmanın yollarını şöyle sıralıyor:
Evler mutlaka havalandırılmalı, rutubet
önlenmeli, kumaş eşyalar yerine deri,
ahşap veya plastik ürünler tercih edilmeli,
evde halı kullanılmamalı, düzenli
süpürülmeli ve silinmeli, temizlik esnasında
maske takılmalı ve yatak takımları haftada
bir kez yıkanmalı, özellikle çocukları
düşünerek onlara tüylü oyuncaklar
alınmamalı
Alerjinin başlıca belirtilerinin burun
tıkanıklığı,hapşırma
nöbetleri, sulu burun akıntısı,
cilt kaşıntısı, burun, gözler,
damak ve gırtlakta kaşıntı, öksürük
ve baş ağrısı olduğunu söyleyen
Göğüs Hastalıkları uzmanı Hakan
Solak, alerjisi olan kişilerde sinüs enfeksiyonları,
kulak problemleri ve burun poliplerinin görülebildiğini
ifade ediyor.
Kadıköy Şifa Sağlık
Grubundan Göğüs Hastalıkları
Uzmanı Dr. Hakan Solak alerji için dört
farklı tedavi yöntemi uygulandığını,
bunlardan en dikkat edilecek unsurun alerjen maddelerden uzak
durulması gerektiğini, diğerlerinin ise
ilaç, aşı ve cerrahi yöntemler olduğunu
açıklıyor.
Alerjinin her yaşta görülebileceğini
belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı
Dr.Hakan Solak hastalığın belirtilerinin
görülmesi ile birlikte bazı testlerin yapılmasını,
uzman bir doktora başvurulması gerektiğini
ve hastalığın evresine uygun bir tedavi yöntemi
ile bu rahatsızlığın sona erdirilmesinin
gerekliliğinin önemle altını çiziyor.

Lazer teknolojisinde
16 yıldır
hiç değişmeyen sorular...
21/03/2008
Göz kusurlarının tedavisinde,
ağrısız, kısa sürede gözlük
ve lensten kurtulmanın yolu olan lazer teknolojisi her
geçen gün gelişiyor. Öyle ki 16 yıl
önce tanıştığımız lazer
cerrahisi sayesinde dünyada milyonlarca insan gözlüklerinden
kurtuldu.
Ancak tıp dünyasında yerini alan
kolay ve bir o kadar da ciddi bir operasyon olan lazer cerrahisi
ilgili hastalardan gelen sorular yıllardır hiç
değişmedi. Ameliyat nasıl yapılır,
tedavi kalıcı mıdır gibi konular hala
insanları düşündüren sorular arasında
Lazer operasyonu Miyop-hipermetrop-astigmat gibi kırma
kusurları olan birçok hastaya uzun yıllardır
büyük rahatlıklar getiriyor. 1990lı
yıllardan beri alınan başarılı sonuçlar
ile Avrupanın lazer cerrahi merkezi haline gelen
Türkiyede, her geçen gün gelişen
lazer teknikleri göz hastalıklarının tedavisinde
yoğun olarak kullanılıyor. Göz kusuru
olan birçok kişi, sosyal hayatların kısıtlayacak
gözlük ve kontakt lens kullanımından kurtulmak
için bu yöntemi tercih ediyor.
Şimdiye kadar 50 binden fazla göze
lazer ameliyatı uygulayan Acıbadem Göz Hastanesi
Medikal Direktörü Doç. Dr. Bozkurt
Şener lazer ameliyatlarının yaygın ve
benimsenmiş bir tedavi olmasına rağmen hala
kafalarda sorular oluşturduğunu vurguluyor.
Lasik, lasek, Femtosecond lazer(keratom denilen
bıçak sistemi kullanılmadan) gibi birçok
çeşidi olan lazer tekniklerinin yıllar içinde
oldukça basit ve kolay operasyonlar gibi gösterilmesine
rağmen son derece ciddi ameliyatlar olduğunu da
belirten Şener,
Bu yaygın tedavi yönteminin
gerektirdikleri, sonuçları ve uygulanma yöntemi
birçok kişi tarafından biliniyor. Ancak
bazı hastalar bu operasyonlardan hala tedirgin oluyor.
Bence de birçok merkez tarafından basit bir teknik
olarak gösterilmesine rağmen lazer bir ameliyattır.
Ve o yüzden hastaların bu tekniği uygulamadan
önce kafalarındaki her türlü sorunun cevaplarını
almaları gerekir. Yıllardır yurt dışında
da lazer ameliyatları yapıyorum ve oradaki hastalar
ameliyata girmeden bütün detayı ile her şeyi
biliyor. Oysa Türkiyede 16 yıldır
bu teknik uygulanmasına rağmen ameliyat olan hastalar
dahi soruların birçoğunun cevabını
bilmiyor. Önemli olan bu operasyona karar vermiş
olan kişilerin bu soruları cevaplarını
da bilerek bize başvurmaları. şeklinde
konuştu. Göze lazer operasyonu ile ilgili en
sık karşılaştıkları soruların
operasyonun süresi, uygulama şekli ve kalıcı
olup olmadığı gibi konular olduğunu belirten
Şener, ileri teknoloji ile ameliyat olunmasına
rağmen yine de tıp bilimi olarak gözün
iyi değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak,
konuyla ilgili merak edilen soruları yanıtladı;
Lazer ameliyatı nasıl yapılır?
Operasyon öncesi lokal veya genel anestezi
verilmez, gözler iğne ile değil damla ile
uyuşturulur. İki göz için operasyon
süre uygulanan yönteme göre 5 ile 10 dakika
arasında değişir. Operasyon boyunca hasta
ağrı, acı duymaz ancak gözüne
dokunulduğunu hisseder. Operasyon sonrası hasta
taburcu edilir. Hastanede yatması gerekmez.
Kimler lazer tedavisi olabilir?
18 yaşından tercihen 21 yaşından
büyük, gözlerinde miyop, hipermetrop
ve astigmat gibi kırma kusuru olan ancak yapılacak
muayene ve tetkikler sonucu doktorun uygun gördüğü
kişiler bu tedaviyi olabilir.
Kimlere lazer uygulanmıyor?
Lazer tekniği uygulanması düşünülen
kişinin korneası inceyse, gözyaşı
aşırı kuruysa, gözün arka tarafında
diyabete ya da başka bir nedene ait kontrol edilemez
bir retina problemi varsa, kontrol edilemeyen bir romatizmal
hastalık, diyabet gibi bir takım hormonal hastalıklar
söz konusuysa ya da hasta hamilelik döneminde ise
lazer tekniği uygulanmaz.
Operasyon sonrası neler yapılabilir?
24 saat sonra işinizin başına
dönebilir, kontrol sonrası herhangi bir komplikasyon
yoksa duş alabilirsiniz. Ertesi gün yapılacak
kontrolden sonra araba kullanabilir, makyaj yapabilirsiniz.
1 hafta sonra yüzebilir ve 3 hafta sonra da dalabilirsiniz.
Lazer de başarı şansı
nedir?
Gözlüğü ve kontakt lensi
atma olarak adlandırılan lazer ameliyatlarında
sınırlar değişiyor. Teorik olarak
sınırlar 1314 dereceye kadar miyoplar.
678 dereceye kadar da hipermetrop ve astigmatlar.
Ama pratikte böyle uygulamıyoruz. 89 derecenin
üzerinde miyoplara, 56 derecenin üzerindeki
hipermetroplara pek lazer tavsiye etmiyorum.
Geri dönüşüm var mı? Birkaç
yıl sonra göz eski numarasına döner mi?
Eski dereceye gelmez ama ilk 3 ayın sonunda 1 yıla
kadar olan süre içinde numaranın yüzde
10'u ile yüzde 30'u geri kazanılabilir tekrar.
Bunun tabi ki sebepleri arasında yüksek numarayı
yapmak, uygun olmayan göze yapmak gibi etkenler var.
Ama çok doğru seçilmiş bir gözde
beklenilenin dışında bir geri geliş çok
nadir rastlanan bir durumdur.
Operasyon ne kadar sürüyor ve ameliyat sonrası
ağrı oluyor mu?
Hastanın odaya girip çıkması
910 dakika kadar sürüyor. Ameliyat sonrası
23 saat süren hafif batma ve sulanma şikâyeti
olabilir. Hasta gözünü 23 saat kapatıp
istirahat ederse bu sürenin sonunda artık rahatsızlık
duymaz.
LAZER GERÇEKLERİ
Kontakt lens kullanıcıları muayeneye
gelmeden önce, yumuşak kontakt lens ise en az
27 gün, sert ve yarı sert kontakt lens
ise en az 2-3 hafta önceden lens kullanmayı
bırakmalıdır.
Lazer tedavisi olmak, gözde ileri yaşlarda ortaya
çıkabilecek herhangi bir hastalığın
örneğin katarakt tedavisine engel teşkil etmez.
Gözde kayma problemi varsa, kontakt lens veya gözlük
takıldıktan sonra tedavi ile kayma da düzelebilir.
Lazer tedavisi göz tembelliğini tedavi etmez.
Kafesten çıkmak
için önce, bedenini özgür bırak!...
19/03/2008
Mazal, İstinye’de açılan bir
yaşam merkezi. Ama, sadece psikolojik danışmanlık
verilen, farklı beden ve dans çalışmaları
yapılan, veya yoga yapmaya gittiğimiz bir merkez
değil. Kendimizi daha iyi hissetmek için buluştuğumuz
bir yaşam merkezi. Her zaman, her ruh halinde gidilebilecek,
aydınlık, sıcak ve özel bir ortam...
Mazal’de sunulan farklı programların tek bir ortak
noktası var, kişinin kendini daha iyi hissetmesi,
yaşam kalitesini artırmaya yönelik düşünme
yöntemini benimsemesi.
Michal Bardavid tarafından kurulan Dans Terapisi merkezinde;
kişilerin ve grupların özel ihtiyaçlarına
yönelik, hamileler, bebekli anneler, çocuklar, sigara
içenler, sporcular ve stres altında çalışanları
da kapsayan çok çeşitli programlar uygulanıyor.
DANS TERAPİSİ: Hemen herkese uygun, keyifli, anlamlı,
geliştirici, rahatlatıcı ve yaratıcılığınızı
öne çıkaran bir programdır. Dans Terapisi'nin
en büyük özelliği beden ve hareketler
aracılığı ile içsel bir keşfe
çıkılmasıdır. Bedeni serbest bırakmak,
kendini serbest bırakmaktır. Bu öylesine bir
özgürlüktür ki, tıpkı kafesten
çıkmak gibidir!
Bu dinamik programda, hareket ve beden birer araç olarak
kullanılırlar. Kişi kendini hem rahatlamış
hem de daha enerjik hisseder. Bu programda, doğru/yanlış
ya da estetik kaygı taşıyan hareketler yoktur.
Kişi içinden geldiği gibi, güdülerini
izleyerek hareket eder. Çalışmaların içeriği,
bireylerin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilir.
Bu programın en önemli etkilerinden biri kişinin
kendini olduğu gibi ifade edip, olduğu gibi kabul
edildiğinde yaşadığı özgürlük
hissidir.
DOĞUMUN DANSI: Amerika’da 25 senedir uygulanan ve “Dancing
thru Pregnancy” olarak tanınan programın, Michal
Bardavid tarafından Türkiye'ye adapte edilmiş
ve Dans Terapisi ile geliştirilmiş versiyonudur.
Sağlıklı ve güvenli bir hamilelik için
önerilir.
Bu program, hamilelik döneminde rahatlama ve doğuma
psikolojik hazırlık amacıyla yapılan bir
grup deneyimidir. En önemli farklılığı
aynı süreçten geçen anne adaylarına,
psikolog eşliğinde duygu ve tecrübelerini birbirleri
ile paylaşma fırsatı sağlamasıdır.
|