Ana Sayfa
Haber Videolari
Is Dunyasi
Reklam Dunyasi
Turkiye Rehberi
Kose Yazilari
TV Rehberi
Dr. Magazin
Ilan Rezervasyon
Iletisim

ISTANBUL ISTANBUL
ANKARA ANKARA
IZMIR IZMIR
ANTALYA ANTALYA
BURSA BURSA
TRABZON TRABZON
ADANA ADANA

 

Bu sayfada yer alan haber videolarını ve ham görüntülerini
DVD kalitesinde ve wathermarksız olarak Agency Europe & Anatolia
Haber Ajansı Görüntülü Haber Servisi'nden satın alabilirsiniz.
Tel: +90 (216) 414 49 98


Gözden Şeker Hastalığı Teşhisi...
hv_091116_001
Montajlı: 8 dk. 19 sn.
Ham Görüntü:18 dk. 07 sn.

 

Kalbini Sev Değerini Bil...
hv_090924_001
Montajlı: 3 dk. 27 sn.
Ham Görüntü: 32 dk. 10 sn.

 

Epilepsi ve Ben Resim Yarışması...
hv_090606_001
Montajlı: 4 dk. 01 sn.
Ham Görüntü: 13 dk. 34 sn.

 

GEÇ SAATTE YEMEK YEMEYİN, SABAH KAHVALTI EDİN...
28 Temmuz 2010


Sıcak havaların etkisiyle, yaz akşamları abur cubur tüketmenin en yoğun olduğu zamanlardır. Geç saatlere kadar yapılan balkon sohbetleri, teras keyfi, güzel bir gün/gece derken hiç bitmeyen ikramlar katılır sohbete. Tatlılar yenir tatlı konuşulur ve sonrasında yenilen tatlılar acı ve kötü bir görüntüye “kilo”ya dönüşür…

Yaz Geldi Ama Kilolar Gitmedi
Kişilerin kiloları ile sorunlarının yaz gelince daha da arttığını belirten Dr. Alp Mamak konu ile ilgili şu açıklamalarda bulundu;”En geç ara öğünü 21:30 gibi ya da en az 2 saat önce olması gerekiyor. Çünkü akşam 19:00 itibarı ile metabolizmamız yavaşlar ve yediklerimizin yağa dönüşümü hızlanır. Geç yatıp geç uyanmak ise metabolizmanın daha da yavaşlamasına neden olarak giderek artan bir vücut ağırlığı ile karşı karşıya kalırız.”
Peki bu durumla nasıl baş edebiliriz? Estetik Koçu Dr. Alp Mamak bu durumla karşı karşıya kalanlara çözüm olarak ‘‘Öncelikle hepinize önerim en geç 00:00 da uyumanız, çünkü metabolizmanın dinlenmesi gereken esas saatler saat 00:00 ila 02:00 arasıdır, daha geç uyumak metabolizmayı yavaşlatıyor. Yine de bazen kontrol dışı olarak davetler, aile toplantıları, aile buluşmalarında geç ve ağır yenen bir akşam yemeğini bir tatlı takip eder.
Bu durumla karşı karşıya kaldığımızda kendinize şunu tekrarlayın ‘Bu akşam yediğim yemekler bir kalıp margarin yemekle aynı ağırlıkta…’ Halbuki akşam yenilen yemekleri sabah tükettiğimizde metabolizma daha hızlı çalıştığı için daha rahat yakıyoruz. Bu nedenle akşam yemeğinden sonra hiçbir şey yememeye dikkat etmelisiniz. Geç saatte acıkırsanız kendinize şu telkini verin. “Saat 22:00’yi geçti şimdi yemek yemeyeceğim. Yarın sabah kahvaltı ederim” Sağlıcakla kalın ve güzel yaşlanın.

STENT VE AMELİYAT İMKANI OLMAYAN HASTALARA AMELİYATSIZ ÇÖZÜM...
10 Mayıs 2010

Dünya genelinde çok sayıda merkezde uygulanan bu yöntemin Türkiye’de de ilk defa başarıyla uygulanmaya başlandığını ifade eden Op. Dr Cafer Abbasoğlu”düşük enerjili damar içi lazer tedavisiyle stent ve ameliyat şansı olmayan kalp-damar hastalarının yeniden eski sağlıklarına kavuşacaklarını” söyledi.

Kalp ve damar hastalarını yakından ilgilendiren bu metod hakkında bilgi veren Okmeydanı Damar Merkezinden kalp ve damar cerrahisi uzmanı Op. Dr. Cafer Abbasoğlu tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kalp ve damar hastalıklarına bağlı risk ve ölümlerin en yüksek düzeyde görüldüğünü ancak Türkiye’de ilk kez uygulanmaya başlanan bu tedavi yöntemi ile bu oranlarda belirgin bir düşüşün meydana geleceğini özellikle vurguladı.

STENT VE AMELİYAT İMKANI OLMAYAN HASTALARA AMELİYATSIZ ÇÖZÜM:
(LASER İRRADİATİON OF THE BLOOD)

Kalp damar hastalıklarında tedaviye medikal tedavi ile başlanır , bu medikal tedaviye rağmen sorunları olan ve anjiyografi tetkiki sonucunda damar darlıkları ve tıkanmaları yasayan hastalara stent veya cerrahi müdahale önerilir. Ancak bazı hastaların kalp damar durumlarına göre stent veya ameliyat olma şansı hiç yoktur. İşte düşük enerjili damar içi lazer tedavisi tam bu noktada devreye girer.

Düşük enerjili laser tedavisi non invazif (ameliyatsız )bir tedavi metodu olarak ,kalp damar hastaları ile şeker hastaları için ağrısız 30-45 dakika süren seanslar şeklinde ameliyat stresine girmeden tamamen poliklinik veya muayenehane şartlarında işinin ehli uzman hekim tarafından uygulanmakta ve hasta aynı gün normal yaşantısına devam edebilmektedir.

Tedavi sonunda doppler ultrasonografi ile bacak damarlarındaki oksijen satürasyonu(degerı) ve akım hızı ölçülerek tedavinin başarısı kontrol edilmektedir.

Düşük enerjili damar içi laser tedavisinde ışınlar hastaların durumuna göre kırmızı ,mavi yeşil olarak 3 türde kullanılmaktadır.

Op.Dr. Cafer Abbasoğlu konu ile ilgili olarak ayrıca şunları söyledi:

“İskemik kalp hastalıklarının tedavisinde; ilaç tedavisi, koroner by-pass ameliyatı ve stent işlemleri uygulanmaktadır. Fakat biz biliyoruz ki kalp ameliyatı, by-pass geçiren hastalar ve stent hastalarında restenoz yani tekrar daralmalar ve tıkanmalar oluşmaktadır. Bu durumdaki hastalar ya tekrar ameliyata alınmalı veya tekrar stent konulmalıdır. Eğer bu hastaların diğer hastalıkları nedeni ile tekrar ameliyat olma veya stent konulma şansları yoksa o zaman düşük enerjili damar içi lazer tedavisi hastaların yaşam standartlarını yükseltmek için uygulanabilecek tek tedavi yöntemidir.

Bu metotta hastalara serum takılır gıbı damar yolu açılacak sekilde çok ince bir katater yardımıyla damar yolundan laser ışınları verilerek bu ışınların kanda emilmesi ile kan hemoglobini üzerinden etki yaparak, kalp damarları çevresinde ince kılcal damar ve yan dallar oluşturulr.Böylece hastaların şikayetleri büyük ölçüde ortadan kalkar.

Tedavi sonrası efor kapasıtesınde (EF) artış gozlenmektedır
Belçika Leuven Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan bir çalışmada koroner arter, stent implantasyonundan sonra damar içi düşük enerjili 5MW enerjide kırmızı lazer uygulanması sonrası yapılan kontrol anjiyografileri ve ekokardiyografisinde EF değerlerinin yükseldiği görülmüştür.

Aynı şekilde kalp krizi sonrası kalpte daha fazla bölgede hasarın mevcudiyetine bağlı ameliyat olamayacak veya koroner arter stentleme şansı olmayan hastalarda, düşük enerjili lazer uygulamasının etkilediği kan yoğunluğu, fibrinojeni ve platelet agregasyonu etkileri araştırılmış ve bu tedavi sonuçlarının stres testi ile talyum ekokardiyografi ve laboratuvar tetkikleri ile kontrollerinde hastaların sol kalp boşluklarının kasılma gücünün belirgin bir şekilde arttığı ispatlanmıştır.
İnfarkt kriz alanının belirgin bir şekilde küçüldüğü, kalbin kasılma gücünün kısa sürede arttığı ve kalp çevresindeki sıvının da kısa sürede azaldığı görülmüştür.
Böylelikle hastaların kalp damar çevresinde yeni damarlanmaların artmasıyla beraber nefes darlığı, çabuk yorulma, göğüste yanma ve baskı şikayetleri belirgin bir şekilde azalmıştır.
Diabetik hastalar için de büyük şans:

Op.Dr. Cafer Abbasoğlu, özellikle diyabetik ayak ve diyabete bağlı bacak ve ayak yarası olan hastalarda, diz altı bacak damarlarının ileri derecede darlıklarında ve tıkanıklıklarında, by-pass ve stent şansı olmayan hastalarda 10 seans red ve green katater ile damar içi düşük enerjili lazer kullanılmasının önerildiğini belirterek, “Düşük enerjili lazer tedavisi diyabet hastalarında başarı oranının %75 olduğunu ve HbA1c kontrollerinde önemli derecede düşüklük saptanarak,diyabetik bacak ülserlerinde çok önemli sonuçlar elde edildiğini belirtti.

Yapılan kontrollerde kan yağları, total kolesterol, HDL, LDL, trigliserid, lipoprotein, hemosistein, total protein, albümin seviyeleri işlemlerden önce ve sonra kontrol edilerek karşılaştırılmaktadır.

Abbasoğlu son olarak , “diyabetik bacaklarda veya kritik bacak iskemisi hastalarındaki teşhislerde fizik muayene, arteryel doppler ultrasonografi ve anjiiyografi sonucu lazer tedavisi etkisinin, diz altındaki bacak atar damarlarında revaskülirizasyon(yeni damarlanmaların artması) ve ince kollateraller sağlayarak bacak doku oksijenizasyonu artmakta ve bacak yarası kısa sürede kapanmaktadır” dedi.

BEL VE BOYUN AMELİYATLARININ BÜYÜK BİR BÖLÜMÜ GEREKSİZ YERE YAPILIYOR…
05 Mayıs 2010

Doktora başvurma sebeplerinin en başında boyun ve bel ağrıları geliyor. Gerek yaşanan günlük stresler gerekse yoğun çalışma temposu ve trafikte araç kullanma bu ağrıların en önemli sebepleri.
Ağrılar hastanın yaşam kalitesini bozacak kadar şiddetli olabiliyor. Birçok kişinin de bildiği gibi öncelikle akla gelen tedavi yöntemi ameliyatlar. Reem Nöroloji Merkezi kurucusu Dr.Mehmet Yavuz, bel ve boyun fıtığı ameliyatlarının önemli bir bölümünün gereksiz yere yapıldığını belirterek, uyguladıkları MLS Lazer yöntemini ve ameliyatsız ulaştıkları başarılı sonuçları anlattı.

Bel ve Boyun fıtıkları kişinin hayatını kâbusa çeviriyor…

“Bel fıtığı, belde hissedilen ve belden ya da kalçadan başlayıp ayaklara kadar yayılan şiddetli ağrılardır. Ağrılar bazen dayanılmaz düzeyde olabilir. Kişinin hareketlerini çok kısıtlayabilir. Öksürme ve hapşırma gibi eylemler ağrılarda artmaya neden olabilir. Özellikle her şeyin mekanikleştiği, kasların artık eskisi kadar kullanılmadığı günümüzde bel ve boyun fıtıkları giderek artış göstermektedir. Modern hayatın yaşam kolaylıkları kaslarımızı olabildiğince az kullanmamıza neden olarak adeta bel ve boyun fıtıklarına davetiye çıkarmaktadır. Omurlar arasında ortasında jelimsi kauçuk kıvamında bir maddenin bulunduğu yuvarlak kıkırdağımsı çekirdekler vardır. Bu kıkırdak çekirdekler herhangi bir nedenle aşındığında ortasında bulunan kauçuk jelatinsi doku kendine yol bularak dışa doğru hareketlenir. Böylece sinir kökleri dışa doğru taşan bu oluşum tarafından sıkıştırılır. Netice de fıtıklaşma oluşur.”

Mls Lazer yöntemi uygulanan bölgede ağrı tamamen ortadan kalkıyor

“Bel fıtığı tedavisinde Lazer yöntemi iki şekilde yapılır;
1- Endoskopik yöntem
2- Perkütan yöntem
Endoskopik yöntem bir cerrahi girişimdir. Sinir basısına neden olan fıstıklanmanın lazerle yakılması esasına dayanır. (lazer diskektomi) Ama bu yöntem de ulaşım alanı dardır ve sadece bir tek sinir kökü basıdan kurtarılabilir. Oysaki perkutan yöntem de vücuda herhangi bir iğne vs sokulmaz. Etki alanı geniştir. Sadece bir sinir kökü değil en az 3–4 sinir köküne birden maruz kalınan baskı ve ödemden kurtarma uygulaması vardır. Birden çok seanslar halinde uygulanır. Sadece bir defa uygulanabilecek bir yöntem olmadığı ve seanslar halinde uygulandığı için tedavide başarı şansı yüksektir. Endoskopik yöntem ise anestezi altında yapılan pahalı bir yöntem olduğu için bir kereden fazla yapılma imkânı pek yoktur. Endoskopik yöntem de sinir yapışıklığı ve endoskopi esnasında çevredeki damarsal yapılara zarar verilebilme ihtimali her zaman söz konusudur. Bizim uyguladığımız perkutan yöntem de ise hem daha geniş bir bölgenin tedavisi yapılabilir hem de acısız, sızısız bir uygulamadır.”

Ülkemizde bel fıtığı ameliyatlarının birçoğu gereksiz yere yapılıyor…

“MLS Lazer tedavisiyle bel ve boyun fıtığı tedavisinin, ameliyatlara da üstünlüğü vardır. Çünkü bel ya da boyun fıtığı ameliyatı olan bir kişinin kendine gelerek tamamen eski normal düzene girebilmesi neredeyse 6 ayı bulmaktadır. Ayrıca ameliyat ve anestezi komplikasyonları mevcuttur. Kişi neticede bedensel bir yara almakta ve özellikle omurlar üzerinde uzunca bir bölgede operasyon izi ya da skatrisi ile hayat boyu yaşamaya mahkûm olmaktadır. Birçok hastada ameliyat bölgesinin hassasiyetinden ötürü tekrarlamalar olmakta, aynı kişi aynı bel fıtığından 3-5 defa ameliyat olabilmektedir. Her bir ameliyat ayrı bir travma olduğundan üst üste ameliyat olanlar giderek normal yaşam aktivitelerini kaybetmekte ve malul duruma gelmektedirler. Hâlbuki günümüzde neredeyse her bel fıtığında akla ilk gelen ameliyat olmaktadır. Buna mukabil ameliyatlar ancak acil durumlarda ya da sfinkter fonksiyon kayıplarında ilk seçenek olmalıdır. Maalesef günümüzde bel fıtığı ameliyatlarının çok büyük bir oranı gereksiz yere yapılmaktadır. MLS Lazer terapisi ile uygulama yapılan bölgede; ağrı, enflamasyon ve ödem ortadan kalkar. Enflamasyon, tüm doku derinliğiyle yok edilerek tablonun düzelmesi ve güçlü analjezik etki ile ağrının ortadan kalkması sağlanır. Derin yapılardaki kas lezyonları, lif zedelenmeleri, kıkırdak dokusu ve bağ dokusu zedelenmeleri MLS Lazer tedavi ile onarılır. Dolayısıyla MLS Lazer terapi, ameliyatsız ve anestezisiz bir yöntem olduğundan bel ve boyun fıtığında çığır açacak bir tedavi unsuru durumuna gelmiştir.”

MLS Lazer Terapinin yan etkisi var mıdır?

“MLS Lazer Terapi yönteminin hiçbir yan etkisi yoktur.”

MLS Lazer Terapi kaç seans gereklidir.?

“Normal perkutan lazer terapilerinde seans sayıları 30–40 a kadar çıkabilirken, MLS Lazer uygulamalarında genelde 10 seans yeterli olabilmektedir.”

MLS Lazer Terapinin, diğer lazer tedavilerine üstünlüğü var mıdır?

“Bizim uyguladığımız MLS Lazer Terapi, multiplift sistem olup, en son teknolojik gelişime sahip modern bir uygulamadır. Dolayısıyla diğerlerinden hem etkinlik açısından hem de tedavi süresinin daha kısa olması bakımından birçok üstünlüğü vardır.”

MLS Lazer Terapinin başarı oranı nedir?

“MLS Lazer Terapinin ameliyat ve anestezi komplikasyonları olmadığı gibi başarı oranı %99 dur.”

MLS Lazer Terapi ile nörolojik kusurlar geri dönebilir mi?

“Hastada bulunan, his kaybı, refleks kaybı, kaslarda incelme (atrofi) ve kuvvet kaybı gibi nörolojik kusurlar da tamamen ya da tama yakın geçmektedir.”

Tedavi esnasında hasta ağrı, sızı, rahatsızlık hissetmekte midir?

“Hasta herhangi bir şekilde ağrı ve rahatsızlık algılamamakta, klinik tabloya göre takriben bir hafta sonra işine gücüne dönebilmektedir.”

MLS Terapi ile ilgili son söz olarak ne söylenebilir?

“Diğer tedavi yöntemleri ve ameliyatla karşılaştırıldığında, özellikle işgücü kaybı dikkate alındığında, lazer lehine kıyaslanmayacak bir maliyet ve konfor farkı göstermektedir.”

DİŞ KAYIPLARINA KESİN ÇÖZÜM: IMPLANT TEDAVİSİ...
16 Mart 2010

Genetik kaynaklı ya da ağız diş sağlığına yeterince önem gösterilmemesi, kullanılan ilaçlar, geçirilen hastalıklar, yanlış diş tedavileri gibi pek çok sebepten ötürü yaşanan diş kayıpları gülüşümüzü, estetiğimizi ve buna bağlı olarak diğer insanlarla kurduğumuz ilişkileri olumsuz etkiler.

“Yaşadığımız diş eksikliklerini gidermenin en doğal ve en iyi yöntemi tartışmasız Implant Tedavisi’dir” diyen Türkiye’nin 20 implant uzmanından biri olan Diş Hekimi Dr. Özkan Çankaya, tedaviyle ilgili bilinmeyenleri ve tedavide gelinen son noktayı bizler için anlattı.

“Diş Implantı”nı kısaca; eksik dişlerin fonksiyon ve estetiğini sağlamak amacıyla çene kemiğine yerleştirilen vida şeklinde titanyumdan yapılmış yapay diş kökleri olarak tanımlayan Dr. Özkan Çankaya: “Bu tanımlama gözünüzü korkutmasın. Çünkü implant acı vermeyen, eksik olan dişinize aynı gün içerisinde kavuşabileceğiniz bir tedavi yöntemidir. Birkaç istisna dışında herkese uygulanabilen implantın yerleştirildiği bölge uyuşturulduğu için hasta hiçbir ağrı ve konforsuzluk hissetmez. Bu bakımdan, diş çekimi işleminden bile daha kolay ve kısa bir randevu ile tamamlanabilen bir tedavidir” dedi.

Dr. Özkan Çankaya titanyumun doku dostu bir malzeme olduğu ve kemik ile hücresel düzeyde özel bir bağ oluşturduğu için tercih edildiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: “Biyolojik dokulara kolayca uyum sağladığı için, vücudun normalde yabancı maddelere karşı geliştirdiği iltihabi veya alerjik reaksiyonlar titanyum için gerçekleşmiyor. Ama kullanılan malzeme titanyum olsa da implanta kesin bir ömür biçebilmek söz konusu değil. Ağızdaki doğal bir dişin nasıl ki belirli bir ömrü yok ve bireyin genetik özellikleri ile ağız-diş bakımı ömrünü belirliyorsa, implant için de aynısı geçerli diyebiliriz.”

NEDEN ACI VERMİYOR?

Hastaların tedavi sonrasını bu kadar rahat geçirmesinin ana sebebini ise “atravmatik” olarak ifade edilen çalışma yöntemi olduğunu vurgulayan Dr. Özkan Çankaya; “Travma, dokularda reaksiyona neden olur, travmaya sebep olabilecek unsurları ortadan kaldırarak dokuların ağrıya sebep olan maddeleri salgılamasını önlüyoruz. Sırrımız bu…” diye açıkladı.

Kilo alımı ruhsal problemlere yol açıyor…
16 Mart 2010

Bahar geliyor ve havalar ısındıkça insanın da içi ısınıyor. Kış boyunca alınan kilolar artık daha fazla göze çarpıyor. Kıyafetlerin çoğu dar geliyor. Birçok kişi zayıflamak adına diyet yapıyor ve spor salonlarına gidiyor. Aslında kilolar sadece bedenen değil ruhen de bizi etkiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, kilo kontrolünün özellikle kadınlarda depresyonu tetikleyen bir unsur olduğunu belirtiyor ve depresyona varabilecek kilo problemleri ile ilgili şunları anlatıyor.

Beslenmedeki yanlış alışkanlıklar, yaşanan iş stresi ve benzer birçok problem ile kilo alımı hızlı olarak gerçekleşebilir. Alınan kilolar ise fiziki ve ruhsal birçok probleme yol açabiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, kilolu olup da “ben kendimle barışığım” diyenlerin çoğunun gerçeği yansıtmadığını ifade ediyor ve ekliyor: "Aslında kilo, başlı başına yoğun bir anksiyete nedenidir.” Kilo almanın depresyona neden olabileceği gibi depresyonda olmanın da kilo almayı beraberinde getirebileceğini belirten Yavuz, kilo almanın muhtemelen artan stres veya duygusal bir aksaklık sonucu ortaya çıkacağını söylüyor.

Kilo almaya başlayan kadın kendini sorgulamalı…
Dr. Yavuz, yemek yemenin birçok kadın için hem rahatlama hem de kızgınlık kaynağı olabileceğini, spor yapmaktan kaçan ve kilo almaya başlayan bir kadının mutlaka kendini sorgulaması gerektiğini söyledi. Durumun kısa bir süre sonra kısır döngüye dönüşeceğini ve kilolu olma gerçeğine daha fazla yemek yiyerek karşılık verip spor yapmaktan kaçınarak kiloların alıp başını gidebileceğini vurguladı. Depresyon sonucu kilo alan bayanların antidepresan konusunda dikkatli olmaları gerektiğini aktaran Dr. Yavuz, “Böyle bir tedavinin sonucu yine kilo almak olabilir, bu antidepresanlardan kaçmak için bir neden değildir fakat fazla kilolarla baş etmek için kullanılacak bir yöntem de değildir” açıklamasını yaptı. Depresyon nedeniyle ilaç kullanan kişilerin kilolarını sık sık takip etmeleri, eğer kontrolsüz bir kilo alma söz konusu ise derhal hekimleri ile görüşmeleri gerektiğini özellikle vurguladı.

TÜRKİYE’NİN TANSİYONU KONTROL ALTINDA...
16 Mart 2010

Boehringer Ingelheim, bugüne dek 70 bin kişinin tansiyonunun ölçüldüğü Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği tarafından yürütülen Türkiye’nin Tansiyonunu Ölçüyoruz projesini 2010 yılında Ana Sponsor olarak desteklemeye devam ediyor.

Türkiye’nin tansiyon haritasının çıkarıldığı Türkiye’nin Tansiyonunu Ölçüyoruz projesi ile bugüne dek 70 bin kişinin tansiyonu ölçüldü. Veriler Türkiye'de her üç erişkinden birisinin hipertansiyonu olduğunu gösterirken, tansiyonunu hayatı boyunca hiç ölçtürmemiş olan vatandaşların oranı yaklaşık yüzde 32 civarında olduğu tespit edildi. Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği, proje ile hipertansiyonun farkındalığını artırmayı amaçlıyor.

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen Türkiye’nin Tansiyonunu Ölçüyoruz projesinin durakları Sivas, Kocaeli, Eskişehir ve İstanbul olacak. Tansiyon tırı 11 Mayıs tarihinde Sivas’tan yola çıkarak 17 Mayıs tarihinde İstanbul’a varacak. Tansiyon tırı ile gidilecek şehirlerde ölçümler yapılacak, bilgilendirme broşürleri dağıtılarak hekim ölçüm yaptıran herkese bilgi hastalık hakkında verilecek.

Julia Roberts Lancôme’un Yeni Marka Elçisi...
02/02/2010

Lancôme, yeni marka elçisi olarak aktris Julia Roberts’ı sunmaktan büyük onur duyar.

Her açıdan sıradışı bir aktris olan Julia Roberts, gerçek bir sinema ikonu. En çok beğenilen, en çok sevilen, aynı zamanda en gizemli olan. Göz kamaştırıcı bir güzelliğe ve eşsiz bir kişiliğe sahip…

Oyunculuk yeteneğini tüm duyguları ustaca yansıtma becerisi ile birleştiren Julia Roberts, dünyanın en başarılı yönetmenleri ile çalıştı ve günümüzün en büyük aktörleri ile başrolde oynadı.

Bu benzersiz yetenek 2001 yılında ödüllendirildi : Steven Soderbergh’in “Erin Brockovich” filmindeki rolü ile En iyi Aktris Oscar’ını kazandı.

Kendini sinemayla sınırlamayan Julia Roberts, Broadway’de de sahne aldı. Ayrıca animasyonlu çocuk filmlerinde de seslendirme yaptı. 2010’da iki büyük yapıt ; yönetmenliğini Gary Marshall’ın yaptığı “Valentine’s Day” ve Ryan Murphy’nin “Eat, Pray, Love” adlı filmleri ile beyazperdede olacak.

Başarılı ve son derece kararlı bir kadın olan Julia Roberts, hiç tereddüt etmeden ününü yardım kuruluşlarına destek olmak için kullanıyor. Hasta çocukların barındığı dünyanın en geniş merkezler ağı olan Hole in the Wall Gang ve Aids ile savaşan RED kampanyası gibi.

Lancôme Uluslararası Başkanı Youcef Nabi şöyle diyor: “Dikkat çekici kişiliği ve kariyeri ile Julia Roberts bugünün kadınının amblemi. Olağanüstü yeteneği, parıltısı ve kendini adadığı işler ve kişiliği Lancôme’un değerleri ile muhteşem şekilde örtüşüyor. Markamızı mümkün olan en görkemli şekilde temsil edeceğine yürekten inanıyoruz.”

RESTOREX’TEN BİR İLK: MİTOTİK ETKİ MUCİZESİ...
27/10/2009

RESTOREX şampuan ve serumların aktif bileşeninde, saç hücrelerinin ve saç dökülmesine engel olan proteinlerin üretimini hızlandıran ‘Mineral-Peptide Complex bulunuyor. Türkiye’de sadece DrMedica tarafından geliştirilen patentli formülüyle Restorex şampuan ve serumları, içeriğinde yer alan Mineral-Peptide Complex sayesinde, saç hücrelerinin zamanından önce yaşlanmasını önlüyor, aynı saç hücresinin daha uzun süre saç üretimine devam etmesine yardımcı oluyor. Mitotik etki mucizesi, bu etkilerin yanı sıra patentli bileşeni sayesinde saç folikullerini serbest radikal hasarlara karşı da koruyor.

80 saç telinden fazlasına dikkat!
20-49 yaş aralığındaki erkeklerin %42’si, 50 yaşına kadar da kadınların %43’ünde saç dökülmesi problemi görülüyor. Saç dökülmeleri, psikolojik baskılar nedeniyle, kılcal damarların daralmasına ve bu nedenle yavaşlayan kan dolaşımının saç hücrelerini besleyememesine bağlı olarak gelişiyor. Böylece, saç hücrelerinin aktivitelerini yavaşlatması sonucu saç dökülmeleri görülüyor.

Her gün ortalama 50-80 tel saçın dökülmesi normal sayılırken metropol hayatının yorucu temposu, iş stresi, mevsim değişiklikleri, antidepresan ilaç kullanımı, dengesiz beslenme, aşırı diyetler ve okul telaşı derken, dökülen saç teli miktarının son yıllarda artmaya başladığı gözlemleniyor.

Fransa Dermscan Laboratuarları’nda yapılan klinik testlerle etkisi kanıtlanan Restorex Şampuan ve serumlarının patentli aktif bileşeni Biotinyl GHK sayesinde stres, mevsim değişikliği, antidepresan ilaçlar, hava kirliliği, aşırı diyetler ve dengesiz beslenme sonucu meydana gelen saç dökülmelerine karşı en etkili çözümü sunuyor.

Kaybettiğiniz saçları 6-8 ay içerisinde geri kazanmak mümkün!
Zaman kaybetmeden önlem alınmasını söyleyen Restorex uzmanları, dökülen saçın yerine yeni saçların çıkabileceğini, yeni saçların kalın ve güçlü çıkması için saç üretimini destekleyici bir ürün kullanılması gerektiğini vurguluyorlar. Dolayısıyla, saçlara uygulanacak zamanında ve doğru tedaviyle, kaybedilen saçları 6-8 ay içinde geri kazanmak mümkün olabiliyor.

Restorex, içeriğinde yer alan ve Amino Asidler ile Biotin zincirinden oluşan patentli molekül Biotinyl GHK sayesinde, ilk olarak saçlarda bozulan yaşam döngüsünü kontrol altına alıyor, saç dökülmesini önleyen proteinlerin üretimini destekleyerek, dökülmelere karşı etki gösteriyor.

Restorex’ten Başa Deva Kampanya!
Restorex serumlardan 2 kutu alana, 1 kutu Restorex serum ve şampuan da hediye olarak sunuluyor. Saçlarının çok dökülmediğini düşünen ve sadece şampuanla başlamak isteyenler ise, 2 adet Restorex şampuan alarak, 3. Restorex şampuana ücretsiz sahip olabiliyor.

Epilepsi ve Ben Resim Yarışması...
06/06/2009

Sanofi-aventis ve Türk Epilepsi İle Savaş Derneği’nin işbirliğiyle bu yıl üçüncüsü düzenlenen “Epilepsi ve Ben” resim yarışmasının sonuçları açıklandı. 6 Haziran’da Heybeliada’da yapılan törende, 6-11 yaş kategorisinde Hazal Ceylan’a, 12-16 yaş kategorisinde ise Zekican Sarısoy’a birincilik ödülü verildi.

Sanofi-aventis ve Türk Epilepsi İle Savaş Derneği tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen “Epilepsi ve Ben” konulu resim yarışmasını kazananlar belli oldu. Tüm Türkiye’den 175 eserin katıldığı yarışmanın ödülleri, 6 Haziran Cumartesi günü “Epilepsi Günleri Sempozyumu” kapsamında Heybeliada Merit Halki Palace Oteli’nde yapılan törenle sahiplerini buldu.

Yarışmanın 6-11 yaş kategorisinde, Hazal Ceylan birinci, Eda Özkan ikinci, Merve Deniz Çiçek ve Selin Akkaya üçüncü; 12-16 yaş kategorisinde ise Zekican Sarısoy birinci, Pelin Yavaş ikinci ve Ayşe Kara üçüncü oldular. Her iki kategoride de birinciye 2.000 TL, ikinciye 1.500 TL ve üçüncüye 1.000 TL para ödülü verildi.

Türk Epilepsi İle Savaş Derneği’nden Prof. Dr. Çiğdem Özkara, yarışmanın amacını şu şekilde açıklıyor: “Türkiye genelinde epilepsi hastalığı bulunan 6-16 yaş arasındaki çocuklara hitap eden bu yarışmanın amacı, epilepsi konusunda farkındalığı artırmak, epilepsisi olan çocukların kendilerini ifade etmesini sağlamak ve epilepsiden etkilenen bireyleri ve aileleri yakınlaştırmaktır.”

Yarışmacıların suluboya, yağlıboya, yağlı ve kuru pastel ya da karışık türlerde katıldıkları yarışmanın jürisi ise alanında uzman isimlerden oluşturuldu. Eserler, ressam Neş’e Erdok, ressam Evin İyem, çocuk psikiyatrisi uzmanı Prof. Dr. Emine Zinnur Kılıç, Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden Doç. Dr. Hande Sert, Türk Epilepsi İle Savaş Derneği’nden Prof. Dr. Barış Baklan, Prof. Dr. Çiğdem Özkara, Prof. Dr. Ayşın Dervent, Prof. Dr. İbrahim Bora ve Prof. Dr. M. Barış Korkmaz’ın yer aldıkları jüri tarafından değerlendirildi.

Yarışmada dereceye giren ve jüri tarafından seçilen 18 eser, 5-6 Haziran tarihlerinde Heybeliada Merit Halki Palace Oteli’nde ve ardından çeşitli hastanelerde sergilenecek. Dereceye giren resimlerden hatıra pulları üretilmesi de planlanıyor.

BIOXCIN’İN KEPEKLİ İLE BABALAR ŞİMDİ DAHA BAKIMLI!...
18/05/2009

Babalar Günü’nde dış görünümüne dikkat eden ve bakımlı görünmek isteyen babalara en güzel hediye yine BIOXCIN’den… Bitkisel içeriğiyle saç dökülmelerine doğal ve etkili çözüm sağlayan BIOXCIN’in bu etkisinin yanı sıra artık kepek probleminin de önüne geçen “yeni formu”, bakımlı babalara alınabilecek en iyi hediyelerden biri. Babalar Günü’nde babanıza veya eşinize ne alacağınıza henüz karar veremediyseniz BIOXCIN’in yeni “Kepekli Saçlar için” formu tam size göre…

Babalar Günü’nde babanıza veya eşinize daha bakımlı görünmesini, parlak ve daha güçlü saçlara sahip olmasını sağlayan bir hediye almak ister misiniz? Bunun için tek yapmanız gereken bir eczaneye uğrayarak BIOXCIN’in yeni “Kepekli Saçlar için” şampuan formunu satın almak.

Erkeklerin korkulu rüyası olan saç dökülmelerine karşı etkili çözümüyle bilinen BIOXCIN, içeriğine yeni eklenen bitkisel ve doğal karışımlarla şimdi de kepek sorununa “dur” diyor. B’IOTA Laboratuvarları tarafından geliştirilen BIOXCIN “KEPEKLİ SAÇLAR İÇİN” ŞAMPUAN, çinko ve kükürt barındıran formülüyle kepeği azaltırken, yeni kepek oluşumunu da önlüyor. Diğer BIOXCIN ŞAMPUAN çeşitlerinde bulunmayan “antifungal” içeriği, kepeğe sebep olan mantara karşı etki ederken; antiproliferatif özelliği aşırı hücre oluşumunu engelliyor. Böylece derideki fazla yağlanmanın önüne geçiliyor. Kükürt de ölü hücrelerin yok olmasına yardımcı oluyor.

Etkinliği ve güvenilirliği, çeşitli üniversiteler ve saygınlığı dünyaca bilinen araştırma merkezi Dermatest’in gönüllü katılımcılar üzerinde 8 ay boyunca yaptığı klinik testlerle kanıtlanmış BIOXCIN “KEPEKLİ SAÇLAR İÇİN” ŞAMPUAN’ın gözle görülen kepeği önlediği ve aletli analiz yöntemiyle yapılan klinik testlerde katılımcıların, yüzde 64’ünde kepeği tamamen yok ettiği, BIOXCIN SERUM ile birlikte kullanılması halinde ise katılımcıların, yüzde 90’ında saç dökülmesini engellediği, yüzde 80’inde saç miktarında artış sağladığı gözlendi. Kepeği önleme, saç dökülmesinin önüne geçme ve saç oluşumunu artırma özellikleri ile saçlı deri üzerinde üç farklı etkisi olan BIOXCIN “KEPEKLİ SAÇLAR İÇİN” ŞAMPUAN Babalar Günü’nde en çok dikkat çeken hediye alternatiflerinden biri…

BIOXCIN Ürün Bilgisi

BIOXCIN ŞAMPUAN (Kepekli Saçlar için) 27 TL.
BIOXCIN ŞAMPUAN (Kuru/Normal Saçlar için) 25 TL.
BIOXCIN ŞAMPUAN (Yağlı Saçlar için) 25 TL.
BIOXCIN SERUM 90 TL.

Suriyeli doktorlardan Ortopedia’ya ziyaret...
14/05/2009

Halep Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yapan 8 öğretim üyesi Türkiye’ye gelerek Özel Ortopedia Hastanesi’ni ziyaret etti. Ziyaret Halep Üniversitesi ile Ortopedia arasında düzenlenecek işbirliğine önayak oldu.

Özel hastanecilik alanında ilklere imza atarak kısa bir sürede uluslararası bilinirliğe ulaşan ve dünyanın farklı yerlerinden hasta kabul eden Özel Ortopedia Hastanesi, hastaların yanı sıra dünyanın çeşitli ülkelerinden akademisyen ve sağlık görevlilerini de Adana’da buluşturmaya devam ediyor. Halep Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yapan 8 öğretim üyesi uzman hekim, Adana’ya gelerek Özel Ortopedia Hastanesi’ni ziyaret etti. Hastane Genel Müdürü Dr. Tansel Turan eşliğinde ameliyathaneleri, laboratuarları ve hastanenin diğer bölümlerini gezen grup, gezi sırasında hastanenin kurucu ortaklarından Prof. Dr. Emre Toğrul’un yaptığı bir kalça ameliyatını da konferans salonunda kurulan multivizyon ile canlı olarak izleme ve bilgi alma fırsatı buldu.
Halep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi Kürsü Başkanı Prof. Dr. Bakri Dabalouni, Ortapedia Hastanesi’nde kullanılan ileri teknoloji tetkik, tedavi yöntemlerinden ve hastanenin farklı mimarı yapısından çok etkilendiklerini belirterek, “Özel Ortopedia Hastanesi, ortopedi alanında hizmet veren uluslararası kalitede bir hastane. Hastane yetkilileriyle görüşmelerimiz devam edecek. Önümüzdeki süreçlerde bilgi alışverişinde bulunarak Halep’ten buraya hasta yönlendireceğiz” diye konuştu.
Özel Ortopedia Hastanesi Genel Müdürü Dr. M. Tansel Turan’da,
“Dünyanın farklı ülkelerinden uzman doktorların hastanemizi ziyaret etmesi ve hastanemizi çok beğenmesi bizleri mutlu ediyor. Bu ziyaret Halep Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Özel Ortopedia Hastanesi arasında yapılacak işbirliğinin ön ayağı oldu. Bundan sonraki süreçlerde bilgi alışverişimiz devam edecek. Önümüzdeki dönemlerde Halep’ten hasta kabul etmeye başlayacağız. Ayrıca asistanlık eğitimlerimiz de olacak” şeklinde konuştu.

BİODER ÜRÜNLERİ BIOXET ADI ALTINDA ŞİMDİ DE İSPANYA’DA…
30/04/2009

Dermokozmetik alanında bir dünya markası olma yolunda ilerleyen BİODER, Avrupa pazarında yakaladığı başarıyı İspanya’da da devam ettirmeyi hedefliyor. BIOXET adıyla yurtdışında 28 ülkede satışa sunulan ve çok kısa bir süre önce Ukrayna pazarına giren BİODER ürünleri, şimdi de İspanya’da, tüketiciyle buluşuyor.

28 Nisan 2009, İspanya-Madrid/ Lider dermokozmetik firması B’IOTA Laboratuvarları tarafından üretilen ve Türkiye’nin ilk bitkisel tüy azaltıcı kremi olarak 3 milyon Dolarlık bir Ar-Ge yatırımı sonucunda geliştirilen BİODER, şimdi de İspanya açılımı ile Avrupa pazarında yakaladığı başarıyı geliştirmeyi hedefliyor. İlk olarak BIOXET adıyla 2006 yılında İran, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan, Suriye, Bahreyn, Umman, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Ortadoğu pazarına giren BİODER, yakaladığı başarıyı Hollanda, Belçika, Portekiz, Lüksemburg, İrlanda ve Makedonya gibi Avrupa ülkelerinde de sürdürdü. 2009 yılı Nisan ayı itibari ile Ukraynalı tüketicilerle buluşarak Doğu Avrupa pazarına da giren BIOXET, şimdi de İspanya açılımı ile Avrupa’da yükselen başarısını artırmayı hedefliyor. 2007 yılında tüm G7 ülkelerini geride bırakarak yüzde 3,8 büyüme gösteren bir ekonomiye sahip olan İspanya’da BIOXET ürünleri ülke genelinde tüm eczanelerde satışa sunulacak. B’IOTA Laboratuvarları’nın ülkedeki ilk yıl satış hedefi 2 milyon Avro. BIOXET, Dünya Bankası verilerine göre dünyanın en büyük sekizinci ekonomisine sahip ve 40 milyon nüfuslu İspanya’da, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi tüy azaltıcı ürünler alanında yeni bir kategori yaratıyor.

BIOXET’i İspanyalı tüketicilere tanıtmak amacıyla Madrid Urban Hotel’de yapılan toplantıda konuşan B’IOTA Laboratuvarları Genel Müdürü Cihat Dündar, Anadolu topraklarında yetişen bitkilerden ürettikleri BİODER ile tüy sorununa kalıcı, pratik, acısız, ekonomik ve aynı zamanda sağlıklı bir çözüm getirdiklerini belirtti. İspanya ile birlikte dünya genelindeki toplam 29 ülkeye bir Türk markası ile ulaşmanın gururunu yaşadıklarını kaydeden Dündar, ileriye yönelik hedeflerini 5 yıl içinde dünyadaki tüm eczanelere girerek 1 milyar Dolarlık ihracat rakamına ulaşmak şeklinde açıkladı.

Yapılan lansmanda B’IOTA Laboratuvarları Genel Müdürü Cihat Dündar, kadınların en büyük estetik problemlerinin başında istenmeyen tüylerin geldiğini belirterek bu sorundan kurtulabilmek için pek çok yönteme başvurulduğunu, ancak bu yöntemlerin hiçbirinin sorunu kökten çözmediğini belirtti. BİODER’in etkinliğinin yapılan klinik testlerle kanıtlandığına dikkat çeken Dündar sözlerine şöyle devam etti: “Binlerce bitki üzerinde yapılan araştırma neticesinde B’IOTA Laboratuvarları bayanların en büyük güzellik sorunu olan istenmeyen tüylere yönelik ciddi bir buluş yaptı. Belki de bu son yılların epilasyon ve depilasyon alanındaki en önemli buluşuydu. Tabi buluşu yaptıktan sonra Türkiye’de birçok insan bize inanmadı; böyle bir ürün olamaz dedi. Hatta bize 8-9 aylık ömür biçildi. Ancak BİODER Türkiye’de 6 yıldır satılıyor ve milyonlarca insan BİODER’i kullanarak istenmeyen tüylerden kurtuluyor. Bugün yüz binlerce insan bu ürünü kullanıp, inanılmaz sonuçlar alıyor.”

Yüzde 80’i yabancı markaların elinde bulunan Türkiye dermokozmetik sektöründe yeni bir kategori yaratarak kısa sürede büyük bir pazar payı elde eden BİODER, 2004’te 8 milyon TL olan cirosunu 2007’de 52 milyon TL’ye çıkararak, son 4 yılda yaklaşık yüzde 650 büyüme gösterdi. Yıllık üretiminin yüzde 70’e yakınını dünya pazarına ihraç eden firma, Dudullu Organize Sanayi Bölgesi’nde 35 bin metrekarelik kapalı alana sahip üretim tesislerinin yapımını tamamladığında bin kişiye istihdam sağlayacak.

İspanya basın lansmanına katılarak BİODER (BIOXET)’in etkinliği hakkında bilgi veren Almanya merkezli bağımsız araştırma kurumu Dermatest Enstitüsü Başkanı Dr. Gerrit Schlippe de yaptıkları testlerle BİODER’in etkisini ortaya koyduklarını belirterek, ürün için “Epilasyon gibi pahalı, acı veren ve yan etkileri olan yöntemlere karşı geliştirilen BİODER, evde kimseden yardım almaksızın uygulanabiliyor. Açık renkli ve çok ince tüylerde de etkisini kanıtladığımız BİODER’in aynı zamanda cildin daha derin tabakalarına ilerlemediği için kana karışmadığını ve yan etkisi olmadığını da tespit ettik.” dedi.

BIOXET, büyük bir kozmetik pazarına sahip İspanya’da yer almanın haklı gururunu yaşıyor…

BIOXET’in İspanya pazarındaki distribütörlüğünü, ülkenin önde gelen ilaç, kozmetik ve ortopedik malzeme ürünleri dağıtım firması INTERSAN yapacak. Ülkenin en önemli distribütörlerinden olan INTERSAN, özellikle teknolojiyi etkin kullanmasıyla tanınıyor. INTERSAN, BIOXET’i ülke genelindeki tüm dermokozmetik eczanelerinde satışa sunacak.

İspanyol güzellik endüstrisi, (parfümeri, kozmetik ve kişisel hijyen ürünleri) global pazarda sürekli büyüme ve başarı elde ederek altın yıllarını yaşıyor. İspanya, 2007 yılındaki tahmini 4 milyar 920 milyon Avro’luk üretim ile Avrupa ülkeleri arasında beşinci sırada yer alıyor ve bu rakam, 2006 yılındaki 4 milyar 652 milyon Avro seviyesindeki ciroya göre yüzde 6’lık bir büyümeyi ifade ediyor.

İspanya pazarı, ürün kategorisine göre analiz edildiğinde, 2007 yılında, 1 milyar 318 milyon Avro’dan fazla bir ciro elde eden ve sektörün yüzde 26,8’ini temsil eden cilt bakımı ürünleri kategorisinin ilk sırada yer aldığı görülüyor. Bu segmenti sektörün yüzde 22,8’ini temsil eden ve 2007 yılında yaklaşık 1 milyar 124 milyon Avro ciroya ulaşan parfümeri ve koku segmenti izliyor. Ağırlık itibarı ile sektörde yüzde 22,2 oranında bir paya sahip olan ve 2007 yılında 1 milyar 93 milyon Avro ciro gerçekleştiren saç bakımı ürünleri üçüncü sırada yer alıyor. Son sırada ise sektör toplam cirosunun yüzde 8,3’üne sahip olan ve 406 milyon Avro’luk ciro yaratan saç boyası segmenti yer alıyor.

BİODER HAKKINDA

İstenmeyen tüylere kalıcı çözüm sunan bitkisel içerikli “tüy azaltıcı” BİODER’in kremi ve serumu, tüylerin kalıcı olarak azalmasını, incelmesini ve geç çıkmasını sağlıyor. Yapılan testler sonucunda BİODER kremin 3 aylık kullanımından sonra tüylerde yüzde 46 oranında azalma, yüzde 43 oranında gecikme ve yüzde 30 oranında incelme sağladığı biliniyor. BİODER’in ayda sadece 3 kez kullanılan serum formu ise tüylerde yüzde 56 oranında azalma, yüzde 65 oranında gecikme ve yüzde 37 oranında incelme sağlıyor. BİODER krem ve serumun etkisi, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi ve Almanya’nın önde gelen Medikal Araştırma Kurumu Dermatest’te yapılan klinik testlerle de kanıtlı.

Palmolive Anneler Günü’nü Bakım Yaparak Kutluyor…
30/04/2009

Palmolive Pure Cashmere’in Anneler Günü’ne özel hazırladığı “Annemi Seviyorum” hediye setinde bulunan duş jelleri, yüzde 100 doğal kaşmir özleri ve nemlendirici krem ile zenginleştirilmiş ipeksi formülüyle en kuru ciltleri bile nemlendirmeye yardımcı oluyor.

Kadınlara özel ürünleri ile kişisel bakımın tercih edilen markası Palmolive, Anneler Günü için özel olarak hazırladığı Pure Cashmere Duş Jeli “Annemi Seviyorum” hediye seti ile anneniz için özel bir hediye alternatifi sunuyor. Palmolive Pure Cashmere Duş Jeli, 5 gün içinde daha yumuşak ve pürüzsüz bir cilt sağlarken, kadın olmanın keyfini çıkarmak isteyen annelere de özel çözümler öneriyor. Nemlendirici Bakım, Hassas Bakım ve Besleyici Bakım çeşitleri ile farklı cilt tiplerine farklı bakım alternatifleri sunuyor.

Palmolive Pure Cashmere Nemlendirici Bakım, ipeksi formülü ile cildinizi yumuşacık ve pürüzsüz hissetmenize; Palmolive Pure Cashmere Hassas Bakım ise yüzde 100 kaşmir özü ve nemlendirici krem ile cildinizi nemlendirmeye ve doğal dengesini korumaya yardımcı oluyor. Pure Cashmere Duş Jeli serisinin yeni çeşidi Besleyici Bakım ise içerdiği E Vitamini ve yağlar ile cildinizi beslerken, 24 saate kadar etkili nemlendirici içerik ile cildinizin en kuru bölgelerini nemlendiriyor ve yumuşatıyor.

Pure Cashmere Hediye Seti fiyat: 5,30 TL.

PROTEX İLE BAKTERİLERE “GÜLE GÜLE” DEYİN!...
12/03/2009

Sıradan sabunlara göre bakterilere karşı 10 kat daha fazla koruma sağlayan Protex antibakteriyel sabun, Mart ve Nisan aylarında tüm Türkiye’de düzenleyeceği “Protex ile Bakterilere Güle Güle Deyin” kampanyasında, el yıkamanın ve hijyenin insan sağlığı için önemine dikkat çekmeye devam ediyor.

Düzenli el yıkayarak, günlük hayatımızda çok sık karşılaştığımız grip mikrobu ve bakteriler başta olmak üzere, pek çok hastalıkla mücadele edebileceğimiz bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek. Toplumu, özellikle de çocukları bu konuda bilinçlendirmek için 2005 yılından beri düzenlediği sağlık kampanyalarıyla el yıkamanın önemini anlatan Protex, 2009’da da aynı çalışmaya “Bakterilere Güle Güle Deyin” sloganı ile devam ediyor.

Mart ve Nisan ayları boyunca tüm Türkiye’de düzenlenecek olan sağlık kampanyası çerçevesinde Protex, hastane, halk pazarları ve vapur iskeleleri gibi bakterilerin yoğun olduğu alanlarda bulunacak mobil el yıkama ünitelerinde, halkı el yıkamanın önemi konusunda bilinçlendirmeye devam edecek. Başta grip olmak üzere birçok hastalığın en yaygın bulaşma şeklinin eller yoluyla ağza giden bakteriler olduğu, bu yüzden hastalıklardan korunmak için sık sık el yıkamanın önemi halka anlatılacak. Sağlığına önem veren ve bakterilere karşı korunmak isteyen herkese ulaşmayı hedefleyen Protex, kampanya süresince tüm kitle iletişim araçlarını kullanarak, doğru el yıkama yöntemleri üzerine eğitim verecek.

Siz de bakterilere ve özellikle kış aylarında etkisini gösteren gribe karşı ellerinizi sık sık Protex ile yıkayın ve bakterilere “güle güle” deyin!

 

JANSSEN CILAG, 120 YILDIR YAŞATTIĞI DEĞERLERLE 10 YILDIR TÜRKİYE’DE

Sağlık hizmetleri alanında dünyanın en büyük kuruluşlarından Johnson&Johnson Grubu’nun bir bölümü olan Janssen Cilag, bu yıl Türkiye’deki 10. yılını kutluyor.

3 Mart 2009, İstanbul - Sağlık hizmetleri alanında dünyanın en büyük kuruluşlarından olan ve 120 yıllık bir geçmişe sahip Johnson&Johnson’ın ilaç şirketi Janssen Cilag, Türkiye’deki 10. faaliyet yılını kutluyor. Özellikle merkezi sinir sistemi alanında lider tedavileri bulunan Janssen Cilag, bugün Türkiye’de çeşitli terapötik alanlardaki 9 ürününü hastalara en hızlı ve kolay şekilde ulaştırma önceliği ile çalışıyor.

Janssen Cilag Türkiye Genel Müdürü Ayşe Çetinel, 10. yıl vesilesiyle yaptığı açıklamada, “10 yıldır Türkiye’de faaliyet göstermekten ve yatırımlarımıza aralıksız devam etmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Global anlamda 2007 yılında Ar-Ge çalışmaları için 7.2 milyar dolar yatırım gerçekleştirdik. Bu yatırımın 1 milyon doları ise Türkiye’de gerçekleşti. Ayrıca, önümüzdeki 5 yıl içinde yaklaşık 20 yenilikçi tedavi alternatifini daha tıp dünyasının hizmetine sunmaya hazırlanıyoruz” dedi.

Dünyada tüm sektörler içinde Ar-Ge’ye yatırım yapan en büyük 10 şirketten biri olan Johnson&Johnson, ilaç alanında gerçekleştirdiği çalışmalarla 2014 yılına kadar özellikle onkoloji, üroloji, ağrı, dermatoloji, enfeksiyon hastalıkları ve iç hastalıklar alanlarında 20 yenilikçi tedavi alternatifini dünyada ve Türkiye’de sağlığın erişimine sunmaya hazırlanıyor.

Janssen-Cilag, İK uygulamaları ve çalışan memnuniyeti anlamında da tüm dünyada en çok beğenilen ve çalışılmak istenen şirketler arasında yer alıyor.


Johnson&Johnson grubuna 1961 yılında katılan Janssen Pharmaceutica, 1994 yılında Cilag şirketiyle birleşerek Janssen-Cilag adını almıştır. Johnson&Johnson bünyesinde faaliyet gösteren Janssen-Cilag, dünyanın önde gelen yenilikçi ve Ar-Ge odaklı sağlık şirketlerinden biridir. Merkezi Belçika’da bulunan Janssen-Cilag, psikiyatri, onkoloji, algoloji, üroloji, enfeksiyon, iç hastalıkları, nöroloji, dermatoloji alanlarında insan sağlığının iyileştirilmesi için Ar-Ge, pazarlama ve satış faaliyetleri gerçekleştirmektedir. Janssen-Cilag, 2009 yılında Türkiye’deki faaliyetlerinin 10. Yılını kutlamaktadır.

DERACINE DERİN KIRIŞLIK SERİSİ...
23/02/2009

Dermatest Araştırma Kliniği, “Deracine Derin Kırışıklık Serisi” ürünleriyle gerçekleştirdiği “ürün etkinlik testinde”, 1 saat içinde yüzde 27’ye varan düzelme kaydetti.

Avrupa’nın en saygın, bağımsız dermatoloji enstitülerinden olan Alman Dermatest Araştırma Kliniği, Deracine kırışıklık ürünleri üzerinde yaptığı yepyeni bir araştırmanın çarpıcı sonucunu açıkladı. Dermatest’te yapılan test sonuçlara göre, Deracine Derin Kırışıklık Serisi ürünleri, 1 saat içinde ciltte yüzde 27’ye varan oranda düzelme sağlıyor…

B’IOTA Laboratuvarları’nın özellikle 45 yaş ve sonrası için geliştirdiği Deracine Derin Kırışıklık Serisi, yüzde 100 bitkisel COMPLEX D19 ekstresi sayesinde cilt tarafından hızlıca emiliyor ve etkisini hemen göstermeye başlıyor. Kırışıklıkların oluşmasına sebep olan çevresel ve kronolojik yaşlanmaya karşı çift yönlü etki gösteren Deracine ürünleri, cildi içerden onarırken, aynı zamanda dışardan gelen etkilere karşı koruyor. Kronolojik yaşlanma ve çevresel faktörlerin etkisi ile 40’lı yaşlarla birlikte göz çevrelerinde kazayağı çizgileri, alında ise kaygı ve kaş çatma çizgileri kalıcı hale gelerek kırışıklıklar daha fazla hissedilmeye başlıyor. Cildin azalan yapı taşlarını yeniden yerine koyan Deracine Derin Kırışıklık Serisi ise çevresel faktörlerin yol açtığı hasarlara karşı ciltte bariyer fonksiyonu da görüyor. Deracine ürünleriyle daha genç görünmek için şimdi sadece 1 saate ihtiyaç duyuluyor!

Derin kırışıklıklara karşı krem, göz kremi, jel ve serumdan oluşan Derin Kırışıklık Serisi ürünleri, Türkiye çapındaki yetkili eczanelerde tüketiciyle buluşuyor. Ürünler ile ilgili ayrıntılı bilgi 0800 261 33 46 numaralı telefondan ve www.deracine.com.tr sitesinden alınabiliyor.


Deracine Derin Kırışıklık Serisi Fiyat Bilgileri

Derin Kırışıklıklara Karşı Krem Gündüz 50 ml. 60,00 TL.
Derin Kırışıklıklara Karşı Krem Jel Gece 30 ml. 67,00 TL.
Derin Kırışıklıklara Karşı Göz Kremi 15 ml. 52,00 TL.

Saç Dökülmesine Tek Çare Medikal Tedavi...
17/12/2008

Pek çok erkeğin kâbusu olan “erkek tip saç dökülmesi” kişilerin psikolojik ve sosyal hayatını da etkileyebiliyor. Saç dökülmesine çare arayan erkeklerin yaptığı en büyük hata ise uzman bir hekime görünmeden bilimsel olarak etkisi kanıtlanmamış bitkisel ilaçları kullanmaları. Erkek tipi saç dökülmesinin genetik bir hastalık olduğunu söyleyen İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Server Serdaroğlu, “Bunu kullan geçer, şu karışım iyi gelir, gibi kulaktan dolma yanlış bilgiler kişileri doğru ve etkin tedaviden uzaklaştırıyor ve tedaviyi geciktiriyor” dedi.

Toplumda “kellik” olarak bilinen “erkek tipi saç dökülmesi” erkeklerin yüzde 70’ini etkileyen genetik bir hastalık. Tıpta ‘Androgenetik alopesi’ olarak adlandırılan bu hastalık, genetik yapı nedeniyle erkeklik hormonlarının saç köklerini etkilemesi sonucu ortaya çıkıyor. Doktor gözetiminde tedavi edilebilen bir hastalık olan erkek tipi saç dökülmesi ile ilgili yapılan en büyük hata ise; çoğu zaman vakit ve para kaybına neden olan bitkisel ilaç kullanımının tercih edilmesi.

Prof. Dr. Serdaroğlu, erkek tipi saç dökülmesi sorunu yaşayan hastaların ilk olarak kuaförler tarafından fark edilebildiğini ya da hastaların hekim yerine kuaförlerine başvurduğunu söyleyerek, “Kuaförler tarafından önerilen şampuanların işe yaraması için içeriğinde saç kökünü uyaracak bir ilaç olması ve saç köküne kadar emilmesi için saçlı deride en az 4 saat kalması gerekir. Bu pratik olarak mümkün değil. Kuaförlerin bu konuda hastalara yardımcı olmaları ve erken dönemde dermatologlara yönlendirmeleri gerekiyor” diye konuştu. Bitkisel ilaçların ise dermatologlar tarafından tercih edilmediğini söyleyen Prof. Dr. Serdaroğlu, “Etkin bir tedavi için uzman hekimler olarak onaylı, bilimsel etkisi ve sonuçları kanıtlanmış ilaçları kullanırız, bitkisel ilaçların bu hastalığı iyi geldiği konusunda ise herhangi bir bilimsel kanıt bulanmamakta” şeklinde konuştu.

PSİKOLOJİK SORUNLARA NEDEN OLUYOR
18–25 yaş arası erkeklerde ciddi psikolojik sorunları beraberinde getiren erkek tipi saç dökülmesi bu yaş grubunun duygusal ilişkilerinde aldıkları olumsuz tüm yanıtları, ilgili olsun ya da olmasın kelliğe bağlamalarına neden oluyor. Bu psikolojik etkinin yaş ilerledikçe azaldığını söyleyen Prof. Dr. Serdaroğlu, 25 yaşından sonra erkeklerin, iş yaşantısındaki başarının da etkisiyle kelliği psikolojik sorun olmaktan çıkardıklarını ve kendilerini o şekilde sevmeye başladıklarını belirtti. Prof. Dr. Serdaroğlu, saç dökülmesinin içinde hekimlerin olmadığı saç merkezlerinde bazı geleneksel yöntemlerle tedavi edilmeye çalışıldığını sözlerine ekleyerek, “Bu işlemlerin tamamının işe yaramadığını söyleyemem. Örneğin çeşitli kimyasallar ile tedavi yapılan yerler var, bu yöntemler belki saçları kalınlaştırabilir. Ama bunlar kontrolsüz işlemlerdir ve ileride ne tür bir yan etki doğuracağı bilinmemektedir” dedi.

TEDAVİ ÖMÜR BOYU SÜRÜYOR

Prof. Dr. Server Serdaroğlu, 2000–2008 yılları arasında İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Saç Hastalıkları Birimi’ne başvuran 350 erkek tipi saç dökülmesi hastasının üzerinde yaptığı araştırma ile erkeklerin hastalık başladıktan ortalama 4 yıl sonra hekime başvurduğunu ortaya koydu. Bu sürenin tedavi için çok büyük kayıplar doğurmadığını belirten Prof. Dr. Serdaroğlu, “Erkeklerin saç dökülmesi konusunda tek çarenin saç ekimi olmadığını bilmeleri gerekir. Hastalık başladıktan 4 yıl sonra bile bize başvuran kişileri medikal tedaviyle iyileştirebiliyor ve hastalığı kontrol altında tutabiliyoruz” diye konuştu. Tedavi sürecinde yaşadıkları en önemli sorunlardan birinin hastaların tedaviyi yarım bırakmaları olduğunu söyleyen Prof. Dr. Serdaroğlu, “İlaçlar hasta tarafından kısa süre kullanılıp, etkisiz olduğu düşünülerek bırakılabiliyor. Sonuç alınabilmesi için uzun bir tedavi sürecine ihtiyaç olduğunu bilmek gerekir, 1 ay ilaç kullanıp mucize beklemek yanlış olur” şeklinde konuştu.
Erkek tipi saç dökülmesi tedavisinin tıpkı şeker hastalığında olduğu gibi ömür boyu süreceğini de dile getiren Prof. Dr. Serdaroğlu, “Hastaların ilacı bırakmalarında haklı nedenler olabiliyor. Mesela bazı ilaçlar saçlı deriye sürüldüğünde kaşıntı yapıyor. Genellikle kellik ilaçlarının devlet tarafından geri ödemesi yapılmıyor ve bu da hastaya ek maliyet getiriyor.” dedi.

Başınıza Gelen En Güzel Kampanya...
16/12/2008

Saç dökülmesine karşı etkili BIOXCIN ürünleri, yılbaşına özel olarak hazırlanan “Başınıza Gelen En Güzel Kampanya” ile sevdiklerine farklı bir hediye sunmak isteyenlere hitap ediyor.

Yeni yılda sevdiklerinize hem farklı hem faydalı bir hediye vermek istiyorsanız seçim yapmanın şimdi tam sırası! Alacağınız hediye ile onu gerçekte ne kadar sevdiğinizi ve düşündüğünüzü gösterebilirsiniz. Saç dökülmesine karşı etkili bitkisel özlü BIOXCIN şampuan ve serumlar, “Başınıza Gelen En Güzel Kampanya” ile sevdiklerine yeni yıl hediyesi almak isteyenlere kaçırılmayacak bir fırsat sunuyor. BIOXCIN, kampanya dahilinde iki kürlük ekonomik serum paketine bir de şampuan hediye ediyor. 48 ampul içeren 2 kutu Bioxcin serum ve 300 ml şampuan bir arada, şimdi 202 YTL yerine sadece 159 YTL.

BIOXCIN yeni yılda da herkese gür ve parlak saçlar vaat ediyor!

Ürün Bilgisi
Bioxcin Serum 6 ml 24 adet ampul 89 YTL.
Bioxcin Şampuan 300ml 24 YTL.

DERACINE’DEN KAMPANYALI YILBAŞI HEDİYESİ...
16/12/2008

Kırışıklık ve selülit giderici ürünleriyle 2008 yılına damgasını vuran yeni dermokozmetik markası DERACINE, Kasım ve Aralık ayları boyunca sürecek indirim kampanyası sayesinde kendinize ve değer verdiklerinize hoş bir yılbaşı hediyesi seçmenizi kolaylaştırıyor.

Yeni yılda kendinizi baştan yaratmaya ne dersiniz? Avrupa’nın en saygın bağımsız dermatoloji enstitülerinden Alman Dermatest Araştırma Kliniği’nin “mucize ürün” olarak nitelediği DERACINE, kadınların bu arzusunu gerçekleştirmek için geliştirildi. 2009’a daha genç bir girmek isteyenlere DERACINE, kırışıklık giderici ürünler sunuyor. Üstelik yılbaşına özel hazırlanan kampanya ile gece kremi alana, gündüz kremi yüzde 50 indirimle…

DERACINE Kırışıklık Serisi, içerdiği yüzde 100 bitkisel COMPLEX D19 ekstresi ile kırışıklıkların oluşmasına sebep olan çevresel ve kronolojik yaşlanmaya karşı çift yönlü etki göstererek cildi içerden onarırken, aynı zamanda dışardan gelen etkilere karşı koruyor. Tamamıyla bitkilerden ve doğal yağlardan oluşan doğal içeriğe sahip DERACINE ürünlerinin etki oranları piyasadaki tüm rakiplerinden daha yüksek.

Tamamıyla bitkilerden oluşan doğal içeriğe sahip DERACINE ürünlerinin 12 hafta süren klinik testleri, Almanya’nın önde gelen Medikal Araştırma Kurumu Dermatest tarafından gerçekleştirildi ve onaylandı. Katılımcıların hepsinde olumlu etki gösteren ürün, kırışıklık derinliğinde yüzde 58’e varan azalma sağlıyor.


DERACINE ürünleri, Türkiye çapındaki yetkili eczanelerin notlarında yerini alırken, ürünler ile ilgili ayrıntılı bilgi, 0800 261 33 46 numaralı telefondan ve www.deracine.com.tr sitesinden alınabiliyor.

Fiyat bilgisi
Deracine Derin Kırışıklık Serisi Kremi (50 ml): 49 YTL
Deracine DerinKırışıklık Serisi Krem Jeli (30 ml): 56 YTL
Deracine Derin Kırışıklık Serisi Göz Kremi (15 ml): 43 YTL

Deracine Erken Kırışıklık Serisi Kremi (50 ml): 43 YTL
Deracine Erken Kırışıklık Serisi Krem Jeli (30 ml): 49 YTL
Deracine Erken Kırışıklık Serisi Göz Kremi (15 ml): 39 YTL

YENİ YILDA İSTENMEYEN TÜYLERİNİZDEN KURTULUN!...
16/12/2008

İstenmeyen tüyler tüm kadınların korkulu rüyası. Kadınların bu sorununa meydan okuyan bitkisel içerikli tüy azaltıcı ve inceltici BİODER, yeni yıl kampanyası ile yüz serumlarında ve vücut kremlerinde bir ürün alana ikincisini yüzde 50 indirimli olarak sunuyor. Yeni yılda kendinize BİODER hediye ederek tüy sorununuzdan kurtulabilir, 2009’un tadını pürüzsüz bir ciltle çıkarabilirsiniz.

Pürüzsüz ve mükemmel bir cilde sahip olmak tüm kadınların hayalidir. Yeni yılda hayallerini gerçekleştirmek ve istenmeyen tüylerinden kurtulmak isteyen herkes, BİODER’in yılbaşına özel kampanyasıyla hayallerine bir adım yaklaşıyor. İstenmeyen tüylere kalıcı çözüm sunan bitkisel tüy azaltıcı ürün BİODER’in Kasım ve Aralık ayları boyunca sürecek yeni yıl kampanyasıyla, yüz serumu ve vücut kreminden herhangi bir ürün alana aynı ürünün ikincisi yüzde 50 indirim fırsatıyla… Yeni yılda kendinize bir iyilik yapın; BİODER’in tüy sorununa bitkisel çözüm sağlayan ürünlerinden alın!

Ürün bilgisi
BİODER Serum Yüz Formu 44 YTL.
BİODER Serum Vücut Formu 69 YTL.
BİODER Vücut Kremi 34 YTL.
BİODER Yüz Kremi 29 YTL.

Kampanya bilgisi
1 Bioder alana 2.’si yüzde 50 indirimli yüz serumu seti 88 YTL. yerine 66 YTL.
1 Bioder alana 2.’si yüzde 50 indirimli/makyaj çantası hediyeli vücut kremi seti 68 YTL yerine 51 YTL.

Janssen-Cilag Türkiye’nin yönetim ekibi...
26/11/2008

Johnson & Johnson grubunun bir parçası olarak 1961 tarihinden bu yana faaliyet gösteren Janssen-Cilag, yüksek kalitede ilaç geliştirme faaliyetleriyle bugün dünyanın önde gelen yenilikçi sağlık şirketlerinden biridir. Merkezi Belçika’da bulunan Janssen-Cilag, kanser, AIDS, psikiyatri, nöroloji, alzheimer, ağrı, mantar enfeksiyonları ve diyabet gibi alanlar için geliştirdiği 80’in üzerinde yeni ilaçla, Kanada, ABD, Çin ve Japonya başta olmak üzere toplam 36 ülkede hizmet vermektedir. Ar -Ge faaliyetleri kapsamındaki yeni teknoloji yatırımları 2006 itibariyle 152 milyon Euro tutarında gerçekleşen Janssen-Cilag 2011’e dek, akut ağrı ve kanser başta olmak üzere farklı alanlarda 70 yeni ilaç daha geliştirmeyi hedeflemektedir.

Janssen-Cilag, 1999 yılından bu yana Türkiye’de insan sağlığı için çalışmaktadır. Janssen-Cilag Türkiye, merkezi sinir sistemi, onkoloji, ağrı, dermatoloji ve gastroentoloji alanlarındaki mevcut ürünleriyle büyümenin yanı sıra, hem bu pazarlara yeni ürünler vermeyi hem de önümüzdeki yıllarda farklı terapötik alanlarda yeni ürünleri tıbbın hizmetine sunmayı planlamaktadır.

Janssen-Cilag Türkiye’nin yönetim ekibi aşağıdaki isimlerden oluşmaktadır;

Ayşe Çetinel / Janssen-Cilag Genel Müdürü
Ayşe Çetinel, 2001 yılından bu yana Janssen-Cilag Türkiye Genel Müdürü olarak görev yapmaktadır. 1998–2001 tarihleri arasında Janssen-Cilag Finans, Yönetim ve Lojistik Müdürü olarak görev yapan Çetinel, 1996–1998 yılları arasında ise Johnson & Johnson Grubu’nda Finans Müdürü olarak çalışmıştır.

Doç. Dr. Fahreddin Tatar / Janssen-Cilag Kurumsal İlişkiler ve Sağlık Politikaları Direktörü
Doç. Dr. Fahreddin Tatar, 2007 yılından beri Janssen-Cilag’da Kurumsal İlişkiler ve Sağlık Politikası Direktörlüğü görevini sürdürmektedir. 1984 yılında Hacettepe Üniversitesi Sağlık İdaresi Yüksekokulu’ndan mezun olan Doç. Dr. Fahreddin Tatar, özellikle sağlık ekonomisi ve politikaları konularında uzun yıllar çeşitli kurum ve kuruluşlarda görev yapmış ve bu konunun ülkemizde gelişmesi konusunda çalışan lider ekiplerin içinde yer almıştır..

Dr. Çiğdem Dönmez / Janssen-Cilag Medikal Direktör
Haziran 2007’den bu yana Janssen Cilag Türkiye’de Medikal Direktör olarak görev yapmakta olan Dr.
Çiğdem Dönmez, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin ardından, 1983 -1987 yılları arasında SSK
Şişli Hastanesi’nde Dahiliye Pratisyen Hekimi olarak çalışmıştır. Dönmez, 1992 yılından sonra çeşitli
şirketlerde üst düzey görevlerde bulunmuştur.

Demet Akman / Janssen-Cilag İnsan Kaynakları Direktörü
2007’de Janssen-Cilag Türkiye ailesine katılan Demet Akman, daha önceki yıllarda çeşitli şirketlerde yöneticilik görevlerinde bulunmuştur.

Migreni baş ağrısı ile karıştırmayın...
12/11/2008

Toplumda sıklıkla görülen migren, lodoslu havalar, az ya da çok uyku, kadınlar için adet dönemleri, yorgunluk, beslenme şekli gibi birçok etken ile tetikleniyor. Çoğunlukla baş ağrısı ile karıştırılan migrenle ilgili hastalara uyarıda bulunan Prof. Dr. Mustafa Ertaş, “Baş ağrısı ile migreni karıştırmayın, migren ağrısı ağrı kesici ile tedavi edilemez aksine migrenli kişilerin sık kullandığı ağrı kesiciler bağımlılık yapar ve migreni kronikleştirir” diyor.

Merck Sharp & Dohme İlaçları’nın düzenlediği “Migrenin Epidemiyolojisi ve Toplumdaki Yükü” başlıklı toplantıda migrenin Türkiye’deki ve dünyadaki durumu tartışıldı. Toplantıya katılan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Nöroloji Kliniği Konsültan Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Ertaş, Türkiye’de her 4 kadından ve her 10 erkekten birinde görülen migrenin az bilindiğini söyleyerek; “Migren çoğunlukla baş ağrısı ile karıştırılıyor. Hastalar, migrenlerinden habersiz olduğu için atak geçirdiklerinde ağrı kesici kullanıyorlar. Ama migren ağrısını ağrı kesici ilaçlar her zaman geçirmez. Migren herhangi bir baş ağrısı değildir, beyinde oluşan iltihaplanmadan kaynaklanır. Bunu da iltihabı önleyen migrene özel geliştirilmiş ilaçlar geçirir.” diye konuştu.

Prof. Dr. Ertaş, migrenin 18–65 yaş arası 100 kişinin 16’sında görüldüğünü söyleyerek “Bilinç düzeyi çok düşük, yıllarca ağrı çekip hiç doktora gitmemiş hastalar var. Doktora gelenlerin oranı yüzde 40’ın altında, reçetesini doktordan alanların sayısı ise yüzde 30. Yani yalnızca 3 migrenliden biri ilacını doktordan alıyor” dedi. Migren konusunda en büyük hatanın ezbere ağrı kesici kullanımı olduğunu belirten Prof. Dr. Ertaş, “Ağrı kesiciler bırakın migreni geçirmeyi, migrenin kronikleşmesine neden oluyor ve bağımlılık yapıyor. Bu yüzden sık ağrı çeken kişilerin migren olup olmadığının teşhis edilmesi gerekir.” dedi


BU SORULARI KENDİNİZE SORUN

Migreni herhangi bir baş ağrısından ayırmak için çok basit yöntemler olduğunu belirten Prof. Dr. Ertaş, “Tekrarlayan baş ağrılarınız varsa ve bu ağrılar bir kere bile olsa sizi doktora götürdüyse kendinize şu soruları sorun; Işık hiç sizi rahatsız etti mi? Hiç mide bulantısı yaşadınız mı? Hiç ağrı nedeniyle işten güçten bir gün geri kaldınız mı? Hasta bu 3 sorunun 2’sine evet diyorsa yüzde 90 gibi büyük bir ihtimalle migrendir” diyor.

BİRÇOK KİŞİ AĞRI KESİCİ İÇTİĞİ İÇİN AĞRI ÇEKİYOR

Nöroloji Derneği Başağrısı çalışma grubunun yaptığı çalışmaya göre, Nöroloji Polikiliniklerine başvuran her 3 hastadan 1'i başağrısı şikayeti ile geliyor. Bunların yarısına da migren tanısı konuyor. Bu hastaların 5'te 3'ü ise sık ve düzenli tedavi gerektiren baş ağrıları çekiyorlar. Türkiye'de ortalama her 100 kişiden 5'inin her gün başının ağrıdığını belirten Prof.Ertaş " Önleyici tedavide olması gereken hastaların oranı yüzde 40 ancak tedavi olanların oranı yalnızca yüzde 9." diyerek migren tedavisine yeterli önemin verilmediğine dikkat çekti. Prof.Dr.Ertaş "Tedavi olmayan hastalar umudu ağrı kesicilerde arıyorlar, ancak ağrı kesiciler hem migreni kronikleştiriyor hem de yarattıkları bağımlılık depresyon, dikkat eksikliği, halsizlik ve yorgunluk gibi sorunları beraberinde getiriyor” şeklinde konuştu.

BESİNLER ÇOK ÖNEMLİ

Migreni tetiklemek konusunda gıdaların çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ertaş, “Migreni en çok tetikleyen gıdalar arasında süt, peynir, balık ürünleri, buğday, mayalı ürünler ve alkol yer alıyor” dedi. Prof. Dr. Ertaş, 4 hastanın 1’inde yalnızca bu duyarlı olunan gıdalar kesildiğinde bile migrende yüzde 50 oranında azalma görüldüğünü de sözlerine ekledi.

YENİ VE DAHA ETKİN TEDAVİLER İÇİN ÇALIŞIYORUZ

MSD İlaçları tarafından düzenlenen “Migrenin Epidemiyolojisi ve Toplumdaki Yükü” toplantısına katılan MSD İlaçları Nörolojik Bilimler-Bilimsel Araştırmalar Global Direktörü Dr.Marcelo Bigal ise migrenin dünyanın heryerinde sıklıkla görülen bir hastalık olduğunu söyleyerek, “ABD’de 35 milyon migrenli var. Migren Dünya Sağlık Örgütü tarafından da kanserden sonra en önemli engelleyici hastalıklar arasında gösteriliyor” dedi. Yaklaşık on yıldır hastalar tarafından kullanılan migren ilacına ek olarak MSD’nin yine yalnızca migren tedavisinde kullanılacak yeni bir ilaç sınıfı üzerinde çalıştığını belirten Dr. Bigal, “Bu ilaç şu anda migren tedavisinde sıklıkla kullanılan triptanlardan daha farklı bir tedavi alternatifi. En önemli farkı ise damarları daraltmaması. Bu özellik kalp hastalığı ya da başka hastalıkları olanlar için önemli bir avantaj. Bu yeni ilacın şu anki sonuçlara göre halihazırda kullanılan pek çok triptana kıyasla güçlü bir etkinliği var. Ayrıca hastalar tafından iyi tolere ediliyor. Bizler bilimsel çalışmalarımızın sonuçlarının iyi olacağını ve bu yeni tedavinin migrenli hastalar için yeni bir umut ışığı olduğunu düşünüyoruz.” diye konuştu.

3 YAŞINDAKİ BEBEKLERDE BİLE GÖRÜLÜYOR

Migrenin başlama yaşının çok değişken olduğunu söyleyen Dr. Bigal, “ 3–4 yaşlarında bile migren hastası olunabilir. Ama özellikle 12 yaş ortalamasında görülme sıklığı artıyor ve yüzde 12’lere ulaşıyor. Bu yaşlarda yetişkinlerde olduğu gibi kadın ve erkek arasında fark görülmüyor. Çünkü genellikle bu yaşlarda kızlar henüz adet görmemiş oluyor” dedi. Kadınlarda migrenin ilk adet ile artış gösterdiğini belirten Dr. Bigal, “Migren hastalarında beyin aşırı hassas olur ve sistemde görülen değişikliklere karşı aşırı tepki verir. Adet döneminde de kadınlarda östrojen hormonu sürekli değişiklik gösterir. Bu iniş çıkışlara beyin fazla tepki verir “ şeklinde konuştu.

AİLELER ÇOK DAHA BÜYÜK BİR SORUN SANIYOR

Özellikle 3–4 yaşındaki çocuklarda migrenin zor fark edildiğini belirten Dr. Bigal, “Migrenli bir çocuk atak geçiriyorsa oyun oynamak istemez, kendini karanlık bir odada kalmak ister, bazen kusar ama uyuyup uyandığında normale döner. Burada yetişkinlerle en önemli fark çocukların daha kısa süreli ataklar geçirmesidir.” dedi. Ebeveynlerden birinde migren varsa belirtileri bir şekilde anlayabildiğini söyleyen Dr. Bigal, “Özellikle kız çocuksa kolaylıkla anlıyorlar. Erkek çocuk olduğunda anne babalar bir sorun olduğunu fark etseler de migren olduğunu düşünmüyor belirtilerin çok daha ciddi sorunlara ilgili olduğunu sanıyorlar.” diye konuştu.

MSD ve Japon Sigara Devi JT Inc Yeni Bir Kemik Erimesi İlacı Geliştirmek İçin Anlaşma İmzaladı...
10/11/2008

25 Eylül 2008 tarihinde MSD (Merck & Co., Inc.) ve Japan Tobacco Inc. (JT) kemik yoğunluğunu ve gücünü azaltan ve kemiklerde kırık riskini arttıran kemik erimesinin tedavisi için araştırılmakta olan JTT-305 kodlu kemik gelişimini uyarıcı ilacı geliştirmek ve pazarlamak için global bir lisans anlaşması imzaladıklarını açıkladılar.

JT Farmasötik Birimi Başkanı Noriaki Okubo “Merck ile yapılan bu anlaşmayla, JT, kemik erimesi olan hastalar için gelecekte muhtemel bir seçenek olarak JTT-305’in geliştirilmesi için önemli bir adım atmıştır” dedi.

JTT-305 ağız yolu ile alınan kalsiyuma duyarlı bir reseptör (CaSR) karşıtıdır ve güncel olarak JT tarafından Japonya’da kemik yoğunluğunu arttırıcı etkisi bakımından Faz II klinik çalışmalarda ve Japonya dışındaki ülkelerde Faz I klinik çalışmalarda incelenmektedir. Mevcut kemik erimesi tedavilerinin çoğu kemik kaybını (veya kemik yıkımını) azaltarak kırık riskini azaltmaktadır. JTT-305 gibi kemik yapıcı ilaçlar yeni kemik gelişimini uyararak ve böylelikle kemik yoğunluğunu artırarak kırık riskini azaltabilmektedir.

Merck Araştırma Laboratuvarları (MRL), Kemik, Solunum, İmmünoloji ve Endokrin Ürünleri başkanı ve kıdemli başkan yardımcısı Alan B. Ezekowitz: "Bu yepyeni bileşiği geliştirmek amacıyla JT ile kurulan işbirliği ile birlikte, Merck’in kas-iskelet sistemiyle ilgili geliştirmeyi planladığı ilaçların listesi tamamlanmıştır. Gelecekte kemik yıkımını önleyen ve yapımını arttıran ilaçların birlikte kullanımının, kemik erimesi olan hastalarda kırık riskini azaltmak için etkin bir şekilde kullanılacaklarına inanıyoruz."

BAYER’DEN TÜRK DOKTORLARINA UYGULAMALI EĞİTİM PROJESİ...
06/11/2008

100 yılı aşkın süredir insan sağlığına hizmet eden “daha iyi bir yaşam için bilim ve insan sağlığı için medikal ilerleme” ilkesini benimseyen Bayer İlaç firması, Avrupa’da doktorların 10 yıldır yararlandıkları özel uzman eğitimlerini Türk doktorlarına sunuyor.

“İnsan maketinde gerçeğe uygun biyolojik dokularla” gerçekleştirilen uygulamalı eğitim programının ilki sindirim sistemlerine yönelik. Mide ve sindirim hastalıklarının hızla arttığına dikkat çeken Gastrointestinal Endoskopi Derneği Başkanı Prof. Dr. Cem Kalaycı, verilecek eğitimler ile endoskopiyle yapılan cerrahi işlemlerin yaygınlaştırılmasının sağlanacağını söyledi.

Endo-Trainer eğitim programı; mide hastalıklarının teşhis ve tedavisinde önemli bir uygulama olan endoskopinin en az riskle gerçekleşmesini ve farklı hastalıkların tedavisinde kullanım yöntemlerini göstermeyi hedefliyor. Eğitim; Türk Gastroenteroloji Derneği ve Gastrointestinal Endoskopi Derneği ile birlikte Türk doktorlarına ücretsiz olarak sunulacak.

Bayer Schering Pharma, ülkemizde bir ilke imza atarak Avrupalı doktorların uzmanlık kazandıkları çok özel Erlangen Endo-Trainer eğitim modelini Türkiye’ye getiriyor ve Türk doktorlarının yararına sunuyor. İnsan maketinde gerçeğe uygun biyolojik dokularla gerçekleştirilen eğitimlerle doktorlar, daha fazla uygulama yaparak uzmanlaşıyor. Eğitimlerin ilki “Endoskopik Cerrahi” uygulamalarını kapsıyor. Mide, kolon ve safra kesesine yönelik eğitimler, Gastrointestinal Endoskopi Derneği ve Türk Gastroenteroloji Derneği ile birlikte düzenleniyor.

100 yılı aşkın süredir insan sağlığı için hizmet veren ve “Daha iyi bir yaşam için bilim ve insan sağlığı için medikal ilerleme” ilkesiyle çalışan Bayer İlaç firması 6 Kasım 2008 Perşembe günü düzenlediği basın toplantısında Türk doktorların yararına sunduğu ve Türkiye’de bir ilk olan “Eğitim Projesi”ni duyurdu.

Gastrointestinal Endoskopi Derneği Başkanı Prof. Dr. Cem Kalaycı yeni projenin uygulama aşamaları ve hekimlere sağlayacağı fayda hakkında bilgi verdi. Kalaycı konuşmasında “Endo-Trainer programı katılımcının bilmediği bir tekniği uygulamasını veya zaten yapmakta olduğu bir tekniği geliştirmesini sağlamaktadır. Eğitimin en önemli noktası seyrederek değil uygulayarak öğrenme fırsatı sunmasıdır. Benzer eğitimlerde bir uzman anlatır, katılımcılar izler ama burada hekimlere bizzat uygulama fırsatı verilmektedir. Özellikle endoskopi eğitimlerinde bunun önemi büyüktür.” dedi. Endo-Trainer programında insana en yakın biyolojik dokularla çalışıldığı için gerçekçi bir eğitim imkanı sunulduğunu belirten Kalaycı, endoskopi tekniklerini geliştirmek isteyen hekimler için programın büyük bir fırsatı olduğunu sözlerine ekledi.

Bayer Schering Pharma Primary Care Bölüm Yöneticisi Dr. Oğuz Mülazımoğlu da hasta sağlığı için medikal ilerlemeye önem verdiklerini, bu çerçevede tüm dünyada doktorların yanında olduklarını ve onların eğitimleri için yurtdışında da bu tür yenilikçi eğitimleri önemsediklerini belirtti. “Bu modeller ilk defa 10 yıl önce Almanya’da kullanılmaya başlandı. Bu süre zarfında ihtiyaclar doğrultusunda geliştirildi ve bugüne kadar Avusturya, Fransa, Hollanda, İsviçre, İngiltere, İtalya, Avusturalya, Portekiz, Kanada, Bulgaristan, Güney Afrika gibi çeşitli ülkelerde gerçekleştirildi. Bugün de Bayer olarak endo-tranier programını Türk doktorlarıyla buluşturmanın gururunu yaşıyoruz. 2009 yılında planlanan en az 10 eğitimle Türkiye’deki tüm gastroenterologlara ulaşmayı hedefliyoruz.” dedi.

Bilimsel eğitime destek vermeye devam edeceklerini ve Türkiye genelinde ihtiyaç duyulan her noktaya eğitimi götüreceklerini belirten Mülazımoğlu programın hedefini “endoskopi yapan ama mevcut endoskopi tekniklerini geliştirmek isteyen hekimlere destek olmak, endoskopiyi Türkiye’de yaygınlaştırmak ve geliştirmek” olarak açıkladı. Farklı uzmanlık alanlarına, farklı nitelikte modeller getirip, Endo Tur şeklinde eğitimi tüm Türkiye’ye yaymayı planladıklarını da sözlerine ekledi.

Türkiye’de ilk kez doktorlar uygulayarak öğrenecek, gerçek dokularla biyosimilasyon yapacak.
Son yıllarda tüm dünyada kullanılan ve gastroenterologlarca “en üst kalite” olarak tanımlanan Endo-Trainer, endoskopi eğitiminde kullanılan farklı bir metot olup Alman Dr. M. Neumann tarafından geliştirilmiştir. Bu biyosimilasyon modelinde gerçeğe uygun biyolojik dokular kullanılmaktadır. Kullanılacak mide ve organlar anatomik sıralamaya uygun şekilde bir insan maketinin içine yerleştirilmekte, endoskop yutturularak, adeta bir endoskopi yapar gibi uygulama yapılmaktadır. Gövde ve baştan oluşan insan maketi yatay olarak tutulmakta, istenildiği gibi döndürülerek istenilen pozisyonda sabitlenebilmektedir. İnsan anatomisine en yakın biyojenik organlar üzerinde yapılan çeşitli similasyonlar aracılığıyla birçok endoskopi tekniği için son derece gerçekçi bir eğitim imkânı sağlanmaktadır.

Erlangen Endo-Trainer sayesinde, en basit endoskopi tekniklerinden en güncel ERCP tekniklerine ve acil kanama simülasyonlarına kadar çok geniş bir yelpazede pratik yapılabiliyor. Tüm eğitimler deneyimli eğitmenler eşliğinde veriliyor. Endo-Trainer eğitimi, endoskopi ile uygulanabilecek yöntemlerden pek çoğunu öğrenme fırsatı sunuyor. (ERCP safra yollarından endoskopla taş çıkarmak ya da kolondan polipleri çıkarmak gibi)

Her model üzerinde en fazla 10 hekim çalışabiliyor. Planlanan eğitimde; basit endoskopi, endoskopik hemostaz, polipektomi, bronkoskopi ve ERCP gibi önemli başlıklar bulunuyor.

İlk eğitim 25. Ulusal Gastroenteroloji Haftasında, Adana’da…
Eğitimlerin ilki 14 Kasım 2008’de, Adana’da yapılacak Gastroenteroloji Kongresi’nde verilecek. Bu eğitime 160 gastroenterolog katılabilecek. Her modelin başına belirli sayıda katılımcı alınabileceğinden bir gün öncesinde (13 Kasım) Bayer standından yapılacak başvuru sırasına göre öncelik verilecek.

Almanya’dan steril biçimde, özel prosedürlerden geçerek ve gerekli izinler alınarak getirilen modeller özel bir toplantı odasında bulunacak ve katılımcı hekimleri bu maketler üzerinde endoskopi tekniklerini uygulama fırsatı bulabilecek. Sabah ve öğleden sonra iki seans halinde gerçekleştirilecek eğitimlerde her modelin başında birer eğitmen bulunacak.

COLGATE’İN AĞIZ SAĞLIĞI HAFTALARI YARIN BAŞLIYOR...
31/10/2008

Colgate’in Türk Periodontoloji Derneği işbirliği ve T.C. Sağlık Bakanlığı desteği ile 3 yıldır yürüttüğü Ağız Sağlığı Haftaları, bu yıl 01–29 Kasım 2008 tarihleri arasında yine tüm Türkiye’ye ulaşacak. “Hedef Mükemmel Ağız Sağlığı” sloganı ile gerçekleşecek olan haftalar kapsamında isteyen herkes, ağız ve diş kontrolü yaptırabilecek.

Colgate ve Türk Periodontoloji Derneği tarafından, T.C. Sağlık Bakanlığı’nın desteği ile düzenlenen “Ağız Sağlığı Haftaları”, bu yıl 01–29 Kasım 2008 tarihleri arasında gerçekleşecek. “Hedef Mükemmel Ağız Sağlığı” sloganı ile yürütülecek Ağız Sağlığı Haftaları projesi süresince toplumun ağız ve diş sağlığı konusunda bilinçlendirilmesi ve koruyucu diş hekimliğinin yaygınlaştırılması amaçlanıyor. Ağız Sağlığı Haftaları boyunca gönüllü diş hekimlerinden randevu alan herkes, dişlerini kontrol ettirecek, ağız ve diş sağlığı hakkında bilgiler edinecek, eski diş fırçasını getirenler yeni bir Colgate diş fırçasına ve diş macunu numunesine sahip olacak.

Yaklaşık 4 bin gönüllü diş hekiminin katılımı ile gerçekleşen Ağız Sağlığı Haftaları kapsamında, 2006 yılında 134 bin 649 kişiye, 2007 yılında ise 145 bin 928 kişiye ağız ve diş kontrolü yapıldı. Türkiye genelindeki belli sağlık ocakları, ana çocuk sağlığı merkezleri ve üniversitelerin de destek verdiği haftalarda bu yıl 4 bin gönüllü serbest diş hekiminin katılımı ile 200 bin kişiye ulaşılması hedefleniyor.

YILDA EN AZ BİR KERE DİŞ HEKİMİNE GİDİLMELİ!

Türkiye nüfusunun sadece yüzde 22’sinin iki yılda bir “en az bir kere” diş hekimine kontrol amacıyla gittiğini belirten Türk Periodontoloji Derneği yetkilileri, yılda en az bir kere diş hekimine muayene amacıyla gidilmesi gerektiği konusunda halkı uyarıyor. Yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de kişi başına yılda sadece 86 gr. diş macunu düşüyor. Bu rakamın Almanya’da 470 gr. olduğu düşünüldüğünde Türkiye’de ağız sağlığı bilincinin oluşturulması konusunda yapılacak çok şey olduğu ortaya çıkıyor.

Ağız sağlığı alanında yürüttüğü sosyal sorumluluk projeleriyle bu konudaki boşluğu doldurmaya çalışan Colgate, Parlak Gülüşler, Parlak Gelecekler Projesi ile çocuklara ağız sağlığı eğitimi verirken, Ağız Sağlığı Haftaları ile de tüm halkı koruyucu diş hekimliği konusunda bilinçlendiriyor.

Bu yıl “Hedef Mükemmel Ağız Sağlığı” sloganı ile yürütülecek Ağız Sağlığı Haftaları hakkında www.agizsagligihaftalari.com adresinden veya 0800 211 63 07 numaralı ücretsiz telefon hattından detaylı bilgi edinilebilir.

Türk Periodontoloji Derneği Hakkında
Temel amaçları arasında Türk toplumunun ağız sağlığının ileri ülkeler düzeyine çıkartılması ve bunun insan genel sağlığının bir parçası olduğunun topluma benimsetilmesi olan Türk Periodontoloji Derneği, 1970 yılında İstanbul’da kuruldu… Periodontoloji kelime anlamı olarak “dişi çevreleyen dokular ve dişetleriyle ilgilenen bilim dalı”nın adı! Colgate-Palmolive’in de destekçisi olan Dernek, 37 yılda 37 bilimsel kongre ve 17 bilimsel sempozyum düzenledi; hemen hepsi uluslar arası olan bu kongrelerde, ülkemizde periodontoloji alanında çalışan tüm genç bilim insanlarına ve tüm akademisyenlere bildirilerini sunma, posterlerini sergileme ve konferans verme gibi konularda zemin hazırladı. Sempozyumlarda bilimsel bir konuyu seçerek, ayrıntılı olarak irdeleyen TPD, periodontoloji eğitimi ile ilgili konular üzerinde de durmayı ihmal etmiyor. Toplumun ağız ve diş sağlığı konusunda bilgilenmesi için çeşitli çalışmalara imza atan Dernek’in merkez örgütü dışında Ankara ve İzmir şubeleri de aktif olarak çalışmalarını sürdürüyor.

Colgate-Palmolive Hakkında
Colgate-Palmolive, 1806 yılında New York’ta kuruldu. 2007’de 201’inci kuruluş yıldönümünü kutlayan şirket, Türkiye’deki faaliyetlerine 1985 yılında başladı. Colgate-Palmolive ürünleri Türkiye’de, “ağız bakım”, “kişisel bakım”, “deterjan” ve “sert yüzey temizleyicileri” kategorilerinde sunuluyor. Şirketin Türkiye’de bilinen bazı markaları ve ürünleri; Colgate, Palmolive şampuan ve duş jelleri, Ajax yüzey temizleyicileri, Hacışakir sabunları, ABC Arap Sabunu ve Lady Speed Stick...

TIPTA YENİLİKÇİLİK KONULARI ULUSLARARASI SEMPOZYUMDA ELE ALINDI...
14/10/2008

Merck Sharp Dohme İlaçları Ltd. Şti (MSD), Doktor & Hastalara Destek Olmak Üzere Başlattığı Yeni Girişiminde 1500 adet Merck El Kitabı (Merck Manual) Bağışladı.

20 ülkedeki kamu sektöründen ve özel sektörden 250 uzman, bugün İstanbul’da düzenlenen uluslararası bir konferansta, halk sağlığının iyileştirilmesi, sağlık sistemlerinin finanse edilmesi ve yeni ilaçlarda yenilikçiliğin teşvik edilmesi konularında çözüm üretmek üzere bir araya geldi.

Esma Sultan Konferans Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan ve moderatörlüğünü eski Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox’un yaptığı uluslararası "İlaçlara Erişim, Yenilikçilik ve Sağlık Ekonomisi" (AIA) konulu sempozyumda ilaç sektörünün değişik konuları ele alındı.

Konferansa ev sahipliği yapan Merck Sharp Dohme İlaçları (MSD), doktorlar için en önemli medikal referans kaynaklarından olan ve yeni Türkçe baskısı yapılan 1500 adet Merck El Kitabı'nı bağışladığını açıkladı. Merck El Kitapları (Merck Manuals), tüm ülkedeki sağlık kurumlarında görev yapan doktorlar ile bu kurumlardan hizmet alan hastalara destek sağlamak üzere T.C. Sağlık Bakanlığı’na verilmektedir.

Yeni Bir Çalışma: "Sağlıkta Potansiyel Lider Olarak Türkiye"

SHI Consulting tarafından hazırlanan yeni bir çalışma, Türkiye’nin sağlık alanında başarılı bir küresel güç haline gelebileceğini ortaya koymaktadır.

Polonya ve Macaristan dahil, gelişmekte olan pazarlara sahip bir dizi ülke arasında karşılaştırma yapan çalışma, Türkiye’nin araştırma, geliştirme, üretim ve hatta yenilikçi ilaç ihracatı alanında önemli bir oyuncu olma vizyonunun gerçekleştirilebilir olduğu, ancak bu vizyonun yetkin stratejiler ve politikalarla desteklenmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.

Çalışma, bürokrasinin azaltılmasına ve sağlık ve farmasötik sektörlerine yatırımın artması bakımından kritik önem taşıyan süreçlerin verimli hale getirilmesine yönelik düzenleyici reformları teşvik etmektedir.

3 Kilit Konu
Konferans, Türkiye’nin ve tüm dünya ülkelerinin karşı karşıya olduğu 3 kilit sorun üzerine odaklanmaktadır:
? Ülkeler, yeni farmasötik ürünlerde yenilikçiliği teşvik etmek için doğru yasal ve düzenleyici politikaların uygulanmasını nasıl sağlayabilir?
? Gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan pazarlara sahip ülkelerde yenilikçi ilaç ve tedavilere erişim nasıl artırılabilir?

? Yenilikçiliğe ve yeni medikal teknolojilere yatırıma zarar vermeden, yenilikçiliği ödüllendirme gereksinimi ile giderek artan bütçe kısıtlamaları arasında nasıl bir denge kurulabilir?

BIOXCIN İLE SAÇLARINIZI STRESE KARŞI KORUYUN!...
07/10/2008

Çalışanların yaşadığı en büyük problemlerden olan stres ve yorgunluk, saç dökülmesinin de başlıca nedenlerinden birisi. Özellikle ofiste bilgisayar karşısında uzun saatler geçiren kişiler, zihinsel yorgunluk ve stres sebebiyle saç dökülmesi sorunuyla karşı karşıya kalabiliyorlar.

Hayatın her alanında sağlığımızı olumsuz etkileyen stres ile deri hastalıkları arasındaki ilişki öteden beri biliniyor. Psikolojik sıkıntılar ya da stres sonucunda dermatolojik bir problem oluşabileceği gibi kendiliğinden oluşmuş saç dökülmesi, kişilerde bireysel ve psikolojik olumsuzluklara yol açabiliyor. Sevilen birinin kaybedilmesi, iş kaybı gibi hızlı, ciddi stres halleri de çarpıcı ve şiddetli saç dökülmelerine neden olabiliyor.

Saç dökülmesi 25 yaşına kadar erkeklerin yüzde 25'ini, 40 yaşına kadar yüzde 40'ını, 50 yaşına kadar ise yüzde 50'sini etkiliyor. Erkek tipi saç dökülmesi kalıtımsal özelliklere ve hormon dengesine bağlı olarak değişiklik gösteriyor ancak bu etkenlere stres ve yorgunluk gibi faktörler de eklenince saç dökülmesi erkekler için önemli bir soruna dönüşüyor. Uzun süre strese maruz kalan kişilerde baskıya bağlı olarak salgılanan “stres hormonları”, bütün vücut gibi saç sağlığını da olumsuz etkiliyor. Özellikle yoğun çalışan kişiler, yorucu çalışma temposuna bağlı stres ortamından ve zihinsel yorgunluktan dolayı saç dökülmesi problemine karşı daha fazla risk altında oluyor.

Uzun süren çalışmalar sonucu elde edilen tamamen doğal içeriği sayesinde Bioxcin, şampuan formuyla saç dökülmesini önlerken, serum formuyla saç gelişimini destekleyerek, saç tellerinde artış sağlıyor. Bioxcin şampuan ve serumu sürekli ve düzenli kullananlar üzerinde klinik testler uygulayan İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi uzmanları, 2 ay süren etkinlik ve güvenilirlik testleri sonucunda katılımcıların yüzde 90’ında saç dökülmesinin engellendiğini; yüzde 80’inde ise saç miktarının arttığını gözlemlediler. Aynı uzmanlara göre Bioxcin şampuan ve serum, zayıflamış saç ve saç köklerini canlandırıp, saça direnç, dolgunluk, parlaklık ve canlılık kazandırıyor; kepeği ise azaltıyor.

• Saç dökülmesine karşı özel olarak üretilen Bioxcin’in etken maddeleri tamamen bitkisel kaynaklı BIOCOMPLEX B11’den oluşuyor. BIOCOMPLEX B11 ayrıca, içeriğinde bulunan çinko, magnezyum, potasyum, demir gibi mineraller ile A, B1, B2, B5 VE B9 vitaminleri sayesinde saçın ihtiyaç duyduğu tüm besinleri sağlıyor. Bioxcin serum ve şampuan, zayıflamış saç ve saç köklerini canlandırıp, saça direnç, dolgunluk, parlaklık kazandırıyor; kepeği ise azaltıyor.

PEMBE MASKE YÖNTEMİYLE SELÜLİTLERE ÇÖZÜM...
06/10/2008

Enes Bio Estetik Center da uygulanan Pembe Maske Yöntemiyle selülit sorunu kısa sürede çözülüyor.
Enes Bio Estetik Center in uzmanlarından Nesrin Sürer in verdiği bilgilere göre bu yöntemde uygulamadan önce kişinin genel formuna bakılıyor.Yağların dağılımına ve selülitin yoğunlaştığı bölgelere bilgisayarlı cihazla masaj yapılıyor. Böylelikle metabolizma hızlandırılarak vücuttaki fazla yağların yakılması sağlanıyor. Ardından özel selülit jel yediriliyor. Sonra hamur halindeki özel pembe maske dökülüyor. İçeriğinde bitki özleri kristal tuz bulunan maskenin ısısı 0 dereceden 42 dereceye kadar yükseliyor oluşan ısı bitki özlerinin cildin altına nüfuz ederek metabolizmayı çalıştırmasını sağlıyor. Metabolizma selülitleri atarken bağ dokuları sıkışıyor. Lenf sistemi harekete geçiyor ve selülitli bölgelere yeterli dolaşım sağlanıyor. Maskenin ısınma ve soğuma işlemi sonunda vücut şeklini alarak maske tulum gibi çıkarılıyor. Pembe Maske sayesinde hanımlar 1.5 ayda 3 beden incelmesini düzgün forma kavuşmasına ve sarkıkların selülitlerin düzelmesini sağlıyor. Her seansın 45 dakika sürdüğünü ve uygulanacak toplam seansların selülitlerin durumuna göre değiştiğini belirten Nesrin Sürer kür e yardımcı olarak sağlıklı beslenme programı öneriyor..

Selülitin hormanel ve kalıtımsal nedenlerin yanında dolaşım bozukluğuna da bağlı olduğunu belirten Sürer şu açıklama da bulunuyor.Yağlı yiyecekler ve asitli içecekler selülite zemin hazırlıyor. Dokularda biriken yağ su ve tuz molekülleri organizma tarafından kullanılmadığında vücudun çeşitli bölgelerine yerleşiyor. Yani cildin destek dokusu zayıfladığında ve hasarlandığında yağlar cildin orta tabakasına doğru hareket ederek selülit oluşuyor. Bu da portakal kabuğu denen görüntüye yol açıyor.
Kadınların genelde yüzde doksanın da selülit görülür.

Gelişme döneminde yüzde onikisi hamilelik döneminde yüzde yirmisi menepoz öncesi yüzde yirmibeşi tüm yaşlarda yüzde kırküç ü şişman veya zayıf kadınlar eşit oranda selülitten etkilenirler.
Dikkat edilecek kurallar ; Mutlaka günde iki litre su içmek , kahve ve kola dan kaçınmak , yağlı , tuzlu yiyecekler ve kızartmalardan uzak durmalı.

Ezel ve Nesrin kardeşler Almanya da İnt. Cosmetic College Baron von Pechmann adlı okuldan 1982 yılında mezun olduktan sonra 1986 yılında yurda dönerek Bağdat cad. Erenköy de ilk merkezlerini açtılar. Halen edindikleri 23 yıllık tecrübeleriyle faaliyetlerine devam ediyorlar.

GÜZELLİK İKSİRİ OLAN MASKE İLE GELEN GENÇLİK
06/10/2008

Enes Bio Estetik Center da uygulanan kişiye özel içerikli “ Pembe Maske” yöntemi yazıın kuruyan , lekelenen ve yıpranan cildinizi yeniden sağlıklı duruma getiriyor.
Beş haftalık kür halinde uygulanan yöntem yüz cildindeki su , vitamin ve kolejen eksikliğini tamamlayıp gerekli fonksiyonlarını yerine getirerek canlanıp tazeleniyor.

Bir çok ünlünün uğrak yeri olan Enes Bio Estetik Center in uzmanlarından Nesrin Sürer “ Pembe Maske “ ile şu bilgileri veriyor ;
“ Bio Molekül “ içerikli pembe maske hamur biçiminde tüm yüz ve boyuna sürülüyor. Maskenin ısısı kendiliğinden 42 dereceye yükselip ‘’ O ‘’ dereceye düşüyor.
Pembe maskenin ısınma ve soğuma işlemi sırasında önceden kişinin cilt tipi ve sorununa yönelik seçilen aktif maddeler ( vitamin - kolajen – Elastin . ) cilde iyice nüfuz ediyor. 30 dakikalık bu uygulamadan sonra cilt hücreleri canlanıyor ve cilt fonksiyonları düzenleniyor. Kişinin yüz kaslarını hareket ettirmesiyle maske kalıp şeklinde çıkartılıyor.

Zararlı güneş ışınları yanı sıra hava kirliliği stres ve hormonlu gıdaların cildin bozulmasına ve yaşlanmasına yol açtığını belirten Nesrin Sürer cildin depolama kapasitesi ve kolejen hidrofili azalması ile cilt yumuşaklığını, esnekliğini yitiriyor diyor ve söyle devam ediyor;
Ayrıca metabolizmanın yavaşlaması da hücrelerin yenilenmesini güçleştiriyor. Bu durumda üst deri kalınlaşıp kuruyor ve zararlı serbest radikallerden olumsuz etkileniyor. Pembe Maske yöntemini iç ve dış etkenlerinin ciltte yol açtığı yaşlanmayı önlediğine de dikkat çeken Nesrin Sürer beş haftalık kürden sonra cildin yenilendiğini yağ ve nem dengesinin düzene girdiğini vurguluyor.

Zuhal Olcay 1990 yılından beri Enes Bio Esetik Center da pembe maske yi yılda iki kez uygulatıyor. Özellikle çalışma temposuna girmeden önce maske kürü yaptırıyor. Cildinin tazeliğini gençliğini pembe maskeyle koruyor.

Yoğun makyaj ve düzensiz beslenmeden dolayı ciltlerinde yağlanma ve sivilce gibi problemlerle karşılaşan genç ciltler, cildi hızlı şekilde dengeye kavuşturduğu için Pembe Maskeyi tercih ediyorlar.
Genç ciltler için özel olarak hazırlanan Pembe Maske içeriğinde A, C vitamin kompleksleri , yoğun nem deposu olan Q10 ağırlıktadır. Bu vitaminler sayesinde yağ salgılaması dengelenir ve sivilce oluşumu azalır.

Orta yaş grubunda olan kişiler, yorgun olan ciltlerine kişinin cilt tipine özel hazırlandığı ve doğal olduğu için pembe maskeyle tazelenerek genç görünümüne kavuşuyorlar. Olgun ciltlere özel olarak hazırlanan Pembe Maske’nin içeriğinde kolejen Q 10 , elastin Hyolünorik Asit etken maddeleri, A,E ve F vitaminleri Çinko – Demir - Selenyum yoğunluktadır. Bu maddeler, kırışıklıkları azaltırken gevşemeleri de toplama özelliğine sahiptir.

Nesrin Sürer Almanya da İnt. Cosmetic College Baron von Pechmann adlı okuldan 1982 yılında mezun olduktan sonra 1986 yılında yurda dönerek ilk merkezini açtı. Halen edindikleri 23 yıllık tecrübeleriyle faaliyetlerine devam ediyorlar.

Stres, sedefi tetikliyor...
23/09/2008

On Klinik Dermatoloji Uzmanı Dr. Türkan Aksöz, sedefin hayat boyu devam eden kronik bir deri hastalığı olduğunu belirterek özellikle psikolojik stres ve sıkıntının sedefi tetiklediğini belirtiyor

Deride kırmızı ve beyaz döküntülerle kendini gösteren ve kişiden hayat boyu ayrılmayan bir hastalık olan sedef, toplumda çok sık rastlanıyor. On Klinik Dermatoloji Uzmanı Dr. Türkan Aksöz, sedefe neden olabilecek faktörleri şöyle anlatıyor:

“ Pek çok kişi için korkutucu bir hastalık sedef hastalığı kronik bir deri hastalığıdır. Deride çeşitli şekillerdeki lezyonlarla kendini belli eder ve hayat boyu devam eder. Sedefin belli bir derecede genetik gelişli olduğu, hayatın herhangi bir anında çeşitli fiziksel ya da psikolojik travmaların bunları tetiklediği düşünülmektedir. Özellikle de bunların en başında da stres geliyor. Stres, sedefin başlamasında, sürmesinde ve alevlenmesinde çok önemli bir etken. Ayrıca çocukluk çağlarında boğaz hastalıkları, üst solunum yolları enfeksiyonları ile nadiren de olsa aşılar, büyük üzüntüler, psikolojik kaynaklı stres ve sıkıntılar bu hastalığın tetiklenmesinde rol oynamaktadır.”

20-40 yaş arasında yaygın


Sedefin toplumda görülme oranının çok fazla olduğunu da vurgulayan Aksöz, 20-40 yaş arası daha çok görüldüğüne dikkat çekiyor.

Tam olarak nedeni bilinmeyen bir hastalık olduğu için sedefin kesinleşmiş bir tedavisinin de olmadığını söyleyen Dr. Türkan Aksöz, tedavi konusunda şu bilgileri veriyor:

“Sedefin de türleri vardır. Klasik sedef daha ziyade dirsekleri, dizleri, kalça bölgesini tutan ya da saçlı derede görülen, el ve ayakları bazen tırnakları tutabilen ve çeşitli büyüklükteki lezyonlarla kendini gösteren bir hastalıktır. Bu damla şeklinde de olabilir, biraz daha büyük de olabilir. Bunlar türüne göre farklı şekilde tedavi edilir. Biz burada kortizonsuz doğal ürünlerle sedef tedavisi gerçekleştiriyoruz. Tedavide Lut Gölü’nden elde edilen hormonsuz, kortizonsuz, doğal ürünler kullanıyoruz. İlaçların uygulanmasından sonra ilk iyileşme belirtileri 3-4 hafta sonra kendini gösteriyor. Tedavide birkaç aydan üç yıla kadar kişinin cildi temiz olur. Tüm dünyadaki 126 On Klinik şubesinde bugüne kadar binlerce kişi bu yöntemle tedavi edildi. Türkiye’de yeni başladık ve bugüne kadar 300’e yakın hasta baktık. Bu hastaların içinde tedaviyi muntazam kullananlarda başarı oranı yüzde 90.”

SEDEFİ OLANLARA ÖNERİLER

Bazı ilaçların veya tedavinin birden kesilmesi hastalığın başlamasında etkili olabilir.
Doğal güneş ışığının sedef üzerine olumlu etkisi vardır. Ancak deride yanık oluşturacak kadar güneşlenmek sedefi alevlendirebilir.
Kış aylarında nem oranının azalması derinin kurumasına ve kaşınmasına yol açar. Kaşımak da sedefi alevlendirebilir.
Deriye fiziksel travma, enfeksiyonlar (farenjit), psikolojik stres ve bazı ilaçlar gibi çevresel faktörler ailesinde sedef hastalığı olmayan kişilerde bile sedefin başlamasını sağlayabilirler.
Sedefe yatkınlığı olan kişilerde psikolojik stres ve sıkıntılar sedefi başlatabilir veya var olan sedefin artışına yol açabilir. O nedenle stresten uzak durmanın faydası olacaktır…
Bilgi için: 0216 545 32 10 www.onklinik.com.tr

BIODER, HOLLANDA’DA DA BAYANLARIN İLK
TERCİHİ OLMAYA ADAY…
09/09/2008

Dermokozmetik alanında bir dünya markası olma yolunda ilerleyen Bioder, Orta Doğu’dan sonra, Haziran 2007’de girdiği Hollanda pazarında da büyük ilgi görüyor.

Yurt dışında Bioxet markasıyla satışa sunulan ve istenmeyen tüyleri cilde zarar vermeden kalıcı olarak azaltıp incelten Bioder, Orta Doğu ve Avrupa pazarında liderliğe oynuyor. Pratik ve kullanışlı olmasının yanı sıra içerdiği bitkisel formülü sayesinde istenmeyen tüylerin kalıcı olarak azalmasını sağlayan Bioder, tüylerde incelme ve gecikme sağlıyor.

Hollanda’nın önde gelen ilaç ve kozmetik dağıtım firması Dio Drogisterij’in sahibi Brigitte Loeffen, Hollanda’da yayımlanan ünlü dermokozmetik dergisi Trade Magazine’ne verdiği röportajda Bioxet’ten övgüyle söz ederken, ürünü “pazara en iyi girişi yapan marka” olarak değerlendiriyor.

İstenmeyen tüylere kalıcı çözüm sunan Türkiye’nin ve dünyanın ilk bitkisel içerikli tüy azaltıcı ürünü olan Bioder krem ve serum, istenmeyen tüylerin kalıcı olarak azalmasını ve incelmesini sağlıyor. Yapılan testler sonucunda Bioder kremin 3 aylık kullanımından sonra tüylerde yüzde 46 oranında azalma, yüzde 43 oranında gecikme ve yüzde 30 oranında incelme sağladığı gözlendiği biliniyor. Bioder’in ayda sadece 3 kez kullanılan serum formu ise tüylerde yüzde 56 oranında azalma, yüzde 65 oranında gecikme ve yüzde 37 oranında incelme sağlıyor.

Türkiye’nin ve dünyanın klinik testlerle onaylı ilk bitkisel tüy azaltıcı ve inceltici kremi olan Bioder, Avrupa’da dahil olmak üzere toplam 23 ülkede satışta sunuluyor. Türkiye’de Bioder, yurt dışında ise Bioxet adıyla satışa sunulan mucizevi tüy azaltıcı krem ve serumun etkisi, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi ve Almanya’nın önde gelen Medikal Araştırma Kurumu Dermatest’te yapılan klinik testlerle kanıtlı.

Ürün bilgisi
Bioder Serum Yüz Formu 44 YTL.
Bioder Serum Vücut Formu 69 YTL.
Bioder Vücut Kremi 34 YTL.
Bioder Yüz Kremi 29 YTL.

DERACINE ERKEN KIRIŞIKLIK SERİSİ İLE YAŞLANMAYI GECİKTİRİN...
08/09/2008

Kadınların korkulu rüyası kırışıklıklar, erken müdahale ile ileri yaşlarda büyük sorun olmaktan çıkıyor. Kırışıklık problemi için alternatif çözümler sunan Deracine’in “Erken Kırışıklık Serisi” kırışıklıkları genç yaşta önlerken, aynı anda cildi de koruyor.

Doğal yaşlanma sürecine giren cilt, çevresel faktörlerin etkisiyle kırışmaya ve elastikiyetini kaybetmeye başlıyor. Kronolojik yaşlanmanın yanı sıra çevresel etkenler, erken kırışıklıklara sebep oluyor. Erken kırışıklıklar, özellikle dudak çevresi, göz kenarı ve alın bölgelerinde oluşan “mimik kırışıklıklar” ve “ince çizgiler”den oluşuyor. “Deracine Erken Kırışıklık Serisi”, ince çizgilere etkin bir çözüm sunarken, aynı zamanda cildi gençleştiriyor.

Avrupa’nın en saygın bağımsız dermatoloji enstitülerinden Almanya Dermatest Araştırma Kliniği tarafından da “mucize ürün” olarak adlandırılan Deracine’in 25-40 yaş arası için önerilen Erken Kırışıklık Serisi, krem, krem- jel ve göz kremi olmak üzere üç üründen oluşuyor. Deracine Erken Kırışıklık Serisi yüzde 100 bitkisel COMPLEX D19 ekstresi ile çevresel ve kronolojik yaşlanmaya karşı çift yönlü etki gösteriyor.

“Deracine Erken Kırışıklık Serisi Kremi” cildi nemlendirirken kolajen sentezini de tetikliyor. Güçlü antioksidanlarla cildi serbest radikallerin olumsuz etkilerine karşı koruyan krem, güneşin zararlı ışınlarının ve diğer çevresel faktörlerin zararlı etkilerini ortadan kaldırarak, kırışıklıkları önlüyor. “Kuru-normal” ve “yağlı” olmak üzere her cilt tipi için ayrı kırışıklık kremi bulunuyor.

Uykuda hücre yenilenmesi hızlandığı için gece kullanımı için hazırlanan “Deracine Erken Kırışıklık Serisi Krem Jel”, cildi gece boyunca yenilerek kolajen sentezinin tetikliyor ve yağlandırmadan nemlendiriyor. Cildi içerden beslerken çevresel etkenlere karşı da bariyer fonksiyonu görüyor.

Hassas göz çevresi için özel hazırlanan “Deracine Erken Kırışıklık Serisi Göz Kremi” ise içerdiği bitkisel özler sayesinde hassas göz çevresini çevresel ve kronolojik yaşlanmaya karşı çift yönlü koruyarak, kırışıkları azaltıyor.

Türkiye’nin en önemli üniversite laboratuvarlarında etkisi kanıtlanan Deracine’in yurtdışı klinik testleri, Almanya’nın önde gelen Medikal Araştırma Kurumu Dermatest tarafından gerçekleştiriliyor ve etkisi onaylanıyor.

Deracine kırışıklık ürünlerini kullananlar üzerinde dört hafta boyunca yapılan klinik testler sonucunda, katılımcıların yüzde 100’ünde etkili olduğu, kırışık derinliğinde yüzde 58 azalma ve cilt yüzeyinde yüzde 21’e varan düzelme kaydedildiği kanıtlanmıştır.

Deracine ürünleri, Türkiye çapındaki yetkili eczanelerde tüketiciyle buluşuyor. Ürünler ile ilgili ayrıntılı bilgi, 0800 261 33 46 numaralı telefondan ve www.deracine.com.tr sitesinden alınabiliyor.

Embil, verimlilik hedeflerini Elsys ile yakalayacak...
14/07/2008


Yeni formülasyonları teknolojik yeniliklerle birleştiren Embil İlaç, üretimden insan kaynaklarına, kalite yönetimine uzanan kritik iş süreçlerini Elsys danışmanlığında kurgulanacak SAP projesi ile daha verimli kılmayı hedefliyor.1930'dan bu yana sürekli bir büyüme grafiği çizen Embil İlaç, uluslararası pazarda artan iddiasını Elsys ile güçlendirecek.

Doğrudan insan yaşamına etki eden bir alanda faaliyet gösterdiği için kalite yönetiminin ayrı bir önem taşıdığı Embil İlaç, tüm üretim süreçlerini Elsys danışmanlığında SAP altyapısına taşıyarak hata payını ortadan kaldıracak. Proje ile tümüyle entegre bir sisteme geçiş yapacak Embil İlaç, stratejik önem taşıyan yeni sisteme üretimin yanı sıra muhasebe, satış, dağıtım ve insan kaynakları modülleri ile adım atıyor.Kardem yöneticileri, özellikle Elsys ile çalışmayı seçme gerekçelerinin başında Elsys'in tekstil sektöründeki engin deneyimini gösterirken; tamamı kendi çatısı altında kadrolu olan 120 SAP danışmanının bulunmasının da önemli bir tercih sebebi olduğunu vurguladı.

Embil İlaç Proje Yöneticisi Onur Atmaca, proje ile bilimsel anlayışın kalite ile bütünleştiği Embil İlaç'ta iş süreçlerinin de bilimsel bir sistematiğe oturtulacağını ifade ederek şunları söyledi: "78 yıllık bilgi birikimi bulunan organizasyonumuzda süreçlerimizi verimlilik odaklı yaklaşım ile yönetip izlerken güncel bilgiyi doğru şekilde saklayıp etkin paylaşımını sağlayabilmeyi amaçlayarak yola çıktık. Ekip olarak projeye inancımız ve motivasyonumuz çok yüksek düzeyde. Takım arkadaşlarımız, SAP ve Elsys kombinasyonu ile planlanan terminde sorunsuz şekilde canlıya geçerek projeyi tamamlayacağımıza yürekten inanarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz"
Projenin Ocak 2009da canlı kullanıma geçmesi hedefleniyor.

BABANIZA VE EŞİNİZE BİOXCİN İLE SAÇLARINI HEDİYE EDİN...
06/06/2008

Saç dökülmesine karşı etkili Bioxcin şampuan ve serum ile Babalar Günü’nde eşinize veya babanıza saçlarını yeniden hediye edin.

BIOCOMPLEX B11 ile saç dökülmesine karşı etkili olan Bioxin şampuan ve serum sayesinde, babanızın ve eşinizin en büyük problemi olan saç dökülmesini engellemek artık mümkün. Türk kozmetik sektörü için bir ilk niteliği taşıyan Bioxcin, erkeklerin korkulu rüyası olan saç dökülmesini önlerken, pH değerinin saç derisine ve cilde uyumu sayesinde alerjik reaksiyonları da önlüyor.

Bioxcin şampuan ve serumu sürekli ve düzenli kullananlar üzerinde klinik testler uygulayan İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi uzmanları, 2 ay süren etkinlik ve güvenilirlik deneyleri sonucunda katılımcıların yüzde 90’ında saç dökülmesinin engellediğini; yüzde 80’inde ise saç miktarının arttığını gözlemlediler. Aynı uzmanlara göre Bioxcin şampuan ve serum, zayıflamış saç ve saç köklerini canlandırıp, saça direnç, dolgunluk, parlaklık ve canlılık kazandırıyor; kepeği ise azaltıyor.

Uzun süren çalışmalar sonucu elde edilen tamamen doğal içeriği sayesinde Bioxcin, şampuan formuyla saç dökülmesini önlerken, serum formuyla saç gelişimini destekleyerek, saç tellerinde ise artış sağlıyor.

DOĞANIN KAZANDIRDIĞI SAĞLIKLI BİR CİLT İÇİN DERACINE...
04/06/2008

B’IOTA Laboratuvarları, Avrupa’nın en önemli bağımsız botanik dermatoloji enstitüsü Dermatest tarafından “mucize ürün” olarak adlandırılan Deracine cilt bakım ürünlerini, Türk tüketicisiyle buluşturdu.

Türkiye’nin lider dermokozmetik laboratuvarı B’IOTA, Bioder ve Bioxcin ile ispatlanan başarısının ardından şimdi de yeni markası Deracine ile cilt sorunlarına mucizevi çözümler getiriyor. Türkiye’nin önemli üniversite laboratuvarlarında da etkisi kanıtlanan Deracine’in yurtdışı klinik testleri, Almanya’nın botanik dermatoloji konusunda en köklü enstitüsü olan Dermatest tarafından gerçekleştirildi ve etkisi onaylandı.

Deracine selülit serisi ile 12 haftada kesin çözüm

Deracine Selülit Kremi içerdiği yüzde 100 bitkisel COMPLEX D17 ekstresi ile var olan selülit görünümünü ortadan kaldırarak dolaşımı düzenliyor, fazla suyu ve ödemi selülitli bölgeden atarak cildin elastikiyetini artırıyor. “Deracine Selülit Kremi” başlangıç aşamasındaki selülitlere karşı etkili olurken Türkiye’de bir ilk olan yoğunlaştırılmış “Deracine Selülit Serumu” da ileri seviyedeki problemlere çözüm sunuyor. 12 hafta boyunca Deracine ile yapılan klinik testlerin sonucunda katılımcıların yüzde 100’ünde cilt sıkılaşması, yüzde 90’ında selülit görünümünde azalma ve yüzde 70’inde bacak çapında incelme gerçekleştiği kanıtlanmış bulunuyor.

Deracine ile kırışıklıklara da son!

B’IOTA Laboratuvarları’nda yapılan klinik araştırmalarda geliştirilen yüzde 100 bitkisel COMPLEX D19 ekstresi, kırışıklık sorununa çözüm sağlıyor. COMPLEX D19, kırışıklıkların oluşmasına sebep olan çevresel ve kronolojik yaşlanmaya karşı çift yönlü etki göstererek cildi içerden onarırken, aynı zamanda dışardan da koruyor. Erken ve derin kırışıklıklar için özel olarak tasarlanan Deracine kırışıklık serisinde; nemlendirici kremlerden sarkma ve gevşemeleri önleyen konsantre serumlara, gece bakım jelinden göz kremine kadar bir çok ürün bulunuyor. Dört hafta boyunca yapılan klinik testler sonucunda yüzdeki kırışıklıklarda yüzde 100 iyileşme, kırışık derinliğinde yüzde 58 azalma ve cilt yüzeyinde yüzde 21’e varan düzelme kaydedildiği biliniyor.

Deracine Anti-aging İçerikli Temizleme Serisi
Türkiye’de ilk defa cilt temizlerken, aynı zamanda kırışıklık karşıtı bakım da yapan temizleme serisi Deracine’de. Temizleme jeli, temizleme sütü ve tonikten oluşan Deracine Cilt Temizleme Serisi, gözenekleri sıkılaştırıp canlandırırken, cildi ölü hücreler ve yağlardan arındırmayı sağlıyor. Gece ve gündüz kullanımına uygun olarak üretilen Deracine temizleme ürünleri sayesinde kırışıklıkları önceden engellemek daha da kolaylaşıyor.

Tamamen doğadan, etkisi kanıtlı…
Tamamıyla bitkilerden oluşan doğal içeriğe sahip DERACINE ürünlerinin Ar-Ge süreci sonrasında 12 hafta süren klinik testleri, Almanya’nın botanik dermatoloji konusunda en köklü enstitüsü Dermatest tarafından gerçekleştiriliyor.

Dermatest Enstitüsü Genel Müdürü Dr. Gerrit Schlippe, Deracine ürünleri için “Gerçekleştirdiğimiz klinik testler ile Deracine’in etkili sonuçlar verdiğini gördük. Özellikle selülit ürünlerinin etkinlik testleri sonucunda katılımcıların yüzde 100’ünde cilt sıkılaşması, yüzde 90’ında selülit görünümünde azalma ve yüzde 70’inde bacak çapında incelme görüldü” diyor.

DERACINE cilt bakım ürünleri, Türkiye çapında eczanelerde tüketicilere sunuluyor. Ürünler ile ilgili ayrıntılı bilgi, 0800 261 33 46 numaralı telefondan ve www.deracine.com.tr sitesinden alınabiliyor.

Deracine Selülit Kremi 200 ml 45 YTL.
Deracine Selülit Serumu 15x10 ml 59 YTL.

Rota Virüsü Aşı Programı...
03/06/2008

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)
Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler bünyesi içinde sağlıkla ilgili konuları yürüten ve koordinasyonunu sağlayan bir kurumdur. Küresel sağlık sorunlarında, sağlık araştırma gündeminin şekillendirilmesinde, kanıtlardan yola çıkarak oluşturulan politikaların duyurulmasında, ülkelere teknik destek sağlanmasında ve sağlık eğilimlerinin gözlemlenmesi ve değerlendirilmesinde liderlik etmekle görevlidir.

Güvenli ve etkili bir rota virüsü aşısının geliştirilmesi Dünya Sağlık Örgütü’nün en büyük önceliklerinden biridir. Bu önceliğin gerçekleştirilmesi için, birçok araştırma aşağıdaki alanlarda finanse edilmekte ve desteklenmektedir:
Afrika, Asya ve Latin Amerika’da rota virüsü gözetim faaliyetleri, Afrika, Asya ve Latin Amerika’da rota virüsü intussusception (bağırsağın bir kısmının diğer bir kısmı içine doğru katlanması ile tıkanmaya sebep olan bir rahatsızlık) çalışmaları ve Afrika, Asya ve Latin Amerika’da rota virüsü aşı denemeleri.

Sabin Aşı Enstitüsü
Sabin Aşı Enstitüsü aşı üretimi ve gelişmekte olan ülkelerde ihmal edilen hastalıkları önlemek ve aşı geliştirmek için biyomedikal araştırmalar yapan ve dünya çapında görülmekte olup göz ardı edilen bulaşıcı tropik hastalıklar için gerekli aşı ve ilaçların ulaşılabilirliğini sağlamak için çalışan kar amacı gütmeyen bir sivil toplum örgütüdür.

Enstitü, 2003 yılında ciddi sağlık sorunlarına yol açan rota virüsünün yol açtığı sıkıntılara dikkat çekmek amacıyla bir “koruma önceliği” başlatmıştır. Bu yapılanmanın amacı, liderler ve politikacılar arasında görüş birliğini sağlayarak, benzer inanışlardaki örgütler arasında bağ kurarak rota virüsüne karşı güvenli ve etkili bir aşı üretmektir.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC)
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC), Amerika Birleşik Devletleri’ndeki toplumsal sağlık faaliyetlerini oluşturmak ve desteklemek amacıyla çalışan federal bir kurumdur. CDC’nin ana hedefi, hastalık, yaralanma ve sakatlıkların engellenmesi veya kontrol edilmesi yoluyla sağlık ve yaşam kalitesinin arttırılmasıdır.

“Rota Virüsü Aşı Programı”nın bir parçası olarak, Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi ile Dünya Sağlık Örgütü rota virüsü enfeksiyonlarının gözetim ve kontrol dönemi için standart hale gelmiş bir protokol geliştirmiştir. Diğer Rotavirüs Aşı Programı’na katkıda bulunan tarafların da yardımı ile Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, dünya çapında beş bölgede (40 ülkeden fazla) rota virüsü gözetimini desteklemektedir.

Norveç Toplumsal Sağlık Enstitüsü (NIPH)
Norveç Toplumsal Sağlık Enstitüsü (NIPH) salgın hastalıklar, akıl sağlığı, bulaşıcı hastalıklar, çevresel tıp, adli toksikoloji ve madde bağımlığı alanlarında uzmanlaşmış ulusal bir merkezdir.

NIPH, düşük ve orta gelir düzeyine sahip ülkelerde görülen ishal hastalıklarını önlemek ve kontrol altına almak için işbirliği içinde araştırma yapmakta ve bu yolla dünya sağlığını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Orta Asya’da yürütülmekte olan bir araştırma projesi bu konuda önemli bir örnek teşkil etmektedir.

PATH
PATH uzun süren olumsuz sağlık koşullarının ortadan kaldırılması için kültürsel yapıya uygun, uzun soluklu çözümler üreten ve kar amacı gütmeyen uluslararası bir örgüttür. Değişik kamu kuruluşları ve özel sektör ile işbirliği yaparak uygun sağlık teknolojilerini sağlamada ve insanların düşünce ve hareket tarzını değiştirecek stratejileri oluşturmada etkin rol oynamaktadır.

PATH, 2003 senesinde, Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi ve Dünya Sağlık Örgütü ile ortak çalışmalar yürütmek üzere Rota virüsü Aşı Programı’nı kurmuştur. PATH, gelişmekte olan ülkelerde kullanılabilecek rota virüsü aşılarının ulaşılabilinirliğini arttırarak ishale dayalı çocuk hastalıkları ve ölümlerini azaltma misyonunu üstlenmiştir. Rota virüsü Aşı Programı’nın uygulamaları Küresel Bağışıklık Kazandırma ve Aşılama Birliği ile ortak bir anlaşma altında yürütülmektedir.

KANSERDE ERKEN TEŞHİSLE ÇOCUK SAHİBİ OLMA ŞANSI...
14/05/2008

Genel olarak genç yaşlarda yakalanılan meme, lenf, testis kanserlerinde erken teşhis aşamasında, yumurta veya spermlerin dondurulması(Vitrifikasyon: Hızlı Dondurma Yöntemi) ile çocuk sahibi olunabiliyor. Kanser tedavisinde kemoterapi ve / veya radyoterapi uygulanan hastaların kısır kalması nedeniyle, çocuk sahibi olmak için tek çözüm olan Vitrifikasyon yöntemi, gelişmiş ülkelerin yanı sıra, Türkiye’de de uygulanıyor.

Kadıköy Şifa Sağlık Grubu Yardımcı Üreme Teknikleri Yöneticisi Uzm. Dr. Engin Enginsu, genç yaşta en çok rastlanan meme, lenf, testis kanserlerinde erken teşhis aşamasında onkologların, kemoterapi ve/veya radyoterapi tedavisinden önce hastalarına mutlaka kısırlık hakkında bilgi vermesi gerektiğini belirtiyor.

Dünyada ve Türkiye’de kanser hastalarının yüzde 50’sinin üreme sağlığı ya da üremeyi korumaya yönelik teknik olanaklardan haberi olmadığının altını çizen Uzm. Dr. Engin Enginsu, günümüzde kansere yakalanan hastaların yüzde dördünün 35 yaşın altında olduğunu ifade ediyor.

Uzm. Dr. Engin Enginsu, Kanser tedavilerinde son 25 sene içerisinde beş yıllık yaşam şansının yüzde 56’dan yüzde 64’e yükseldiğini, meme kanserinde bu oranın yüzde 90’lara ulaştığını ve çocukluk dönemi kanserlerinde ise bu oranın yüzde 6’dan yüzde 75’lere yükseldiğini açıklıyor.
Uzm. Dr. Engin Enginsu: İyileşen hastalar daha sonra anne-baba olmayı istediklerinde, kanser tedavileri nedeniyle kısır kaldıklarını öğreniyor. Erken teşhiste onkologların, hastalarına sperm ve yumurta dondurma işlemini (Vitrifikasyon)önermesi büyük önem taşıyor.

Çocuk yaşlarda görülen kanser vakalarında da uygulanabilen bir işlem olduğunu aktaran Uzm. Dr. Engin Enginsu Vitrifikasyon ile dondurma yönteminin üç şekilde gerçekleştirildiğini söylüyor:‘Birinci yöntemde; kadına ilaç verilip tüp bebek uygulamasındaki gibi yumurtalar toplanıyor. Evli ise, tüp bebekteki embriyo aşamasına geliniyor ve embriyo donduruluyor. İkinci yöntemde; genç erkeklerin spermleri donduruluyor. Üçüncü yöntemde ise; yumurtalık dokusunda zar kadar küçük parçalar dondurularak saklanıyor. Bu yöntem bakirelere de uygulanabiliyor’

Laboratuvar ortamında eksi 196 derece sıvı nitrojende saklanan sperm ve yumurtaların, çocuk sahibi olmak istendiğinde tüp bebek yöntemi kullanılarak hastaların aile kurmalarına yardımcı olunduğunu söyleyen Kadıköy Şifa Sağlık Grubu Yardımcı Üreme Teknikleri Yöneticisi Uzm. Dr.Engin Enginsu, başarı oranının kurtarılan yumurta sayısı, yumurta ve sperm kalitesine bağlı olduğunu belirtiyor.

Uzm. Dr. Engin Enginsu yurtdışında uzun yıllardır uygulanan yumurta dondurma işleminin bizim ülkemizde henüz yaygınlaşmadığını, sadece birkaç tüp bebek merkezinde uygulandığını, maliyetinin de sanılanın aksine tüp bebek maliyetinden fazla olmadığını açıklıyor.

ABDİ İBRAHİM İLAÇ’TA DÖRT YENİ YÖNETİCİ...
14/05/2008

Şükrü Varol’un Reçetesiz İlaçlar Genel Müdürü olarak atandığı Abdi İbrahim İlaç’ta, Hakan Onel İnsan Kaynakları Direktörü, Yücel İskender Pazarlama Hizmetleri Müdürü, Beyza Tebbutt Kurumsal İletişim Müdürü olarak göreve başladı.

1966 doğumlu Şükrü Varol, Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Yüksek Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. 1988-2000 yılları arasında Pfizer’de, üretim planlama, reçeteli ilaç satış ve pazarlama da değişik görevler üstlenen Varol, 2000-2004 yıllarında ise Roche’ta reçetesiz ürünlerden sorumlu genel müdür yardımcısı olarak çalıştı. 2005-2008 yılları arasında Bayer’de reçetesiz ilaçlar Türkiye sorumlusu olarak çalışan Varol, Abdi İbrahim İlaç’ta reçetesiz ilaçlar genel müdürlüğünü yürütüyor.

Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Hakan Onel, Döktaş A.Ş.'de endüstri mühendisi, Demirdöküm A.Ş.'de insan kaynakları sorumlusu, Türk Siemens'te insan kaynakları yöneticisi görevlerinde bulundu. Simko A.Ş.'de insan kaynakları ve endüstri ilişkileri yöneticisi olarak çalışan Onel, Dardanel'de insan kaynakları direktörlüğü görevini yürüttü. Onel, Birmot A.Ş.'de insan kaynakları, toplam kalite, reklam ve halkla ilişkiler koordinatörlüğünü üstlendikten sonra, Koç Holding A.Ş.'de insan kaynakları ve operasyonel hizmetler koordinatörü olarak görev yaptı. Onel, Abdi İbrahim’de insan kaynakları direktörlüğü görevini yürütüyor.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan, Yücel İskender çeşitli hastane ve işyerlerinde doktor, HMR’de sırasıyla ürün müdürü, grup ürün müdürü, pazar araştırma uzmanı ve pazarlama hizmetleri müdürü olarak görev yaptı. Ardından, Aventis’te, pazarlama hizmetleri direktörü ve Sanofi Aventis’te, pazarlama ve satış operasyonel destek müdürü olarak çalıştı. İskender, Abdi İbrahim’de pazarlama hizmetleri müdürlüğü görevini yürütüyor.

 

İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü mezunu Beyza Tebbutt, Hürriyet’te müşteri ilişkileri yöneticisi, reklam bölge koordinatörü ve reklam müdürü olarak çalıştı. Yorum-Publics’te müşteri süpervizörü olarak görev alan Tebbutt, sonrasında; Radikal’de reklam genel müdürlüğü, dDf International’da ise proje koordinatörlüğünü üstlendi. Aygaz’da kurumsal iletişim müdürü olan Tebbutt, Abdi İbrahim’de kurumsal iletişim müdürü olarak görev yapmaya başladı.

 

Abdi İbrahim ilaç, 2007 Yılı Vergi Rekortmeni...
13/05/2008

Abdi İbrahim İlaç, Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı (BMVDB)’na kayıtlı kurumlar arasında toplam 19.271.069 YTL’lik vergi tutarı ile sağlık kategorisinde ilaç sanayi firması olarak birinci oldu.

İstanbul: Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı (BMVDB) tarafından açıklanan bilgiye göre, kayıtlı kurumlar arasında sağlık kategorisinde ilaç sanayi firması olarak toplam 19.271.069 YTL’lik vergi tutarı ile Abdi İbrahim İlaç, birinci oldu.

BMVDB’ne kayıtlı 492 kuruma 2007 gelirleri için 31.2 milyar YTL vergi tahakkuk ettirildi. Tahsil edilen toplam vergi tutarı da 30.4 milyar YTL oldu. Büyük mükellefler, geçen yıl içinde Türkiye’de tahsil edilen net vergi gelirinin yüzde 18.27’lik bölümünü karşıladı.

Yatırımlarıyla ilaç sanayinin gelişimine öncülük eden Abdi İbrahim İlaç, ülke ekonomisine katkısını artırarak sürdürüyor.

Abdi İbrahim hakkında
96 yıldır ilaç sektöründe faaliyet gösteren Abdi İbrahim İlaç, Türk ilaç sektörünün 5 yıldır lideri konumunda bulunuyor. 2007 yılında 805 milyon dolarlık ciro elde eden şirket, “İSO 500”de 77’inci sırada yer alıyor. 200’ü aşkın ilacı ve 2 bin 600 çalışanı ile Türkiye’de yüzde 7.2’lik pazar payına sahip olan şirket, Rusya’dan Cezayir’e 15 ülkeye toplam 25 milyon dolarlık ihracat gerçekleştiriyor. 40’ın üzerinde lisansör firmayla yürüttüğü ortak çalışmalarını, uluslararası boyutta bilgi, teknoloji ve pazarlama işbirliğiyle destekliyor. Abdi İbrahim İlaç, Türk ilaç endüstrisinde en çok lisansörle çalışan firma unvanını da elinde bulunduruyor. Dünyanın en son üretim teknolojilerinin kullanıldığı, GMP ve GLP koşullarına uyumlu Bahçeşehir Üretim Tesisleri; 260 milyon kutuya ulaşan kapasite ile üretim yapıyor.

ACTAVIS’LE PEDİATRİ KİLİNİĞİNE MİNE ARASAN RENKLERİ…
13/05/2008

Actavis ilaç firması sponsorluğunda ünlü ressam Mine Arasan, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pediatri Polikliniği’nin duvarlarını baharın renklerini taşıyan resimlerle süsledi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pediatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, “Mine Arasan’ın renk armonisi ile duvarlara resim yapması çocukların ruh sağlığına önemli katkılarda bulunuyor. Actavis ile geçtiğimiz yıllarda da yaptığımız bu çalışma ile hastanemizde çocuklar için daha canlı bir atmosfer yaratıyoruz. Proje kapsamında gerçekleştirilen bu etkinlik için Actavis ve Mine Arasan’a teşekkür ediyoruz” dedi. Etkinliğe, Actavis Pazarlama Müdürü Kürşad Koç, Ürün Müdürü Gülçin Girgin ve Satış Müdür Yardımcısı Tunç Tırak katıldı.

Çocuklara hastanelerde daha renkli ve neşeli bir ortam yaratmayı amaçlayan Actavis Ürün Müdürü Gülçin Girgin tarafından hazırlanan proje kapsamında ressam Mine Arasan ile birlikte 2005 yılından bu yana Türkiye çapında 25 hastanenin pediatri kliniklerinin duvarları boyandı. Yüzlerce çocuğa umut ışığı yaratan boyama şenlikleri hem çocuklar hem de hastane çalışanları tarafından büyük ilgi görüyor. Ayrıca, proje kapsamında önümüzdeki günlerde Zürih Başkonsolosu Mehmet Emre’nin davetlisi olarak Zürih’te bir hastanenin pediatri bölümünü duvarlarının Mine Arasan renkleri ile tanışacağı bilgisi verildi.

Actavis ürün müdürü ve Proje Sorumlusu Gülçin Girgin, Ressam Mine Arasan ile birlikte çocukların daha güzel ortamlarda tedavi olmayı hak ettikleri düşüncesiyle başlattıkları “Boyama Şenliği” projesinin yarattığı olumlu etkiden dolayı çok mutlu olduklarını belirterek, Mine Arasan renkleri ile canlanan projeyi Türkiye çapında bir çok hastanede sürdüreceklerini belirtti.

Actavis hakkında: 40 ülkede toplam 11.000 çalışanı ile dünyadaki ilk 5 jenerik ilaç firması arasında bulunan Actavis, 2004 yılında Fako İlaçları’nı bünyesine katarak Türkiye pazarında yer almıştır.

Mine Arasan hakkında: Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun olan ressamın, yurtiçi ve yurtdışında olmak üzere 52 kişisel ve sayısız karma sergisi bulunuyor. Mevlana Sevgi ve Barış Yılın Sanatçısı Ödülü (1996) ve Truva Kültür Sanat Yılın Sanatçısı Ödülü(2001) gibi daha birçok ödülü bulunan Arasan, Aşağı Saksonya Eyaleti Koleksiyonuna eseri alınan ilk Türk ressam olma özelliğini taşıyor. Hayatı Gülümseten Sanatçı isimli kataloğu yayınlanan Arasan’ın Çizgiden Söze isimli bir şiir kitabı bir de desen kitabı bulunuyor.

Actavis sosyal sorumluluk projeleri: Actavis 2005 yılından bu yana Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV) ile çeşitli projeler yürütmektedir. Actavis KEDV işbirliği kadınların üretim becerilerini işe dönüştürmek amacıyla, Mardin’de oluşturulan İpekyolu Kadın Kooperatifi’ni desteklemesi ile başlamıştır. Kadın ve Çocuk Merkezi kapsamında faaliyet gösteren kooperatifte bulunan çeşitli üretim atölyelerinde kadınların hediyelik eşya, gıda ve sabun üretmeleri ve pazarlamaları sağlanmış, özellikle kadınlar tarafından üretilen 20’den fazla sabun türü büyük ilgi görmüştür. Mardin’de aynı modelle faaliyet gösteren kooperatifte ise mum üretilmektedir. Projenin başlangıcından bu yana 100.000’in üzerinde mum ve sabun siparişi veren Actavis, merkezin en büyük destekçilerinden biri olmuştur. Actavis, aldığı sabunları hekimlere tanıtım malzemesi olarak kullanmaktadır.

KEDV tarafından kurulan ve Actavis tarafından desteklenen Cumhuriyet Mahallesi Kadın ve Çocuk Merkezi, Mardin Valiliği ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının da katkılarıyla faaliyetlerine devam etmektedir. Merkezde bugüne kadar 3-6 yaş çocuklar için yürütülen yarım günlük oyun ağırlıklı erken çocuk eğitim faaliyetlerinden yılda 600 çocuk yararlanmıştır. Çocuklara yönelik genel sağlık ve diş sağlığı taramalarının da yapıldığı ve mahalledeki annelere erken çocuk gelişimi ve eğitimi, çocuk sağlığı, beslenme konusunda eğitimler verilmektedir.

40 BİN HEKİM TAM GÜN YASASINA KARŞI TEPKİSİNİ
ANKARA’YA TAŞIYOR...

07/05/2008

TIPTA Uzmanlık Dernekleri" adı altında tam 34 dernek. 40 bin uzman doktoru temsilen "Tam Gün Yasası"na karşı merkez üssü seçtikleri Ankara’da atağa geçti.

Önce, 29 dernek adına tam sayfa gazete ilanları verip sonra İstanbul’da basın toplantısı düzenleyerek, bu yasaya karşı çıkan uzman doktorlar, şimdi de başkentte devlet zirvesinden randevu istediler.

Doktorlar, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı, CHP ve MHP’den randevu talep ettiler. Ancak, randevu taleplerine hala bir yanıtta alamadılar. Tüm bu çabaları sonuçsuz kalırsa, bu uygulamaya karşı son çare yargıya başvuracaklar. Platform adına altı uzmanlık derneğinin temsilcisi profesör zirveye yasaya neden karşı çıktıklarını anlatacaklar ve bir rapor sunup uzman doktorların sorunlarını aktaracaklar.

Uzmanlık Dernekleri Platformu Sözcüsü Prof. Dr. Bülent Tıraş, “Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağı”nın bu haliyle Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu söyledi.

Platform üyesi derneklerden tam günle ilgili yoğun şikayetler aldıklarını belirten Tıraş, “Üyelerimizin hakkını korumak için, girişimlerimizden bir sonuç alamazsak ve yasa bu haliyle Meclis’ten geçerse, yasal olarak her türlü girişimde bulunacağız” dedi.

Prof. Dr. Bülent Tıraş, tasarı taslağında, kamuda çalışan hekimlerin serbest çalışmalarının yasaklanmasına karşın, askeri hekimlerin serbest çalışma hakkının korunmasını eleştirdi. Uzmanlık Dernekleri Platformu Sözcüsü Tıraş, şunları dile getirdi:

“Askeri hastanede çalışan askeri hekimler saat 16:00’da serbestçe muayenehanelerine gidip hasta bakabilecekler. Ama devlet hastanesi ve tıp fakültesindeki meslektaşlarımız bunu yapamayacak. Bunu Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olarak görüyoruz. Kaldı ki hekim açığı nedeniyle böyle bir kanunun çıkarıldığı üzerinde duruluyor. Ülkemizde eğer hekim açığı varsa daha çok çalışmaktan yanayız. Bizim önerimiz Uzmanlık Dernekleri Platformu olarak Türkiye’deki bütün hekimlerin 8 saat çalışmaları. Zaten hazırlanan taslakta haftalık çalışma süresi 40 saate düşürülüyor. Talebimiz, 8 saat tüm hekimlerin kurumlarında çalışmaları, daha sonra da serbest olarak mesleklerini istedikleri yerde icra etmelerine olanak tanınmasıdır.”

Taslaktaki en büyük handikapın, üniversite hastanelerindeki öğretim üyelerinin ücretli hasta bakma hakkının kaldırılması olduğunu vurgulayan Tıraş, şöyle devam etti:

“Bunun çok sakıncaları olduğuna inanıyoruz. Birincisi hastaların hekim seçme hakkını elinden alan bir uygulama olarak karşımıza çıkıyor. Bunun dışında özellikle şu anda üniversite hastanelerinde döner sermayelerin çalışmasını sağlayan en önemli nakit girdisi, öğretim üyelerinin baktıkları hastalardan elde edilen gelirdir. Üniversitelerin döner sermayeleri bu şekilde ayakta kalabiliyor. Çünkü üniversite hastaneleri devletten almaları gereken ödemeleri zamanında alamıyor. Öğretim üyelerinin herhangi bir şekilde özel hasta bakmalarının yasaklanması, üniversite hastanelerinin tamamıyla Sosyal Güvenlik Kurumu ve devlet kanallarından gelecek ücretlere bağımlı kılma durumunu teşkil eder ki bu mevcut sistemde üniversitelerin yaşamasının mümkün olmadığına inanıyoruz.”

Prof. Dr. Bülent Tıraş, tasarı taslağındaki nöbet ücretleriyle ilgili maddeye de değinerek, hangi akademik kariyerdeki öğretim üyesinin ne kadar döner sermaye payı alacağının net olarak belirtilmediğini söyledi. Artırılan nöbet ücretleri için Maliye Bakanlığının ciddi bir kaynak ayırması gerekeceğini ifade eden Tıraş,

“Üniversitede part time çalışan 5 yıllık bir profesörün almış olduğu maaş 1100 YTL civarındadır. Gününün 4 saatini üniversitede geçiren bir öğretim üyesine devletin verdiği günlük ücret 30-40 YTL arasında bir rakam çıkıyor. Part time çalışan öğretim üyeleri bu ücret için üniversiteye gelmiyorlar. Onların üniversitede bulunma nedeni tamamıyla akademik yönden bir şeyler üretebilmek, öğrenci yetiştirebilmektir” dedi.

“Bu yasanın faydalı olacağına inansam, muayenehanemi hemen kapatıp devlette çalışırım. Ama inanmıyorum” diyen Tıraş, yasa taslağı bu haliyle kalırsa, kamudan yoğun şekilde istifalar olabileceğini söyledi.

Prof. Dr. Tıraş, öğretim üyelerinin özel muayenehanelerinin kapatılması sonucu, buralarda çalışan yaklaşık 80-100 bin kişinin işsiz kalacağını, devlete ödenen vergilerin azalacağını, dolayısıyla kamu maliyesinin çift taraflı zarara uğrayacağını kaydetti.

Prof. Dr. Bülent Tıraş, Uzmanlık Dernekleri Platformu olarak temelde hekimlerin tam gün çalışmasına karşı olmadıklarını belirterek, tasarı ile ilgili önerilerini şöyle anlattı:

“Bizim önerimiz, üniversitelerdeki öğretim üyeleri de dahil olmak üzere tüm öğretim üyeleri hastanelerde 8 saat çalışsınlar. Çalışma süresinin bitiminde isteyen herkes, herhangi bir kısıtlama olmaksızın, Sosyal Güvenlik Kurumuyla anlaşmalı ya da anlaşmasız tüm hastane, ayaktan teşhis-tedavi merkezi ya da muayenehane gibi birimlerde serbestçe çalışsın. Tam gün yasa taslağında böyle bir değişiklik olduğu takdirde, biz Uzmanlık Dernekleri Platformu olarak bunu sonuna kadar savunuruz.

Ülkemizde bazı dallarda son derece kısıtlı sayıda uzman hekim var. Örneğin Doğu’da bir ilde kamuda çalışan bir beyin cerrahı, oradaki özel hastanede gece saat 20.00’de bir hastaya müdahale edebilmeli. Bunun ne gibi bir sakıncası var? Sayın Bakanımız hekimlerin daha verimli çalışmasını istiyorsa, hekimler de bunu istiyor. Hekimler 24 saat çalışabilirler, hepimiz 24 saat çalışmak üzere eğitildik. Ama saat 16.00’dan sonra o hekim evinde oturmaya ve tamamıyla pasif bir konuma itiliyorsa bunun sakıncaları olacağını düşünüyoruz.”

İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası’nda Görev Değişimi...
21/04/2008

İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası’nın (İEİS) 12–13 Nisan 2008 tarihlerinde yapılan Olağan Genel Kurul’unda yeni Yönetim, Denetleme ve Disiplin Kurulu üyeleri belirlendi. Genel Kurul’un ardından gerçekleşen Yönetim Kurulu toplantısında yapılan görev dağılımında, Nezih Barut, Yönetim Kurulu Başkanlığı’na; Dr. Tandoğan Tokgöz ise yeniden Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı’na seçildi.

Genel Kurul’da, ayrıca, Mart 2000 tarihinden bu yana Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten ve yeni Yönetim Kurulu’na aday olmayan Sayın Bülent Eczacıbaşı’na, İEİS’e sağladığı özverili ve değerli katkılar nedeniyle oybirliğiyle “İEİS Onur Başkanı” unvanı verildi.

1952 yılında İstanbul'da doğan ve ailedeki üçüncü kuşak eczacı olan Nezih Barut, 1976 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nden mezun oldu. Barut, temeli 1910 yılında dedesi Abdi İbrahim Bey tarafından atılan Abdi İbrahim İlaç Fabrikası'nda 1976 yılında göreve başladı. 32 yıldır Abdi İbrahim İlaç'ta görev yapan Barut, sırasıyla üretim müdürlüğü, genel müdür yardımcılığı ve genel müdürlük yaptı. Halen Abdi İbrahim İlaç San. ve Tic. A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı yürüten Barut, İstanbul Eczacı Odası ve İstanbul Ticaret Odası üyesi. Barut, daha önce İEİS Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevini yürütüyordu.

İEİS Yönetim Kurulu
Başkan
Nezih Barut Abdi İbrahim İlaç San. ve Tic. A.Ş.
Başkan Yardımcısı
Dr. Tandoğan Tokgöz Mecofarm İlaç ve Kozmetik Tanıtım Hiz. A.Ş.
Üyeler
Ali Arpacıoğlu Adeka İlaç San. ve Tic. A.Ş.
Murat Barlas Liba Laboratuarları A.Ş.
Sedat Birol Eczacıbaşı İlaç Pazarlama A.Ş.
Melih Gürsoy Fako-Actavis İlaçları A.Ş.
Bülent Karaağaç Bilim İlaç San. ve Tic. A.Ş.
Cengiz Sezen Mustafa Nevzat İlaç San. A.Ş.
Hasan Ulusoy Nobel İlaç ve Hamm. İth. İhr. A.Ş.

İEİS Denetleme Kurulu üyeleri
Muzaffer Bal Ali Raif İlaç San. A.Ş.
Kamil Göknar Yeni İlaç ve Hammadde San. ve Tic. A.Ş.
Ahmet Ergun Seval Erkim İlaç San. ve Tic. A.Ş.

İEİS Disiplin Kurulu üyeleri
Erman Atasoy Abdi İbrahim İlaç Pazarlama A.Ş.
Tolga Sözen Kansuk Lab. San. ve Tic. A.Ş.
Tunç Turgut Turgut İlaçları A.Ş.

BEYİN GÖÇÜNÜ TERSİNE ÇEVİRMEK MÜMKÜN...
18/04/2008

Güner: - Araştırmacı İlaç Firmalarının yıllık 90 milyar dolarlık AR-GE harcamasında Türkiye'nin payı sadece 30 milyon dolar

Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) Genel Sekreteri Engin Güner, Türkiye'nin başlattığı olumlu adımları sürdürmesi halinde yıllık AR-GE harcaması 90 milyar dolara yaklaşan yenilikçi ilaç ve biyoteknoloji firmalarının yatırımlarından daha fazla pay alabileceğini ve ülke dışındaki on binlerce Türk bilim adamı ve araştırmacının geri dönüşünün sağlanabileceğini söyledi. Dünyanın yeni ilaç araştırmaları konusunda en büyük merkezi sayılan ABD'nin Boston kentinde bir grup Türk basın mensubuyla birlikte ilaç firmaları ve Massachusetts eyalet kurumlarında incelemelerde bulunan AİFD Genel Sekreteri Güner, "Türkiye yatırım ve Ar–Ge ortamını iyileştirmeye devam ettiği takdirde, halen ABD’de bulunan binlerce Türk araştırmacının ülkemize geri dönmesi mümkün olabilir" dedi
Harvard Tıp Fakültesinde hafta sonunda yapılan, Türk Amerikan Bilim İnsanları ve Akademisyenleri Derneğinin (TASSA) üçüncü yıllık konferansında da benzeri görüşlerin dile getirildiğini anımsatan Güner, "Halen ABD'de yaklaşık 15 bin Türk bilim insanı çeşitli üniversitelerde, farklı araştırma projelerinde görev yapıyor. Bu, Türkiye açısından ciddi bir beyin gücü kaybıdır. Oysa doğru politikaların uygulanması ve araştırma ve geliştirme ortamını güçlendirecek projelerin hayata geçirilmesi halinde beyin göçü tersine dönebilir. Bu değerli bilim insanları, bilgi ve enerjilerini doğrudan Türkiye üzerinden insanlığın hizmetine sunabilirler" ifadesini kullandı. Engin Güner, "AİFD olarak biz ülkemizde Ar–Ge'yi teşvik eden politikaları her zaman destekledik ve desteklemeye devam edeceğiz. Bunun hiç de kolay olmadığının bilincindeyiz, ama bir yerden başlamak gerekiyor. Bu kararlılığı hem hükümet kanadında, hem de yurt dışındaki genç beyin gücümüzde görmek bizi mutlu ediyor" diye konuştu.

2008 TÜRKİYE İÇİN ÖNEMLİ YIL

Danışmanlık firması PriceWaterhouseCooper tarafından dünyanın önde gelen 1250 şirketi arasında yapılan araştırmaya göre, 2006 yılında 157 yenilikçi ilaç ve biyoteknoloji şirketinin araştırma geliştirme projeleri için 90 milyar dolar harcadığını söyleyen Güner, “Ancak bundan Türkiye'nin aldığı pay 30 milyon dolar gibi küçük bir rakam” dedi. Güner, 2008 yılını Türkiye için önemli ve tercihini yapması gereken bir yıl olarak gördüklerini de belirtti. "Bu yıl Türkiye'nin, yenilikçi ilaçların araştırılması, geliştirilmesi ve üretiminde küresel bir güç olmak ile başka ülkelerde geliştirilen teknoloji ve ürünlerin izleyicisi olmaya devam etmek arasında bir tercih yapması gerektiğini" kaydeden Engin Güner, "Küresel yatırımlardan daha fazla pay alabilmemiz için gerekli altyapımız ve insan gücümüz mevcut. Bunun için ülkemizde yatırım ortamını iyileştiren önlemler almaya devam etmemiz, yeni ar-ge yasası gibi olumlu adımların arkasını getirmemiz gerekiyor. Doğru politikalar uygulandığında, ülkemizin bu alanda milyar dolarlık yatırımlar çekebileceğine inanıyoruz" dedi. Güner, "Bir ülkede araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yapılabilmesi için genel anlamda yatırım ortamının iyileştirilmesi şart. Bunun için en önemli koşullardan biri de fikri mülkiyet haklarının uluslararası standartlarda korunması. Bunun yanı sıra Ar–Ge çalışmalarıyla ilgili mevzuatın gözden geçirilerek, süreci gereksiz yere yavaşlatan bürokratik işlemlerin ortadan kaldırılması önem taşıyor. Hükümetimizin, araştırma geliştirme çalışmalarını teşvik edecek uzun vadeli politikaları şeffaf bir şekilde oluşturması ve açıklık temelinde uygulaması da ortamın iyileştirilmesinde önemli bir rol oynayacaktır" diye konuştu. -SAĞLIK BAKANLIĞINA RAPOR- AİFD Genel Sekreteri Engin Güner, ilaç ve biyoteknoloji yatırımlarını çekmekte büyük başarı sağlayan İrlanda gibi 4 milyon nüfuslu küçük bir ülkenin, yılda 53 milyar dolarlık ilaç ihracatı yaptığını vurgulayarak, Türkiye'de Sağlık Bakanlığı öncülüğünde İrlanda örneğini gerçekleştirmek istediklerini, bu konuda bakanlığın kendilerinden rapor istediğini ve bu raporu haziran ayına dek sunacaklarını bildirdi. Güner, Sağlık Bakanlığının da bu raporu inceleyerek hükümete sunacağını ve böylece Türkiye'nin yol haritasının çizileceğini kaydetti. Türkiye'de 2003 yılından bu yana faaliyette bulunan Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD), patenti kamuya mal olmuş ilaçları kopyalayarak üreten jenerik ilaç firmalarının aksine, bugüne dek bulunmamış bileşikler ve moleküllerden yeni ilaçlar geliştirmeye çalışan 37 ilaç şirketini bünyesinde barındırıyor.

TÜRKİYE'DE MUAZZAM BİR POTANSİYEL GÖRÜYORUZ

AIFD üyesi yenilikçi ilaç firması Merck Sharp Dohme (MSD) Dış İlişkiler Direktörü Jeff Kemprecos, yaptığı açıklamada, Türkiye'de gerek yenilikçi ilaç sanayisi, gerekse yaşam bilimleri alanında "muazzam bir potansiyel gördüklerini" söyledi. Kemprecos, sadece kendi şirketinin bu yıl yeni ilaç araştırmalarına 5,5 milyar dolar yatırım yapacağını kaydederek, “Merck'in Boston'daki laboratuarlarında mide kanserini tedavi edecek yeni ilaçlar geliştirmekte olan Dr. Cem Elbi gibi Türk bilim adamlarıyla da çalışıyoruz. Türkiye'nin insan kaynakları, iyi bir hastane-üniversite altyapısı, yerel pazar, Avrupa'ya yakınlığı ve AB adaylığı açısından önemli bir potansiyele sahip olduğunu düşünmekteyiz. Küresel düzeyde Türkiye'nin rekabet gücünü daha da artırmak için politika oluşturan kişi ve kurumlarla birlikte çalışmalar yapmak istiyoruz. Bu çalışmalarla yaşam bilimleri ve yenilikçi ilaç sektöründe Türkiye bir sonraki sektör devi haline gelebilecektir" dedi. MSD Dış İlişkiler Direktörü Jeff Kemprecos, ABD'de Massachusetts eyaletinin yeni ilaç geliştirilmesinde dünyanın bir numaralı merkezi haline gelmesinin, İrlanda ve Singapur gibi küçük ülkelerin bu alanda öne çıkmalarının tesadüf olmadığına dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü: "Massachusetts'in bütün bu avantajlarına ve yenilikçi ilaç ar-ge'sinde süper merkez unvanını kazanmasına rağmen, yine bu alanda rekabetçiliğini ve önderliğini güçlendirmek için Vali'nin ofisinde sektörümüzü sürekli takip eden ve desteğini sağlayan bir görevli var. Eyalet meclisinde de hem iktidar, hem muhalefet partisinden 15-20 temsilci ve senatör bir 'biyomedikal grup' oluşturmuş ve birlikte, yenilikçi ilaç sanayisine yardımcı olacak çözümler üretiyorlar. İrlanda ve Singapur, son dönemde sektörümüzden yatırım ve teknoloji transferi çekebilmek için doğru vizyonu ve stratejiyi oluşturan ülkelere örnek teşkil etmekte, bu açıdan diğer ülkelere rehberlik etmektedir. İrlanda, tüm kamu ilaç masraflarını, ihracat dahil olmak üzere ilaç sektöründeki ekonomik faaliyetlerden elde edilen vergilerle karşılıyor. Singapur da bir yandan doğru politikalar uygularken, diğer yandan yeni fabrikalarımız ve araştırma merkezlerimiz için denizi dolduruyor ve yerel istihdam yeterli olmadığı için binlerce yetenekli yabancının ülkede çalışmasına izin veriyor. Türkiye'de ise yeterli arazi ve çok sayıda yetenekli insan bulunmaktadır; ihtiyacımız olan şey, yenilikçi ilaç sektörünü teşvik edecek ve dünya çapında ülkenin rekabetçiliğini artıracak politikalardır."

Altın Örümcek’ten ErtesiSabah.Com’a Ödül...
17/04/2008

Yapımını MagiClick Digital Solutions’ın üstlendiği ErtesiSabah.Com sitesi, Doruknet tarafından düzenlenen “Altın Örümcek Web Ödülleri” Yarışması’nda “İlaç Sanayi’’ kategorisinde “En İyi Web Sitesi’’ ödülüne layık görüldü.
Korunmasız ilişki nedeniyle hamile kalma riski taşıyan kadınları hedefleyen ErtesiSabah.Com sitesinin tasarımı genel olarak ilgi çekici ve hedef kitleye uygun bulundu. ErtesiSabah.Com, geçen yıl “Altın Örümcek Web Ödülleri” Yarışması’nda “İlaç/Sağlık” kategorisinde ikincilik ödülünü kazanmıştı.


Yarışma Hakkında

Altın Örümcek Web Ödülleri, web ve internet teknolojileri kullanılarak gerçekleştirilen başarılı projelerin daha iyi tanıtılması ve hak ettiği yeri bulması, bu alanda yapılacak yatırımların özendirilmesi ve gündem oluşturulması amacıyla gerçekleştirilen, geleneksel hale gelmiş Türkiye'deki ilk ve tek platform bağımsız organizasyon olma özelliğini taşıyor.
2002 yılından bu yana Doruknet tarafından düzenli olarak gerçekleştirilen Altın Örümcek Web Ödülleri Organizasyonu'nda, web ve internet teknolojileri, pazarlama ve iletişim alanlarında uzman ve tecrübeli jüri üyeleri her sene Türkiye'de gerçekleştirilen başarılı projeleri belirliyor.
İş ve günlük hayatımızda her geçen gün çok daha önemli bir konuma sahip olan internetin gelişimine paralel olarak, Altın Örümcek Web Ödülleri, 53 farklı kategoride web sitelerini ödüllendiriyor.

“ErtesiSabah.Com” Hakkında

www.ertesisabah.com sitesinden, istenmeyen gebelikleri önlemek için kullanılan acil korunma sistemi ve doğum kontrol yöntemleri hakkında bilgi alınabiliyor. Site, halk sağlığı için büyük önem taşıyan konuda kulaktan dolma bilgilerin yayılmasını önlemeyi ve toplumu doğru bilgilendirmeyi amaçlıyor.

Abdi İbrahim Hakkında

96 yıldır ilaç sektöründe faaliyet gösteren Abdi İbrahim, Türk ilaç sektörünün 5 yıldır lideri konumunda bulunuyor. 2007 yılında 805 milyon dolarlık ciro elde eden şirket, “İSO 500”de 77’inci sırada yer alıyor. 200’ü aşkın ilacı ve 2 bin 600 çalışanı ile Türkiye’de yüzde 7.2’lik pazar payına sahip olan şirket, Vietnam’dan Cezayir’e 15 ülkeye toplam 12 milyon dolarlık ihracat gerçekleştiriyor. 40 lisansör firmayla yürüttüğü ortak çalışmalarını, uluslararası boyutta bilgi, teknoloji ve pazarlama işbirliğiyle destekliyor. Abdi İbrahim, Türk ilaç endüstrisinde en çok lisansörle çalışan firma unvanını da elinde bulunduruyor. Dünyanın en son üretim teknolojilerinin kullanıldığı, GMP ve GLP koşullarına uyumlu Bahçeşehir Üretim Tesisleri; 260 milyon kutuya ulaşan kapasite ile üretim yapıyor.

PALMOLIVE’DEN CİLDİNİZİN YUMUŞAKLIĞI İÇİN YENİ KAŞMİR MUCİZESİ…
15/04/2008

Kişisel bakımın tercih edilen markası Palmolive, duşta kaşmir yumuşaklığını hissedebilmeniz için kaşmir özleri içeren yeni serisi Palmolive Pure Cashmere duş jellerini sunuyor.

Palmolive Pure Cashmere serisine ait iki ürün olan “Palmolive Pure Cashmere Sensitive” ve “Palmolive Pure Cashmere Intense Hydration” duş jellerinin içindeki yüzde 100 doğal kaşmir özleri ve nemlendirici krem ile zenginleştirilmiş ipeksi formülü, en kuru ciltleri bile nemlendirmeye yardımcı oluyor. Dermatolojik olarak test edilen yeni Palmolive Pure Cashmere serisindeki duş jelleri, sadece 5 günlük düzenli kullanım süresinden sonra bile cildinizi daha yumuşak ve pürüzsüz kılıyor.

Klinik testlerle kanıtlı…

Stephen & Associates Kolorado'da yapılan çalışmalar, Palmolive Pure Cashmere duş jellerinin 5 gün boyunca düzenli kullanıldıktan sonra cildin nemlendirilmesinde ve genel durumunda gözle görülür bir fark hissedildiğini kanıtlıyor. Ayrıca cilt kuruluğunda ve pul pul dökülmelerde belirgin bir azalma kaydediliyor.

Pure Cashmere Intense Hydration ile kaşmir deneyimi…

Palmolive Pure Cashmere Intense Hydration duş keyfinizi daha rahatlatıcı ve keyifli bir hale getiriyor. Suyla karıştığı an yumuşacık, pembe-kremsi bir köpüğe dönüşen özel formülü sayesinde Palmolive Pure Cashmere Intense Hydration’ın dinlendirici ve kalıcı kokusu vücudunuzu sarıyor. Kaşmir özleri cildinizi pürüzsüz ve yumuşacık hissetmenizi sağlayarak, doğal güzelliğinize kavuşmanızı sağlıyor.


Palmolive Pure Cashmere Sensitive ile hassas ciltlerde de kaşmir yumuşaklığı…

Hassas ciltler için özel olarak üretilmiş Palmolive Pure Cashmere Sensitive’in özel kremsi formülü yüzde 100 kaşmir özlerinden ve nemlendirici sütten oluşuyor. Hassas ciltlere sahip kişiler de Palmolive Pure Cashmere Sensitive’in benzersiz formülü sayesinde kaşmir yumuşaklığının keyfini yaşayabiliyorlar.


Palmolive’den farklı, kullanışlı iki ambalaj

Palmolive Pure Cashmere serisinin kolay tutulabilir, yumuşak ve estetik hatlara sahip fildişi rengi yeni ambalajları sayesinde, duş keyfiniz artık çok daha pratik hale geliyor. Kozmetik formu ile yeni Palmolive Pure Cashmere duş jelleri artık çok daha şık ve pratik…

PALMOLIVE İLE KAŞMİR YUMUŞAKLIĞINI ELLERİNİZ VE YÜZÜNÜZDE DE HİSSEDECEKSİNİZ…

Yeni Palmolive Pure Cashmere Softening El Sabunu ve Tuvalet Sabunu, özel formülü ile cildinizin doğal dengesine sadık kalarak, sahip olduğu nemi korumaya yardımcı oluyor. Palmolive’in kaşmir özlü sabunları elleriniz ve yüzünüzde de kaşmir yumuşaklığı yaratıyor.


Kaşmir hakkında…

Kaşmir, dünyada Çin ve Moğolistan başta olmak üzere pek az sayıda ülkede yüksek ve serin yaylalarda yaşayan nadide kaşmir keçilerinin yılın sadece üç ayında, en soğuk dönemlerde aşırı soğuk iklim koşullarından korunmalarını sağlamak amacı ile oluşan, asıl yünlerinin altındaki ikinci ipeksi yumuşacık yüne verilen isim. Kaşmire destansı yumuşaklığı kazandıran ise bu yünlerin inceliği.

Dünyanın en nadide ve değerli ipliği kabul edilen kaşmir, yüzyıllardır tahtını bırakacağı bir başka iplik bulamayarak tüm zamanlarda ve kültürlerde en değerli dokuma olmuş; prestij ve kalite ile özdeşleşmiş.

Bugün benzersiz dokusu ve yumuşaklığı sebebiyle kaşmir lüks ürünlerde de kullanılıyor. Kaşmirin yumuşaklığı ve inceliği yün ve ipekle karışabilme imkânı sağlayarak moda dünyasında da sıklıkla kullanılıyor. Bu sebeple, kaşmir artık tam anlamıyla cazibenin ve kadınsılığın sembolü oluyor. Gözleriniz kapalıyken bile eşsiz kaşmir dokusu sayesinde diğer tüm dokuların arasından kaşmir yumuşaklığını hemen fark edebiliyorsunuz.

Kalıcı inceliğin yeni sırrı: Biyometrik Diyet...
14/04/2008

“Yaşasın Hayat Kliniği”, yaz mevsimine daha ince bir vücutla girmek isteyenleri BİYOMETRİK DİYET ile tanıştırıyor…

Düşük glisemik indeksli beslenmeyi hedefleyen “Biyometrik Diyet” planı kişileri, sosyal hayattan koparmadan yaşam tarzlarını ve damak zevklerini dikkate alarak sağlıklı ve kalıcı bir inceliğe kavuşturmayı hedefliyor.
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu öncülüğünde Yaşasın Hayat Kliniği Beslenme ve Kilo Yönetimi Enstitüsü uzmanları tarafından geliştirilen bu diyet özellikle “sağlığa zararlı yağları” yok etmeyi hedefliyor. Kişiye özel bu program sayesinde vücudun bel, kalça ve diğer bölgelerinde biriken yağlara kalıcı olarak son veriliyor ve kişiler sağlıklı bir inceliğe kavuşturuluyor.

Yaşasın Hayat Kliniği; Biyometrik Diyet planını uygularken, günlük toplam kalori tüketiminde yüzde 25 - 40 oranında bir sınırlama yapmak ve günde ortalama 150 - 250 kalorilik ek bir fiziksel faaliyette bulunmak yeterli oluyor. Besin dengesi yüzde 30 yağ, yüzde 50 karbonhidrat, yüzde 20 protein olarak planlanıyor. Karbonhidrat kaynakları tam tahıl, bakliyat, sebze, meyve gibi doğal olanlardan seçiliyor. Şekerlemeler, şekerli besinler, tatlılar biraz sınırlanıyor, beslenme aralıkları kısaltılıp ara öğünlerle diyet keyifli bir hale getiriliyor.

DİYET İŞİ EKİP İŞİ

Yaşasın Hayat Kliniği’nin uyguladığı Biyometrik Diyet, Türkiye’de ilk kez geniş bir akademik ekip ile gerçekleştirilen bir program. Biyometrik Diyet, Yaşasın Hayat Kliniği’nde beslenme uzmanı dışında, Prof.Dr.Osman Müftüoğlu, Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Evren Altınel, Davranış Değişikliği Uzmanı İlknur Yılmaz ve aktivite uzmanı Özcan Kızıltaş’tan oluşan bir ekip tarafından yürütülüyor. Her gelir grubuna hitabeden bu çalışma sırasında kişiler, tüm bu akademik ekibin danışmanlığından ayrıca bir bedel ödemeden yararlanabiliyorlar.

NEDEN BİYOMETRİK DİYET?

Biyometrik Diyet, bilimsel yöntemlerle ölçülebilir bedensel veriler dikkate alınarak yapılan bir çalışmanın ürünüdür. Biyometrik Diyette vücutta yağların hangi bölgelerde biriktiği dikkate alınarak, bir ekip tarafından hem bu yağların yok edilmesine hem de vücudun genel olarak zayıflatılmasına yönelik diyet ve aktivite programları hazırlanıyor.

İNCE BİR VÜCUT İLE DENİZ MEVSİMİNİ KARŞILAMANIN, KALICI BİR ZAYIFLIĞIN YOLU, ‘YAŞASIN HAYAT KLİNİĞİ BİYOMETRİK DİYET’ PROGRAMINDAN GEÇİYOR.

BAHARDA TOZA VE POLENE DİKKAT!...
03/04/2008

İlkbaharın gelmesiyle birlikte alerjilerin artışının ardında çiçek polenleri neden olarak gösterilse de; hayvan tüyleri, ev ve iş yerindeki tozlar bu hastalığı tetikleyen önemli faktörler arasında
yer alıyor.

Kadıköy Şifa Sağlık Grubu’ndan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Hakan Solak, alerjiyi, ‘Vücuda solunum ve sindirim yoluyla giren veya deriye temas eden bazı maddelere karşı, kişilerin anormal duyarlılık göstermesi’ şeklinde açıklıyor.

Alerjik reaksiyonlara sebep olan maddelere alerjen dendiğini belirten Dr. Hakan Solak, baharın gelmesiyle beraber başta polenler olmak üzere; çilek, yumurta, balık gibi çeşitli gıdalar ile hayvan tüyleri, ev ve iş yerindeki tozların alerjiye neden olduğunun altını çiziyor.

Kadıköy Şifa Sağlık Grubu’ndan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Hakan Solak; alerjiyi tetikleyenler arasında önemli alerjenlerden biri olan ev akarlarının; ev tozunda yaşayan ve gözle görülmeyen küçük böcekçikler olduğunu ve bu böcekçiklerin yatak, yorgan, yastık, halı, kumaş kaplı mobilyalar ve tüylü oyuncaklarda bulunduklarını belirtiyor.

Dr.Hakan Solak, bu tip alerjiye daha çok ev hanımlarının yakalandığını açıklayarak, nemli ortamlarda yaşayan ve deri döküntüleri ile beslenen ev akarlarından korunmanın yollarını şöyle sıralıyor: ‘Evler mutlaka havalandırılmalı, rutubet önlenmeli, kumaş eşyalar yerine deri, ahşap veya plastik ürünler tercih edilmeli, evde halı kullanılmamalı, düzenli süpürülmeli ve silinmeli, temizlik esnasında maske takılmalı ve yatak takımları haftada bir kez yıkanmalı, özellikle çocukları düşünerek onlara tüylü oyuncaklar alınmamalı ’

Alerjinin başlıca belirtilerinin burun tıkanıklığı,hapşırma nöbetleri, sulu burun akıntısı, cilt kaşıntısı, burun, gözler, damak ve gırtlakta kaşıntı, öksürük ve baş ağrısı olduğunu söyleyen Göğüs Hastalıkları uzmanı Hakan Solak, alerjisi olan kişilerde sinüs enfeksiyonları, kulak problemleri ve burun poliplerinin görülebildiğini ifade ediyor.

Kadıköy Şifa Sağlık Grubu’ndan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Hakan Solak alerji için dört farklı tedavi yöntemi uygulandığını, bunlardan en dikkat edilecek unsurun alerjen maddelerden uzak durulması gerektiğini, diğerlerinin ise ilaç, aşı ve cerrahi yöntemler olduğunu açıklıyor.

Alerjinin her yaşta görülebileceğini belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr.Hakan Solak hastalığın belirtilerinin görülmesi ile birlikte bazı testlerin yapılmasını, uzman bir doktora başvurulması gerektiğini ve hastalığın evresine uygun bir tedavi yöntemi ile bu rahatsızlığın sona erdirilmesinin gerekliliğinin önemle altını çiziyor.

Lazer teknolojisinde 16 yıldır
hiç değişmeyen sorular...

21/03/2008

Göz kusurlarının tedavisinde, ağrısız, kısa sürede gözlük ve lensten kurtulmanın yolu olan lazer teknolojisi her geçen gün gelişiyor. Öyle ki 16 yıl önce tanıştığımız lazer cerrahisi sayesinde dünyada milyonlarca insan gözlüklerinden kurtuldu.

Ancak tıp dünyasında yerini alan kolay ve bir o kadar da ciddi bir operasyon olan lazer cerrahisi ilgili hastalardan gelen sorular yıllardır hiç değişmedi. Ameliyat nasıl yapılır, tedavi kalıcı mıdır gibi konular hala insanları düşündüren sorular arasında…

Lazer operasyonu Miyop-hipermetrop-astigmat gibi kırma kusurları olan birçok hastaya uzun yıllardır büyük rahatlıklar getiriyor. 1990’lı yıllardan beri alınan başarılı sonuçlar ile Avrupa’nın lazer cerrahi merkezi haline gelen Türkiye’de, her geçen gün gelişen lazer teknikleri göz hastalıklarının tedavisinde yoğun olarak kullanılıyor. Göz kusuru olan birçok kişi, sosyal hayatların kısıtlayacak gözlük ve kontakt lens kullanımından kurtulmak için bu yöntemi tercih ediyor.

Şimdiye kadar 50 binden fazla göze lazer ameliyatı uygulayan Acıbadem Göz Hastanesi Medikal Direktörü Doç. Dr. Bozkurt Şener lazer ameliyatlarının yaygın ve benimsenmiş bir tedavi olmasına rağmen hala kafalarda sorular oluşturduğunu vurguluyor. Lasik, lasek, Femtosecond lazer(keratom denilen bıçak sistemi kullanılmadan) gibi birçok çeşidi olan lazer tekniklerinin yıllar içinde oldukça basit ve kolay operasyonlar gibi gösterilmesine rağmen son derece ciddi ameliyatlar olduğunu da belirten Şener,

“Bu yaygın tedavi yönteminin gerektirdikleri, sonuçları ve uygulanma yöntemi birçok kişi tarafından biliniyor. Ancak bazı hastalar bu operasyonlardan hala tedirgin oluyor. Bence de birçok merkez tarafından basit bir teknik olarak gösterilmesine rağmen lazer bir ameliyattır. Ve o yüzden hastaların bu tekniği uygulamadan önce kafalarındaki her türlü sorunun cevaplarını almaları gerekir. Yıllardır yurt dışında da lazer ameliyatları yapıyorum ve oradaki hastalar ameliyata girmeden bütün detayı ile her şeyi biliyor. Oysa Türkiye’de 16 yıldır bu teknik uygulanmasına rağmen ameliyat olan hastalar dahi soruların birçoğunun cevabını bilmiyor. Önemli olan bu operasyona karar vermiş olan kişilerin bu soruları cevaplarını da bilerek bize başvurmaları.” şeklinde konuştu. Göze lazer operasyonu ile ilgili en sık karşılaştıkları soruların operasyonun süresi, uygulama şekli ve kalıcı olup olmadığı gibi konular olduğunu belirten Şener, ileri teknoloji ile ameliyat olunmasına rağmen yine de tıp bilimi olarak gözün iyi değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, konuyla ilgili merak edilen soruları yanıtladı;


Lazer ameliyatı nasıl yapılır?

Operasyon öncesi lokal veya genel anestezi verilmez, gözler iğne ile değil damla ile uyuşturulur. İki göz için operasyon süre uygulanan yönteme göre 5 ile 10 dakika arasında değişir. Operasyon boyunca hasta ağrı, acı duymaz ancak gözüne dokunulduğunu hisseder. Operasyon sonrası hasta taburcu edilir. Hastanede yatması gerekmez.


Kimler lazer tedavisi olabilir?

18 yaşından tercihen 21 yaşından büyük, gözlerinde miyop, hipermetrop ve astigmat gibi kırma kusuru olan ancak yapılacak muayene ve tetkikler sonucu doktorun uygun gördüğü kişiler bu tedaviyi olabilir.

Kimlere lazer uygulanmıyor?

Lazer tekniği uygulanması düşünülen kişinin korneası inceyse, gözyaşı aşırı kuruysa, gözün arka tarafında diyabete ya da başka bir nedene ait kontrol edilemez bir retina problemi varsa, kontrol edilemeyen bir romatizmal hastalık, diyabet gibi bir takım hormonal hastalıklar söz konusuysa ya da hasta hamilelik döneminde ise lazer tekniği uygulanmaz.

Operasyon sonrası neler yapılabilir?

24 saat sonra işinizin başına dönebilir, kontrol sonrası herhangi bir komplikasyon yoksa duş alabilirsiniz. Ertesi gün yapılacak kontrolden sonra araba kullanabilir, makyaj yapabilirsiniz. 1 hafta sonra yüzebilir ve 3 hafta sonra da dalabilirsiniz.

Lazer de başarı şansı nedir?

Gözlüğü ve kontakt lensi atma olarak adlandırılan lazer ameliyatlarında sınırlar değişiyor. Teorik olarak sınırlar 13–14 dereceye kadar miyoplar. 6–7–8 dereceye kadar da hipermetrop ve astigmatlar. Ama pratikte böyle uygulamıyoruz. 8–9 derecenin üzerinde miyoplara, 5–6 derecenin üzerindeki hipermetroplara pek lazer tavsiye etmiyorum.

Geri dönüşüm var mı? Birkaç yıl sonra göz eski numarasına döner mi?
Eski dereceye gelmez ama ilk 3 ayın sonunda 1 yıla kadar olan süre içinde numaranın yüzde 10'u ile yüzde 30'u geri kazanılabilir tekrar. Bunun tabi ki sebepleri arasında yüksek numarayı yapmak, uygun olmayan göze yapmak gibi etkenler var. Ama çok doğru seçilmiş bir gözde beklenilenin dışında bir geri geliş çok nadir rastlanan bir durumdur.
Operasyon ne kadar sürüyor ve ameliyat sonrası ağrı oluyor mu?

Hastanın odaya girip çıkması 9–10 dakika kadar sürüyor. Ameliyat sonrası 2–3 saat süren hafif batma ve sulanma şikâyeti olabilir. Hasta gözünü 2–3 saat kapatıp istirahat ederse bu sürenin sonunda artık rahatsızlık duymaz.

LAZER GERÇEKLERİ

Kontakt lens kullanıcıları muayeneye gelmeden önce, yumuşak kontakt lens ise en az 2–7 gün, sert ve yarı sert kontakt lens ise en az 2-3 hafta önceden lens kullanmayı bırakmalıdır.
Lazer tedavisi olmak, gözde ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek herhangi bir hastalığın örneğin katarakt tedavisine engel teşkil etmez.
Gözde kayma problemi varsa, kontakt lens veya gözlük takıldıktan sonra tedavi ile kayma da düzelebilir.
Lazer tedavisi göz tembelliğini tedavi etmez.

Kafesten çıkmak için önce, bedenini özgür bırak!...
19/03/2008

Mazal, İstinye’de açılan bir yaşam merkezi. Ama, sadece psikolojik danışmanlık verilen, farklı beden ve dans çalışmaları yapılan, veya yoga yapmaya gittiğimiz bir merkez değil. Kendimizi daha iyi hissetmek için buluştuğumuz bir yaşam merkezi. Her zaman, her ruh halinde gidilebilecek, aydınlık, sıcak ve özel bir ortam...
Mazal’de sunulan farklı programların tek bir ortak noktası var, kişinin kendini daha iyi hissetmesi, yaşam kalitesini artırmaya yönelik düşünme yöntemini benimsemesi.
Michal Bardavid tarafından kurulan Dans Terapisi merkezinde; kişilerin ve grupların özel ihtiyaçlarına yönelik, hamileler, bebekli anneler, çocuklar, sigara içenler, sporcular ve stres altında çalışanları da kapsayan çok çeşitli programlar uygulanıyor.

DANS TERAPİSİ: Hemen herkese uygun, keyifli, anlamlı, geliştirici, rahatlatıcı ve yaratıcılığınızı öne çıkaran bir programdır. Dans Terapisi'nin en büyük özelliği beden ve hareketler aracılığı ile içsel bir keşfe çıkılmasıdır. Bedeni serbest bırakmak, kendini serbest bırakmaktır. Bu öylesine bir özgürlüktür ki, tıpkı kafesten çıkmak gibidir!
Bu dinamik programda, hareket ve beden birer araç olarak kullanılırlar. Kişi kendini hem rahatlamış hem de daha enerjik hisseder. Bu programda, doğru/yanlış ya da estetik kaygı taşıyan hareketler yoktur. Kişi içinden geldiği gibi, güdülerini izleyerek hareket eder. Çalışmaların içeriği, bireylerin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilir.
Bu programın en önemli etkilerinden biri kişinin kendini olduğu gibi ifade edip, olduğu gibi kabul edildiğinde yaşadığı özgürlük hissidir.
DOĞUMUN DANSI: Amerika’da 25 senedir uygulanan ve “Dancing thru Pregnancy” olarak tanınan programın, Michal Bardavid tarafından Türkiye'ye adapte edilmiş ve Dans Terapisi ile geliştirilmiş versiyonudur. Sağlıklı ve güvenli bir hamilelik için önerilir.
Bu program, hamilelik döneminde rahatlama ve doğuma psikolojik hazırlık amacıyla yapılan bir grup deneyimidir. En önemli farklılığı aynı süreçten geçen anne adaylarına, psikolog eşliğinde duygu ve tecrübelerini birbirleri ile paylaşma fırsatı sağlamasıdır.

 

 
Yazışma Adresi: P.K.: 112 34725 Kızıltoprak - İstanbul - Tr.
Tel: +90 (216) 414 49 98 / +90 (216) 414 49 36
Elektronik Posta: aeanews@aeanews.com.tr

Copyright © 2009, Agency Europe & Anatolia
Agency Europe & Anatolia bir Ekşioğlu Medya Grup kuruluşudur.